Nur Özalp Resim Sergisi Tem Sanat’ta…

9 Mart – 22 Nisan 2017 tarihleri arasında TEM SANAT GALERİSİ’nde, yaşamını Berlin ve İstanbul arasında sürdüren Nur Özalp’ın resimleri sergilenecek. Sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümünden mezun.

Nur Özalp, bu son sergisinde orta boy tuvallerin yanı sıra büyük boyutlu işler de sergiliyor. Resmi kuran paralelleri seviyor sanatçı. Bulutların, gölün, denizin dünyası.  Soyut derken bir iki sembolle dünyanın gerçekliğine bağlanmayı deneyen resimler. Dünya giderek uzaklaşan bir kurgu içinde. Yeryüzü tasviri kimi resimlerde beyaza bürünüp yağmur oluyor, kimi resimlerde uzakta bir göl, ya da siste yolunu kaybetmiş bulutlar…  Bazılarını içindeki “haiku” duygusuyla yaptığını söylüyor sanatçı. Baktığı gördüğü imgelerin, sanatçının içinden sadeleşerek bir defada çıkması gibi.

Büyük boyutlu işler elbette uzun solukla yapılabilecek çalışmalar; renkleri bitiştirirken bazen klasik bir eda; ancak, anındalık içeren tuşları, sıçratmaları, boya akıtmalarını da unutmuyor Özalp. Böylelikle, tuvalde heyecanlı bir varlık alanı kuruluyor. Oluşturduğu kompozisyonlar sağlam; bu ilişkiler ağında ilginç kurgular izliyoruz: masalar, sandalyeler, gün batımlarına gönderme… Sanatçı, kimi zaman mekanlar, şehirler, insanlar ve onların öykülerini  düşlüyor fakat tüm bunlar rengin arkasında, dokunun kıvrımında ve hatta eserin adında gizleniyor. Tuvalde yer alanların, kendi içindeki serüvenidir bu; şeylerle şeylerin dengesi. Karelerin, yuvarlakların, paralellerin, çaprazların alanı ve de bunların boyayla, malzemeyle üretilmesi. Ressamın işi,  bu estetik kurgu ve ayrıca yaşananlardan geçen algıyla biçimlenen rüyalar toplamı. İşte, Nur Özalp, böyle temellenen estetik bir alanda, “Ağacın Sesi”ni, “Hedef Kim”i,  “Sunak”ı  ve “Yol Ayrımı”nı boyamış.

Zaman zaman rengin kışkırtıcı çağrısına kulak veren sanatçı bazen de siyaha sığınmış. Renkleri istediği gibi kullandığı muhakkak; kırmızının çağırdığı yeşil, yeşilin çağırdığı pembe. Özalp, isterse bu oyunu oynuyor, arada bir de tek rengin iniş çıkışına yaslanıyor. Neyi nasıl anlatmak isterse, kendini sınırlamadan , özgür hissederek… Resminde semboller de var,  mesela ağaç… Ülke demek olan, inançlar demek olan bir ağaç boyamış Özalp. Ya da yeşiller içinde Narcisus. Kendini beğenen, kendine aşık doğa. Ya da, ara sıra, bir iki işlemeli örtü yapıştırmış tuvale,ya da, işlemeli örtüyü tuvalde tarif etmiş. Sanatçının bir başka noktası da kumaşlar, nakış işleri gibi malzemeye düşkünlüğü… Ona, ev içleri, yaşamın kendisi, orta sınıf değerlerinin hepsi demek olan bu kumaşlar ve işlemelerin ait olduğu dünya… Sanatçı, bu noktada, pop kültüre yaklaşıyor. Gündelik hayatta önünden kayıp giden imgeler, objeler ve çeşitli tavırlar ilgilendiriyor onu. Yaşam türlü türlü çeşitlilik içeriyor ve imgelerin zenginliği başını döndürdüğünden tek bir noktaya bağlı kalmak, ona susuz kalmak gibi geliyor. Aklına geleni, elinden geldiğince yapmak istiyor; sınıflandırmalara, çekmecelere ve de çekmecelenmeye karşı.

Peyzajları  ki,  bir çok resminde doğaya göndermeler var, genellikle birbirine parallel akan boya alanlarıyle kurulu; geçişleri yumuşak, duru anlamlar içeriyor. Bir tür meditasyon düşüncesi, arınma anı, doğaya baktığımızda içimizdeki his; sanatçı, o lahza, işte oralarda dolaşıyor ve bu anlardan geçen, bu kıpıların biriktirildiği resimleri ruha dokunuyor.

Düşüncenin gücüne inanmıyan toplumların eksikliği, kıyıcılığı vahşiliğin ta kendisi diye düşünen Nur Özalp, sanatla içiçe yaşamı ve düşüncenin gücüne ve büyüsüne kaptırılmış hayatı ile buna karşı duruyor.