Çiğdem Buzul; Bakın Şu Konuşturana!

Konuşma bozuklukları, özel eğitim, oyun terapisi ve çocuklara yönelik psikoterapi uygulamaları… Hiç de yabancı gelmiyor değil mi? Pek çoğumuzun yaşayabileceği, günümüzün bildik sorunları… Neyse ki çözümsüz değiller. On yılı aşkın süredir kendi merkezinde, güçlü ekibiyle çocuklara danışmanlık yapan Çiğdem Buzul, alanındaki yetkinliği, dünyayı takip eden ilgisi ve tanıştığınızda kolaylıkla farkedebileceğiniz şefkatiyle, aile yaşamımızın orta yerine çöreklenen tatsız problemlere etkili çözümler sunuyor. Gelin onu ve çalışmalarını daha yakından tanıyalım…

Öncelikle sizi tanıyalım… Nerede doğdunuz ve büyüdünüz? Eğitiminiz? Bugüne kadar neler yaptınız?

Diyarbakır’da doğdum ardında Babamın memleketi Gaziantep’e yerleştik ve bir süre orada yaşadık. Dört yaşındayken de İstanbul’a taşındık. 1994 yılında Özel Ortadoğu Lisesi’nden mezun oldum. Ardından Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden lisans derecemi aldım ve ABD’ye gittim. ABD’de University of Central Florida’da konuşma ve dil bozuklukları bölümünü bitirdim, bir yıl orada çalıştım ve 2005 yılında ülkeme döndüm.

Psikolojiye ilginiz ne zaman başladı?

Çocukluğumdan beri gözlem yapmayı, insanları analiz etmeyi severdim. Lise yıllığımıza bile arkadaşlarım, benim ileride iyi bir psikolog olacağımı yazmışlardı. Psikolog olmadım ama insanlarla ilgili bir alanda uzmanlaştım. İyi ki de Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlığını kazanıp sonrasında da yurt dışına gitmişim.

Çiğdem Buzul Danışmanlık’ın marka öyküsünü anlatır mısınız?

Üniversitede okurken kendimi nasıl farklılaştıracağımı araştırmaya başladım ve o dönemde geleceğin trendleri arasında konuşma ve dil terapisi vardı. 90’lı yıllarda Türkiye’de böyle bir alan olmadığından (ki şimdi bile yeni yeni ortaya çıkmaya başladı, üniversitelerde bölümler açılıyor, özel dersler entegre ediliyor vs) ABD’ye gitmeye karar verdim. ABD’de konuşma ve dil terapisi üzerine eğitimimi tamamlayınca bir yıl daha kalıp çalışmaya karar verdim. Tabii bu süreç de çok önemli bir tecrübe oldu benim için. Çünkü çalışmaya başladığım okulda benden önce üç farklı terapist sistemsizlik yüzünden okulu bırakmıştı ama ben bir sistem kurdum, keyifle çalışıp ülkeme döndüm.

Türkiye’de 2005 yılında konuşma ve dil terapisti ihtiyacı fazlaydı fakat ne bu alanda uzmanlaşmış isimler vardı ne de rehabilitasyon merkezleri… Bu nedenle babamın da desteği ile kendi merkezimi açtım. 13 yıldır da kendi merkezimde, ekip arkadaşlarımla beraber terapilerimize devam ediyoruz.

ÇBD’de çalışma alanlarınız?

Konuşma bozuklukları, özel eğitim, oyun terapisi ve çocuklara yönelik psikoterapi hizmetleri sunuyoruz. Okul çağındaki çocuklar, ergenlik dönemindeki gençler ve yetişkinlere özel terapilerimizle onların hayatlarını iyileştirmeye çalışıyoruz.

Sizin farkınız nedir?

Yaşanan sorunlar hep aynı ancak sorunun çözümü her birey için farklı olmalı. Standart uygulamaların dışına çıkmalı ve bireyin ihtiyacına uygun çözümü geliştirmek gerekiyor. Merkezimizde bireyin öncelikle hangi alanda destek alması gerektiğini tespit ediyoruz. Ardından da bireyin yaşı, ihtiyacı, durumu ve ailenin / okulun beklentilerini ortak noktada buluşturan eğitimler planlıyor ve uyguluyoruz.

Birey ya da ebeveyn bir sorun olduğunu biliyor ama hangi alanda destek alması gerektiğini bilmiyorsa ne yapmalı? Ne öneriyorsunuz?

Tıbbi bir tanı için çocuk psikiyatristine ya da nöroloğuna, konuşma bozukluğu alanında bir problem varsa tabii ki konuşma terapistine başvurmalılar. Eğer psikolojik olarak bir desteğe ihtiyaç varsa (özgüven, kaygı, saldırgan davranışlar, uyum, fobiler gibi) psikoterapi ya da oyun terapisi faydalı olacaktır. Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, otizm, down sendromu, üstün zekalı ve benzeri olan çocuklarla ise özel eğitim uzmanı çalışmalıdır.

Ekibiniz?

Özel eğitim, oyun terapisi ile konuşma ve dil bozuklukları alanında uzman bir ekip olarak danışanlarımıza destek oluyoruz.

Konuşma Terapisi ülkemizde çok bilinmeyen bir konu. Nedir ve kimlere uygulanır? Süreç nasıl ilerler?

Ülkemizde bu alanın temelleri 2000’de Anadolu Üniversitesi’nde Dil ve Konuşma Terapistliği Ana Bilim Dalı kurularak atılıyor. Daha sonra yüksek lisans ve 2004 yılında da doktora programı başlatılıyor. Anadolu Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesini alan 94, doktora derecesini alan 6 uzman terapist bulunuyor.

Konuşma terapisi, bireye iletişim becerilerini kazandırmak için uygulanır. Terapi çocuklar ve yetişkinlerin yanı sıra tipik ve farklı gelişen çocuklara, ergenlere ve yetişkinlere uygulanabilir.

Konuşma terapisi çok geniş bir alandır. Terapistler anlama, ifade, artikülasyon, kekemelik, otizm, gelişim geriliği, gecikmiş konuşma, yutkunma alanlarında çalışmalar yaparlar.

Bireyin önce hangi alanda ne gibi bir problemi var bu tespit edilir daha sonra bu durumu ortadan kaldırmak ya da iyileştirmek için nasıl bir çalışma yapılmalıdır bu belirlenir ve çalışma başlar. Çalışmanın süresini ise danışanın yaşı, problemi ve öğrenme hızı belirler çünkü problemler benzer olsa da bireyler farklıdır.

Özel Eğitim nedir? Kimlere ve nasıl uygulanır?

Özel eğitim çeşitli nedenlerle, bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey, özel eğitim gerektiren bireydir. Ülkemizde özel eğitim gerektiren çocukların eğitimine, 1889 yılında Grati adında birinin İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okulu açması ile başlanmıştır. 1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu açılmış ve bu okul 1924 yılından 1950 yılına kadar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı olarak özel eğitim hizmetlerini sürdürdükten sonra aynı yıl Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir. Özel Eğitim Hizmetleri, 1950 yılından günümüze kadar Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir şube müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. 1952 yılında Gazi Eğitim Enstitüsünde özel eğitim şubesi açılmıştır.

Bu kadar eski bir tarihi olmasına rağmen halen ülkemizde ne olduğunu tam bilinmeyen, sadece farklı gelişen bireylerle çalışan kişilerin akla geldiği bir alandır. Oysa ki özel eğitim de konuşma terapisi gibi çok geniş bir alana yayılmıştır. Üstün zekalı olan, engeli olan bireyler, dikkat dağınıklığı, hiperaktivitesi, öğrenme güçlüğü olan, okuma-yazmada güçlük çeken, davranış problemleri olan çocuklar, tuvalet eğitimine ihtiyaç duyan çocukların problemlerine çözümü özel eğitimciler sağlar. Hem tipik hem de farklı gelişen çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışırlar. Farklı gelişen bireylerle çalışırken akademik çalışmaların yanı sıra ana amaç bireylere yaşına uygun bağımsız yaşam becerileri kazandırmaktır.

Merkezimizde eğer farklı gelişen bir bireyle çalışma yapıyorsak ekip olarak üzerinde durduğumuz en önemli nokta budur, bağımsız yaşam becerileri kazandırmak, yani bizim öğrettiğimiz bu kişinin hayatta ne işine yarayacak sorusuna cevap bularak eğitim planlamak.

Uyguladığınız gelişim ve zeka testleri? Anne babalara bu tür testleri öneriyor musunuz?

Merkezimizde Psikoloğumuz Berk Omay tarafından uygulanan zeka testleri Wiscr4, Cas, Gessel, Bendel Gestalt, Frosting, Agte, Portage, Kohs Küpleri’dir. Günümüzde sık kullanılan zeka testlerinin, zekanın değil de çocuğun ilerideki akademik başarısının tahmin edilmesini ölçmede başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Zeka pek çok faktörden etkilenir. Genetik, kültür, alınan eğitimin kalitesi, beslenme, hastalıklar, yaşam koşulları gibi. Özellikle burada kültürün, alınan eğitimin ve yaşam koşullarının etkisini ön plana çıkarmak gerekir. Zeka doğuştan gelen ve hiç değişmeyen bir özellik değildir. Tabii ki genetik faktörler sınırları çizer ama o sınırların içinde nasıl hareket edeceğimiz doğduktan sonra karşılaşılan şartlarla ilişkilidir. Yani zengin uyaranlı, üst yaşam kaliteli koşullarda zekanız; genlerinizin izin verdiği en üst noktaya ulaşabilir. Zeka testlerini de bu açıdan değerlendirmek sadece sonucuna göre hareket etmemek faydalı olur.

Merkezinizde Oyun Terapisi uyguladığınızı biliyorum. Bilmeyenler için bu terapi türünü detaylı anlatabilir misiniz?

Son yıllarda ülkemizde de özellikle çocuk terapilerinde giderek adını duyurmaya ve yaygınlaşmaya başlayan oyun terapisi, terapistlerin 3-11 yaş aralığında sıklıkla başvurduğu bir terapi çeşididir. Tabii bu yaş sınırı biraz da çocuğun oyun becerilerine ve oyuna duyduğu ilgiye göre esneklik kazanabilir.

Diğer tüm terapiler gibi çocukların duygusal ve içsel çatışmalarını çözüp, günlük hayata daha iyi adapte olmalarını sağlayan oyun terapisinin merkezinde çocuk vardır. Çocuk bir yetişkin gibi derdini anlatamayabilir, ayrıca kendini bir yetişkin kadar iyi analiz etme şansına sahip de değildir. Bu yüzden özellikle yaşça küçük çocuklar için oyun terapisi son derece etkin bir yöntemdir.

Oyun terapisi;

– Her türlü kaygı ve korkularda

– Öfke kontrol problemlerinde

– Uyum ve davranış problemlerinde

– Yeme, uyku tuvalet gibi temel ihtiyaçları gidermede sorun yaşayan çocuk ve ailelerde

– Tırnak yeme, parmak emme, tikler gibi sorunlarda

– İçe kapanık çocuklarda

– Sosyalleşme ve özgüven kazandırmada

– Anneden ayrılma problemlerinde

-Takıntılarda

-Boşanma, ölüm, taciz gibi travmatik durumlarda kullanılan bir yöntemdir.

Bu terapide oyun, çocuğun “dili” oyuncaklar ise “kelimeleridir”. Çocuk oyun odasına girdiği andan itibaren “özgür” olduğu bir dünyaya adım atar. Oyun odasında arabalar, bebekleri, doktor eşyaları olabileceği gibi duygularını ve iç dünyasını yansıtabilmeleri adına çocuklara silahlar, kılıç gibi oyuncaklar da sunulur. Hangi oyuncaklarla oynayacağı, hangi oyun temalarını kullanacağı hatta o seans oyun oynayıp oynamayacağı bile çocuğa kalmıştır. Öyle ki çocuğun bir süreliğine “uyumayı” tercih ettiği ekstrem seanslar bile mevcuttur. Oyun odasında 3 temel kural vardır: Oyuncaklara, kendine ve terapiste zarar vermemek. Bu serbestlikteki amaç dış dünyada engellenen ve hayırlarla karşılaşan çocuğa koşulsuz kabul edildiğini göstermek ve terapistle güven ilişkisini kurarak dünyanın aslında güvenli ve keyifli bir yer olabildiğini anlatmaktır. Bununla beraber çocuk kendi kararlarını verip, uygulayabildiği için özgüveni de yükselir.

Çocuklara psikoterapi yapılabilir mi?

Günümüzde çocuklar için gayet etkin terapi yöntemleri kullanılıyor.  Bilişsel davranışçı terapi, oyun, sanat ve kum terapileri gibi…

Psikoterapiye ihtiyacı olduğuna karar verilen çocuklar erken yaşta genel olarak oyun terapisiyle problemleri ortadan kaldırılırken ilerleyen yaşlarda çocuğun öz farkındalığı, mantıksal ilişkiler kurma becerisi ve kendini ifade etme gücüne göre Bilişsel Davranışçı terapiyle de sorunlar çözülebilir. Genelde 3 yaş çocuğun da oyun becerilerine bağlı olarak; terapi için uygun bir dönem olabilir. Ancak bu dönemin öncesinde psikologlar genelde aileyle görüşerek, onlara sorunlar karşısında neler yapmaları gerektiğiyle ilgili bilgi verir, çocukla çalışmaz.

Anne-babaların en sık düştüğü hatalardan biri, bu çocuk bir şey anlamaz ya da ileri de hatırlamayacak bile düşüncesiyle hareket etmesidir. Ancak bu düşünce doğru bilinen yanlışlardandır. İnsan zihni bilinç, bilinç öncesi ve bilinç dışı olmak üzere üç katmana ayırılır ve bilinçdışı mekanizma sonsuz bir saklama kapasitesine sahiptir. Yani siz gündelik hayatta 0-3 yaş arasını hatırlamasanız bile bu o dönemde kaydedilen verilerin silindiği anlamına gelmez.

Çocukları bir birey olarak değil de kendimize ait bir parça olarak görürüz. Halbuki çocuklar da kendilerine ait iç dünyaya, duygulara, düşüncelere, hayat deneyimlerine sahip bireylerdir. Dolayısıyla onların da sorunları, sıkıntıları, çözülmeyi bekleyen problemleri vardır.