Yaşlanıyorsunuz! Ya Cildiniz?

Yaş aldıkça değişen görüntümüz önce cildimizden ve saçlarımızdan kendini ele verir. Doğumdan itibaren yavaş yavaş değişen cilt yapısı, yirmili yaşlardan sonra biraz daha hız kazanır, kırk yaşından sonra da iyice hızlanır. Bünyesel ve genetik faktörlere göre değişim gösterse de;  yapısı itibari ile 40 yaşında yüzeyi kalınlaşmış, esnekliği azalmış, ince çizgilerin artmış olduğu bir cilde sahip oluruz.

Günümüzde, dermo kozmetik ürünler, besin destek takviyeleri, vitaminler ve ileri teknoloji cihazlar cildin yaşlanmasını ne kadar geciktirse de, her yaşın cildinin ihtiyacı farklıdır.

Cildi taze ve genç tutmak için dış faktörlerden korumak, beslenme düzenimize ve yaşam tarzımıza dikkat etmek,  medikal estetik mucizesinde faydalanmak gibi elimizde olan bazı durumları değerlendirmek gerekir.

Önce cildimizi korumamız gereken çevresel dış faktörleri ele alalım. Son yıllarda cilt yaşlanmasını hızlandıran en önemli iki sebebin güneş ve hava kirliliği olduğu uzmanlarca tespit edildi. Egzost dumanı, kalorifer isi, klima havası, sigara ve havadaki toz, kısaca ozonu kirleten kimyasallar cildin üst tabakasındaki hücrelerde oksitlenme etkisi yaratarak cilde bir çeşit pas bulaştırıyorlar. Derin cilt bakımı, günlük cilt temizleme rutinleri ve anti oksidanlı cilt bakım ürünleri bu çevresel faktörlerin etkilerini azaltmada çok yardımcı oluyor.

30’lu yaşların sonuna kadar ciltteki kolajen ve elastin üretimi normal seviyesinde devam ederken, sonrasında hormonal değişimler ve yaşam tarzı nedeniyle azalmaya başlıyor. Sigara, stres, doğum kontrol hapları, TSH seviyeleri bunların azalmasına sebep oluyor.

40’lı yaşlarda pigmentasyon kaynaklı renk değişimleri ve doku bozulmaları oluyor. 50’li yaşlar ise kolajen üretiminin iyice azalması ve kuruluk nedeniyle kırışıklıkların hızla artması, 60’lı yaşlarda derin çizgilerin oluşması şeklinde bir cilt serüvenine şahit oluyoruz.

Tabi ki yaşlanmayı durduran bir hap çıkmadı ama geciktirmek biraz da bizim elimizde.

20’li yaşlar, cildin yenilenme seviyesinin yüksek olduğu yaşlardır. Büyüme hormonu (human growth hormone) normal seviyesindedir. Üreme için ideal yaşlardır. Bu yaşlarda yakalanılan kanser gibi hastalıklar da vücudun yenilenme ve gelişme döneminde olduğu için hızla yayılır. Vücudumuzun içindeki her şey hızla koşturduğu için hormon seviyesi fazlalıkları da akne, sivilce, yağlanma gibi etkilerle kendini gösterir. Bu yaşlarda vücudumuza ve cildimize yapacağımız doğru yatırımların meyvesini ileriki yaşlarda toplamak mümkündür. Mesela cilt kırışmadan botoksa başlamak için ideal yaşlardır. Bilinenin aksine, cilt kırışmadan yaptırılan botoks, mimik ve cilt kırışıklıklarını engelleyecektir.  Cildi yumuşak ve nemli tutmak, kırışıklıkların oluşmasını engelleyecektir.

30’lu yaşlara doğru renk değişimleri ve lekelenmeler başlar. Yine ergenlik dönemi itibari ile yaz – kış güneş koruyucu kullanmak, güneşin cilde verdiği hasarları engellemek için çok önemlidir. Güneşin daha doğrusu UV ışınlarının bitkileri bile bozduğunu, soğuk ülkelerde yaşayanların daha genç kaldığını düşünürseniz, güneşin hiç de masum olmadığını anlarsınız. Gençlik dönemi sivilceleri ve akneleri eğer doğru tedavi edilmezse, ilerleyen yaşla birlikte hormanların da etkisiyle melazma olarak (koyu lekeler) kendini gösterir ve yüzünüzde kalıcı kahverengi lekeler meydana gelir. Melazma ve hiperpigmentasyon tedavisinde melanin seviyesini dengelemek için genelde hidrokinon, alfa hidroksi asit, retinoid gibi etken maddeler içeren ürünler kullanılır ve güneşten gölgede bile kaçınılır. Bu tedavi süreci doktor kontrolünde olmalıdır.

40’lı yaşlar, genişlemiş gözenekler, renk değiştirmiş ve elastikiyeti azalmış cilt demektir. Bu yaşlarda ölü hücreler eskisi gibi kendini ciltten atamaz. Ciltte biriken ölü hücreler; dış tabakayı kalınlaştırır, matlaştırır ve güneşe maruz kalınırsa lekelenmeyi de artırır.  Dış etkenlerin, hormonların, güneşin dışında ciltte biriken kozmetik ve kremler de ölü hücreleri tetiklerler. Bu yaşlarda yapılan rutin derin temizlik işlemleri çok daha önem taşır. Ancak, cilt temizliğinde canlı hücrelere zarar vermemek için daha hassas yaklaşmak gerekir.  Daha çok glikolik asit içeren temizleyiciler, retin – a, retinoid ve antioksidanlı derma ceuticals ürünler (tedavi eden)  kullanılmalıdır. Dışardan kolajen takviyesi yapılmalıdır. Bunu besin desteği ya da artık ülkemizde de olan kolajen yatağı teknolojisi ile destekleyebilirsiniz. Oluşmuş lekeler için dermatolog kontrolünde IPL, fraksiyonel lazer gibi yöntemlerden faydalanılabilir.

Retinoid yani yoğun A vitamini etken maddeli ürünler, dermatolog tarafından reçeteli ilaç kategorisindedir. Pek çok cilt bakım ürününde duyduğumuz retinol ise, daha az A vitamini içerir. Etkisi kanıtlanmış retinoid ya da retinol içeren kremler her akşam kullanılması gereken, olmazsa olmaz gençlik iksiri gibidir. Ciltteki ölü hücreyi atan, pigmentasyonu dengeleyen, cilt yüzeyini yeniden yapılandıran, yağ oranını dengeleyen, çizgi ve kırışıklıkları azaltan hatta bazı cilt kanseri türlerinin önüne geçen retinoid bizim için altın değerindedir. 20’li yaşlardan itibaren retinol içeren kremler kullanılmaya başlanırsa, 40’lı yaşlarda retinoid’e ihtiyaç kalmadan retinolle hayatınıza devam edebilirsiniz.

Bu yaşlarda artan yüz sarkmaları için ufak medikal dokunuşlarla da yaşınızı 5-10 yaş geri atabilirsiniz. Özellikle sarkmalarda, yorgun yüz ifadelerinde, çökmüş nazolabial (dudak yanı) görüntülerinde hyaluronik asit dolgular sizi gençleştirecektir.

Gelelim 50’li – 60’lı yaşlara, eğer önceki yaşlarınızda cildinize iyi baktıysanız şimdi o da size güzel görünecektir. Ama gençlik yıllarında genelde her şeye dikkat edilse bile, güneşe maruz kalmış olma ihtimaliniz çok yüksektir. Bu da yine kuruluk ve lekeler olarak bize geri döner. Yaş itibari ile azalan kolajen ve elastin seviyelerini de hesaba katarsak; kuru, incelmiş ve hassas bir üst tabaka, yağ tabakasının azalmasından dolayı çöken göz altları ve sonuç kırışık, sarkmış bir cilt…

Bu yaşlarda cildi nemli tutmak çok kolay olmaz. Bu nedenle suya tutunan hyaluronik asit ve peptit içeren kremler, ince yapılı doğal yağlar ve kolajen destekleri ile cildinizi toparlayabilirsiniz.

Medikal estetikte uygulanan; radyo frekanslar, serum, dolgu ve enjeksiyonlar da size genç bir cilt verecektir.

Bazı ufak tüyolara gelirsek;

Şeker, tüm hücreleri yaşlandıran büyük bir zehirdir aslında. Glikoz ciltte enflamasyona sebep olduğundan kırışıklığın artmasını tetikler. Şeker zaten tüm vücut zararlı olduğundan, hayatınızdan mümkün olduğunca uzak tutmanız gereken bir madde.

Vücudun büyüme hormonu gece 23.00 de aktive olur. O nedenle o saatlerde yapacağınız bakımlar sonrası uykuya geçmeniz, siz uyurken güzelleşmeniz için çalışacaktır.

Cilt bakımı rutininize boyun, dekolte ve ellerinizi yani açıkta kalan bölgelerinizi de eklemeniz gerekir.

Her zaman söylediğim gibi;  kremlerinizi, soğuk su ile yeni yıkayıp kuruladığınız nemli  cildinize sürmeniz, su ile kremin etkileşimi ile cilde daha hızlı nüfuz edecektir.

Ve son olarak, kan dolaşımını artırmak için;  yıkayıp, krem sürdüğünüz cildinize parmak uçlarınızla ufak dokunuşlarla vurmaktır.

Güzel kalın…