Hayatın Ortasında…

 

Hayatın ortasındayızdır hep… Bizden daha yoksullar olduğu gibi daha varsıllar da vardır.
Bizden daha güçlüleri olduğu gibi daha zayıfları da vardır… Bizden daha çalışkanları olduğu gibi daha tembelleri de vardır…

Vardır yani… Hep de olacaktır. Bizden üstte de, altta da…
Çünkü hayatı ancak böyle öğrenebilir, böyle keşfedebiliriz.
Zıddıyla fark edebiliriz. Hayattaki duruşumuzun ve durumumuzun farkını ancak öyle anlayabiliriz…

Bu durum bazen kıskançlığa, bazen kibre yol açar… Kötü şeyler yaşadığımızda: “Neden ben?” diye isyan ederken, iyi şeyler yaşadığımızda ise zaten hakkettiğimizi düşünürüz. Ta ki olanı olduğu gibi kabul edip, hayatla birlikte akmaya başlayıncaya kadar… Buz gibi katı olup kırılgan olmak yerine, su gibi akışkan olmayı öğreninceye kadar… Yaşananlara dahlini öğrenip, kendine çeki düzen verene kadar…

Herşeye, herkese rağmen bildiğinin ve yapabildiğinin en iyisini yapmaya başlayıncaya kadar… Tüm varlık aleminin de, seninle aynı kaynaktan var olduğunu, aynı kaynaktan beslendiğini, aynı haklara sahip olduğunu kabul edinceye kadar… Herkesin kendine özgü bir yolculuğu olduğunu ve hayatı ancak öyle öğreneceğini, onun yolculuğuna müdahale etmenin onun öğrenmesini geciktireceğini anlayıncaya kadar…
Her şeyi bildiğini düşünmekten vaz geçip, hep öğrenci olduğunu fark edinceye kadar…
Velhasılı ÖLmeden önce ÖLünceye yani OLuncaya kadar…