Hüzünlü Beyaz Yakalı

 

Önce cep telefonundaki alarmın sesini değiştirdi. Güne daha yumuşak bir melodi ile uyanmak, daha çok motive olmak demekti. Sonra uyanır uyanmaz perdeleri açıp, yükselen güneşe karşı esneme hareketleri yaptı. Bu arada kahve demlenmeli, buram buram kokusu evi sarmalıydı. Banyoyu unutmayalım. Sabahleyin alınan duşun enerjik etkisi olduğunu da okumuştu.

Sevdiği müziği dinlerken giyinmeli, tahıllı ekmeği kızartmalı, aynaya bakıp gülümsemeli, yetmedi mi aynaya bakıp kahkaha atmalıydı. Hah-hah-haahh. Hah-hah-haahh.

Müthiş hissetmek için cebinde henüz denenmemiş, tomarla reçetesi vardı. Masaya canlı çiçek, öğle yemeği organizasyonu…

Her zamanki gibi tam vaktinde şirkete girdi girmesine de çok garip… Ayakları bedenine isyan bayrağı çekmişti. Ayakların geri geri gitmesi işte böyle bir şey olmalı diye düşündü. Diğer organlara, bilhassa beyne baş kaldırmak mı? O beyin ki; mantığın, vizyonun, kariyerin, stratejinin, en şaşalı beyaz yakaların kankasıydı. O ileri derken yere yapışmak, hatta gerilemek de neyin nesiydi? Ahmak ayaklara bak sen!

Ansızın çocukluğunu hatırladı. İrkildi.

Coşkulu bir bayram sabahı okuldaydı. Tören başlamak üzereyken kalın perdenin arkasından kalabalığa bakıyordu. Aslında dans etmek istemiş ama arzusu kabul görmemişti. Oybirliğiyle sesin güzel denmiş, günler öncesinden eline uzunca bir şiir tutuşturulmuştu. Ne hoş.

Sahneye çıktığında, sanki bir kurbağacık yutmuştu. Boğazını şişirdi, şişirdi… Öğretmenin ısrarlı işaretiyle nihayet ilk cümleyi söyleyiverdi. Şiirin gerisi çorap söküğü gibi gelmişti.

Yıllar içinde, şehrin havalı lisesini ve yüksek puanlarla parıldayan üniversitesini bitirdi. Hazır olduğunda beyaz yakasını taktı, omuzlarını dikleştirdi. Deri çantasıyla, gösterişli gökdelene sağlam adımlar attı.

Fakat eski dostu, onu asla terk etmemişti. Benekli ve yapışkan kurbağa!

Hala can alıcı toplantılarda, hala sunumların ilk sayfasında ziyaretine koşuyordu kurbağacık. Hoop bir zıplayışta boğazına oturuyordu.

“Vrak vrak, hadi derin nefes al”

“Vrak vrak, hadi anda kal, şu anda”

“Vrak vrak, boğazına salyangoz oturanları hayal et, hadi şükret”

“Vrak vrak, ne çiftçi mi olmak istiyorsun? Buna izin verir miyim sanıyorsun? Tarlalar kurbağa dolu. Onları görünce beni unutursun.”

Aynı gün, yeni tanıştığı meslektaşına kartvizitini uzatırken düşürdü. Havada taklalar atan kartvizit rüzgâra kapıldı, camdan uçtu ve kayboldu. Hemen peşi sıra cama yaklaştı. Fakat gözü sadece toprağa takılmıştı. Üstüne binaların dikilmediği, yemyeşil bir avuç toprağa bakakaldı. Somurttu.

Niçin hüzünleniyorum diye kendine şaşırdı.

Başarılı olmak, dorukta kalmakla ilgili videolardan birini açtı. Başını bilgisayarına gömdü.

fatma@fatmamericdemirel.com