Önce Sevmeyi Öğrenmeli…

 

Kimimize göre Darwin anlayışıyla maymundan, kimimize göre Adem ve Havva’dan üredik… Ama bilinen gerçek; bitki, insan, hayvan ne olursa olsun tüm canlıların iki cinsi  olduğu; erkek ve dişi… Her ikisinin de kendine has yaratılış özellikleri, değişmez gerçekleri ve doğanın zamanla onlara yükledikleri var.

Erkek taşıyıcı ve koruyucudur her anlamda… İlk tohumu taşır, yiyecek taşır, yuvayı taşır, yakacak taşır, dişiyi taşır; bazen zor olsa da…

Dişi kurucu, kurgulayıcı-yaratıcıdır. Yeni bir hayat yaratır içinde. Yuvayı kurar, hayatı kurgular, erkeği yaratır, hatta bazen baştan yaratır…

İki cinsin ilk çağlardan beri kavgası, önce kendilerinin, sonra da birbirlerinin ne olduğunu bilmemelerindendir. Aslında hiç farkında olmadıkları bu konudaki ısrarlı cehalet gerginlik yaratır… Oysa bilgi her zaman rahatlıktır. Bilgi varsa, çözüm vardır.

Bilmek için ne gerekir? Yeterli ölçüde istek, yeterli ölçüde çaba ve yeterli ölçüde sabır… Kadının, erkeğin doğasını, erkeğin de kadının yaratılış özelliklerini bilmesi, bilmeyi istemesi, buna sabır ve çaba göstermesi için önemli bir katalizör gerekir; sevgi!

Sevgi nedir peki? Nasıl sevilir? Sevginin olmazsa olmazları var mıdır? Herşeyden önce, tam da hissettiğim gibi söyleyeceğim;

Kocamandır sevgi denen duygu… Ucu, bucağı yoktur.

Korkusuzdur; bu sebeple ömrü çok uzundur.

Dingindir, huzurludur…

Evrenseldir; dili, dini, ırkı yoktur.

Cinsiyetsizdir; her varlığa sadece  var oluşundan dolayı hissedilir.

Kaprissizdir; bencillik içermez çünkü.

Sabırlıdır; sabır sevginin kendi doğasında vardır, özel çaba gerekmez.

Kabullenicidir; dışlamaz.

Sarmalayıcıdır; şevkatlidir.

Anlayışlıdır…

Saygılıdır…

Sorumluluk sahibidir.

Beklentisizdir; karşılık istemez.

Bilgilidir; her an öğrenmeye, gördüğünü, duyduğunu anlamaya istekli…

Şekilci değildir; özü görür, derini bilir, yüzeyde gezinmez.

Ve her gün, her an kendini besler, çoğalır.

Fedakardır demeyeceğim; çünkü fedakarlık istekten değil, mecburiyetten gelir… Birikiminde de içimizi yer, bitirir…

Bu tanımlamayla yarın sabah kalktığınızda önce aynaya bakıp “kendimi seviyor muyum?” diye sormalısınız… Cevabınız “evet” ise artık başkalarını, başka canlıları hatta cansızları sevmeye hazırsınızdır.

Pencereyi açın, boşaltın zihninizi ve seyredin… Gökyüzünde bulut ya da güneş, sokakta bahçede belki küçük çöpler, belki de yemyeşil çimler, çiçekli ağaçlar… Komşunun kırık camı vs… Her birine tek tek, uzun uzun bakın, yargılamadan, sorgulamadan sadece bakın… Herbirinin ardında farklı bir hikaye var. Kimi sevinçli, kimi hüzünlü, kimisi de çok saçma belki ama VAR.. Bunu hissetiğiniz noktada çok geniş bir kapı açılacak kalbinizde… Hayat sadece durduğunuz, olduğunuz noktada değil, her yerde var. İşte sevginin kabulleniciliğini öğreneceksiniz o anda.. Hem tüm hikayeleri, hem de kendinizinkini… Var oluşunuza, sahip olduklarınıza şükür gelecek ardından… Ve belki de ilk defa sahip olamadıklarınıza hayıflanmanız azalacak… Kendinizi daha çok seveceksiniz…

Yarın sevgiyi biraz daha bilerek bitireceksiniz günü… Kendinizi daha fazla severek… Başka sevgilere -bilerek- hazır olarak….