Brügge; Ortaçağ’ın Masal Kenti

 

Çikolataları, danteli, kanalları ve biralarıyla ünlü Ortaçağ’dan kalma mimarisi ile Belçika’nın görülmesi gereken şehirlerinden biridir Brügge. 2. Dünya Savaşı’nda zarar görmeden tarihi dokusunu günümüze kadar korumuş nadir şehirlerdendir aynı zamanda…

Aşıklar  şehri olarak da anılan Brügge kanalları dolayısıyla Kuzeyin Venedik’i olarak da bilinir. Ancak Venedik’ten daha küçük, şirin ve masalsı bir şehirdir. 12. yy dan kalma tarihi yapıları ile tam bir Ortaçağ şehri olan Brugge, 2000 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alınmış. Kendi küçük namı büyük şehir o kadar iyi korunmuş ki sokaklarında dolaşırken kendinizi Ortaçağ’da yaşıyor gibi hissedersiniz.

Şehrin Ortaçağ’daki büyüklüğü ve genişliği neredeyse hiç değişmemiş,  genişleyip bozulmamış. Yayalar şehri olarak da anılan Brügge’nin merkezinde araçlara pek rastlayamazsınız.

Tarihi kentin denize kıyısı olmamasına rağmen liman bölgesine yakınlığı dolayısıyla bir liman kenti olarak anılır. Aslında geçmişteki ihtişamını, zenginliğini ve adını da buna  borçludur. Brügge adını kanallar üzerindeki köprülerden aldığı sanılsa da aslında Flamankçe’de rıhtım anlamına gelen rihyadan almaktadır.

Şehirdeki kanalları baştan başa gezmek, sağlı sollu ve adeta  dantel kıvrımı edasında binaların çatılarını görmek, salkım söğüt ağaçların çerçeve oluşturduğu fotoğraflarını çekmek için tekne turu ilk yapılması gerekenlerden. Beyaz kuğular da size bu gezide eşlik edecektir.

Şehri karadan görmeyi  tercih edenler  fayton gezisi yaparak bu şirin kenti keşfedebilirler. Faytonlara şehrin büyük meydanı olan ve genelde ilk olarak gezmeye başlanılan Grote Markt (Pazar Meydanı veya Büyük Meydan) meydanından binilebilir.

Şehrin eski ve büyülü yapısına o kadar çok kaptırırsınız ki kendinizi faytondan her an elinde beyaz mendili ve şemsiyesi ile bir Flaman leydisi inecek gibi gelir. Leydi deyince; bir rivayete göre pırlanta tek taş yüzüğün tarihi bu şehre uzanıyormuş. Şöyle ki;

Brüksel Dükü Cesur Charles’ın Mary isimli bir kızı varmış. Mary babasının tek varisi olduğu için bir çok soylu erkek kendisiyle evlenmek istemiş. Ancak bunlardan en şanslısı Avusturya Arşidükü Maximilian olmuş. Arşidük nişan hediyesi olarak Mary’e tek taş pırlanta hediye etmiş ve günümüzde de hala bir çok kadının rüyalarını süsleyen bu gelenek burada başlamış.

Şehrin ünlü Grote Markt meydanında bulanan kafelerinden birinde oturup bin bir çeşit  birasından birini yudumlarken meydanı çevreleyen binaları seyre dalarsınız. Meydanda dikkat çeken yapılardan biri şehrin her tarafından görülen Belfry Kulesi’dir. (Belfrot da denilmektedir.) Vaktiniz ve enerjiniz varsa 366 basamak çıkıp şehrin manzarasını kulenin en tepesinden seyredebilirsiniz. İlk hazine ve arşiv olarak kullanılan kule daha sonraları yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmış ve tepesine bir saat konulmuş.

Brügge’ü  gezerken binalardaki bazı pencerelerin taşlarla kapatıldığını görürsünüz. Burada emlak vergileri pencere sayısına göre alındığından halk çareyi pencereleri örerek kapatmakta bulmuş. Ayrıca binaların çatılarında bulunan güvercin bacaları da günümüze kadar eski haliyle korunmuştur. Savaş zamanı hızlı ve sorunsuz bir haberleşme aracı olarak  kullanılan güvercinler bu bacalardan içeri girerek haberleşmeyi sağlarmış.

Brügge aynı zamanda tam bir çikolata ve şekerleme cenneti. Kışın soğuk havasında sokaklar resmen çikolata kokar. Gitmişken çikolatalarından almayı ve waffel’ların tadına bakmayı unutmayın derim.

Brügge şehrini ekranda görmek isteyenler “In Brugge” adlı filmi izleyebilirler. Filmi izledikten sonra şehre hayranlığınız bir kat daha artacak ve bu şehre gidip bir an önce görmek  isteyeceksiniz.

Burada konaklama için merkeze yakın bir otel tercih edilebilir.  Ancak oldukça pahalıdır. Aracınız varsa şehir merkezine 16 km uzaklıkta olan Jabbeke’de kalabilirsiniz. Buradaki pansiyonlar çok daha ucuz, konforlu ve büyüktür. Ekim ayında gittiğim bu kentte günün ilk ışıkları ile yeni yeşeren buğday tarlalarının üzerindeki  çiğ tanelerine bakarak içtiğim sabah kahvesinin tadı hala damağımdadır. Jabbeke’de eski yel değirmenlerine rastlamak da mümkündür.

Oostende ve Ghent

Buraya kadar gelmişken Brügge’e yaklaşık 30 km kadar uzaklıkta ve med-cezirin yaşandığı Oostende şehrine de gitmeden edemedik.  Şehir merkezinde çok fazla görülecek bir şey olmamakla beraber geniş kumsalını görmek ve gel git olayını gözlemlemek ayrı bir heyecan ve keyif kattı gezimize.

Belçika çok büyük bir ülke olmadığından 4-5 günlük zaman diliminde  bir kaç  şehir görecek kadar vakit olmaktadır. Brügge gibi şirin ve kanallar şehri olan Ghent de bu gezilecek şehirlerden biridir. Brügge ve Ghent arası  50 km ve araçla yaklaşık 50 dk. mesafededir. Burada da kanallar arasında tekne turuna katılabilir veya grafitili dar sokaklarını keşfe dalabilirsiniz.

Ortaçağ’dan kalma bu masalsı şehirlerin her mevsim tadı başkadır. Ama ben en çok sonbaharı yakıştırdım buraya. Sarı yapraklar üzerinde  gelinlik giymiş  gibi süzülen kuğularla kendinizi masal dünyasının içinde gibi hissedersiniz. Ve Brügge asla ayrılmak istemeyip en kısa zamanda yeniden gelmek isteyeceğiniz şehirler arasında yerini alıyor ve uzun süre de şehrin etkisinden kurtulamıyorsunuz…