Uzak Doğu’nun Tam Zamanı!

 

Büyüleyici doğası, renkli kültürü ve zengin tatlarıyla gizemli ve egzotik bir tatil cenneti olan Uzak Doğu, kendini turkuaz sularda hayal edenler ve özgün bir kültür tanımak isteyenler için çok farklı alternatifler sunuyor. İster tarihin ve doğanın keyfini çıkarın, ister mavi-yeşil suların. Seçim sizin…

Gizemli tapınakları ve büyüleyici sahilleriyle egzotik bir tatil düşleyenlerin rüyalarını süsleyen Uzak Doğu, ihtişamlı sarayları, kauçuk ormanları, yüzen çarşıları, sabahlara kadar süren çılgın gece hayatı, etkiyici iklimi ve bitki örtüsü ile size bambaşka bir tatil deneyimi vaat ediyor. Dilerseniz Bangkok, Yangon, Hanoi ve Phnom Penh seçeneklerinden birini ya da hepsini bir arada tercih edebilirsiniz.

Tarih meraklılarına: Hanoi

Vietnam… Keşfetmeyi seven gezginlerin rotasında her daim yer alan gözde bir tatil rotası. Eşine az rastlanır etkileyici manzaraları, renkli ve dinamik şehirleri, sıcakkanlı ve güler yüzlü insanları ile eski ve yeninin harmanlandığı Hanoi şehri, Vietnam’ın en merak uyandıran şehirlerinden. Yemyeşil denizi, keskin kayalıkları, şelaleleri, sömürge mimarisi ve tarihiyle Hanoi’de yapacak çok şey bulmak mümkün.

Ho Chi Minh mozolesi, imparatorluk akademisine ev sahipliği yapan Literatür tapınağı, Hoa Lo Cezaevi müzesi, Vietnam Ulusal Tarih müzesi, Hoan Kiem Gölü, Vietnam Askeri Müzesi ve Bach Ma Beyaz At tapınağı başlıca görülmesi gereken yerler… Hanoi’nin yemek geleneğinde beş temel tat bir arada yer alıyor. Her bir geleneksel yemekte bu tatlardan birini ortaya koyuyor. Balık sosu, karides sosu, soya sosu, pirinç, taze otlar, sebze ve meyveler yemeklerin ana malzemelerini oluşturuyor. Ayrıca çeşitli pek çok ot kullanılan yemeklerde et ve ot arasında denge gözlemleniyor.

Egzotik şehir: Bangkok

Tayland’ın Melekler Şehri olarak adlandırılan Bangkok, her köşe başında karşınıza çıkan tapınakları ve son yıllarda hızla yükselen gökdelenleri, iş merkezleri, şık otelleri, dünya markalarına ev sahipliği yapan lüks alışveriş merkezleri ile adeta Asya’da parlayan bir çekim merkezi haline geldi.

Sükûnete ve huzura davet eden felsefesi ile bu şehirde, Budizm inancının yansımaları, yemekler, kültür ve mimari de fazlasıyla ön plana çıkıyor. Zümrüt Buda’nın ruhunuzu dinlendirmesine, kraliyet sarayının şaşaalı görüntüsünün sizi büyülemesine engel olamayacaksınız. Bangkok’ta görmeniz gerekenler bununla sınırlı değil elbette. Güç ve ihtişamın sergilendiği Kraliyet Sarayı, yarım saatlik bir deniz yolculuğu sonrası ulaşılan yüzen çarşısı, akıl almaz şovların sergilendiği timsah ve yılan çiftlikleriyle bu şehir hafızalarınızda unutulmaz karelerle yer ediniyor. Ayrıca Bangkok, yemek severler için de bir cennet. Bu devasa şehrin her köşesinde Tay ve dünya mutfaklarının en güzel örneklerini uygun fiyatlarla deneyimlemek mümkün.

Buddha Tapınaklarıyla dikkat çeken şehir: Yangon

Ülkenin en büyük kenti ve eski başkenti olan Yangon, idari merkez olmanın yanı sıra, Myanmar Budizmi’nin de merkezi sayılıyor. Kuleleri altınla kaplı olan iki ünlü Budist tapınağı, Sule Paya ve Svedagon’a da ev sahipliği yapan şehirde bulunan bu tapınakların altınları her üç yılda bir yenileniyor. Yenileme esnasında tonlarca altının harcandığı kuleler, gündüz ki görkeminin yanı sıra, geceleri ışıklandırma sayesinde dikkat çekici rengi ile oldukça uzaktan bile fark edilebiliyor.

Kandavgyi Gölü’nün içinde klasik bir saray restoranı olan Karaveik, ilginç görüntülü yapısı ile dikkat çekerken, akşamları geleneksel dans ve kukla gösterisine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, müthiş bir doğaya sahip olan Kandavgyi Doğal Parkı da bu göle ayrı bir güzellik katıyor.

Yöresel mutfağı ile dikkat çeken Yangon, balık, pirinç, şehriye, zencefil, acı ve baharatlı sebze yemekleri ile ünlüdür. Lethok Son (Vejeteryan tarzı baharatlı pirinç salatası), Mohinga  (Şehriyeli balık çorbası), Oh-no Khauk swe ( Tavuklu, Hindistan cevizi sütlü, şehriyeli pilav) Yangon’un ulusal spesiyallerinden. Mutlaka deneyin…

Kültür başkenti: Phnom Phen

Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh, hem antik hem de Fransız koloni döneminden eski bir şehir. Caktomuk, Mekong ve Tonle Sap Nehirlerinin birleştiği noktada bulunan şehrin tarihi 15. yüzyılda Angkor Saray’larını terk eden Kral Preah Srey Soryopor zamanında kadar uzanıyor.

Mimarisi ile büyüleyen şehir, yakın tarihte yaşadıkları şiddet dolu günlerin kötü ününü üzerinden atmaya çalışıyor. Savaştan önce 70’li yıllarda Uzakdoğu’nun Paris’i olarak bilinen Phnom Penh, bugün ise bin yıllık tapınakları ile hala ayakta ve popülerliğini kazanmaya başladı. Her ne kadar Fransız sömürgesi altında yaşamış olsa da şehir, hala el değmemiş bir Güneydoğu Asya deneyimi sunuyor.

Turizmi son dönemlerde fazlasıyla gelişme gösteren Kamboçya’da, birçok tapınak, saray, anıt gibi tarihi yapılarla ulusal park ve dağ gibi turistik doğal alanlar da bulunuyor. Şehrin gezilmesi gereken yerleri ise; Altın sarısı kubbesini şehrin birçok yerinden görebileceğiniz, başkentin en canlı bölgelerinden Central Market, başkentin simgelerinden Kraliyet Sarayı, Şehrin 1373 yılında inşa edilmiş eski tapınaklarından biri olan Wat Phnom, ayrıca Kamboçya tarihini öğrenmek isteyenleri, memnun edecek bir koleksiyona sahip müze, ziyaretçilerini daha bahçedeyken mimarisi ile etkilemeyi başarıyor. Müzenin içinde Kamboçya, kraliyet ailesinin eşyaları, yakın tarihe tanıklık eden objeler ve eski sanat eserleri sergileniyor.

Kamboçya mutfağında Tayland ve Fransız mutfaklarının etkisi görülüyor. Kamboçya’nın kendi yemeklerinden biri olan içinde embriyo bulunan haşlanmış yumurta ülkenin en çok yenen yemeklerinden biri. Ayrıca, Kamboçya’da sokakta yemek yeme kültürü çok yaygın. Çoğunlukla et ve tavuk hazırlandığı tezgahlarda deniz ürünleri de yaygın olarak pişiriliyor.

*Değerli bilgileri için Emirates’e teşekkürlerimizle…