Bal Arısı Misali; Şirin Yelmen Oktar

Çalışan annelerin onlarca sorunundan biri ve en önemlisi zaman zaman yaşadığı kişilik bölünmesi şüphesiz. Size de oluyordur eminim… Küçük kızınızla geçirdiğiniz hareketli ve eğlenceli sabahın ardından gelen ciddi bir iş toplantısında bir an bocalarsınız örneğin. Ya da 30 dakika önce evde süt sağmışken şu an ofiste bilgisayar başındasınızdır, şaşarsınız halinize. Anne mi, iş kadını mı olduğunuzu düşünür durur, net de bir cevap veremezsiniz haliyle. İşte tam da bu noktada güçlü bir iş kadınıyla, Şirin Yelmen Oktar’la tanıştırmak istiyorum sizi ve acilen edinmeniz gereken kitabı “Çalışan Annenin Yaşam Dengesi” ile…

Öncelikle tanımayanlar için kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Eğitiminiz, iş yaşamınız vs.

Çalışmamış bir anneden doğmuş, çalışmaya ve üretmeye kendini adamış Ege kızıyım. Evliyim, iki çocuk annesiyim, 15 yıldır çalışma hayatının içinde ve sürekli gelişimin olduğu kurumlarda ve departmanlarda çalışıyorum. Kurumsal değişim ve dönüşüm programları tasarlayıp, kurumların ihtiyacına yönelik koçluklar yapıyorum. Türkiye’nin ilk kurumsal koçlarından biriyim. Şirketlerin dönüşümüne katkı sağlayan yöneticileri ile çalışıyorum. Merkezine insanı koyan, samimi ortamlarda kendimi buluyorum. Seyahat ederek ve kitap okuyarak vizyonumu genişletiyor, spor yaparak enerjimi dinamik tutuyorum. Deniz aşığıyım. Yaşama, “daha çok insana pozitif katkı sunmak” için geldiğime inanıyor ve bu misyonla hareket ediyorum. Çalışmayı, üretmeyi önemsiyor, daha çok üreten annelerin yaratıcı süreçlerini ortaya çıkarmak için çabalıyorum. Çalışan Annenin Yaşam Dengesi kitabını üreten kadınlara güç vermek için çıkardım. Çalışan annelik yolcuğu uzun bir yol ve bu yolda ayağı takılıp düşen, tökezleyen her anneye destek olmak için elimden geleni yapacağım. Kitabım, bu misyonu yaymak için ilk adımım. Annelik rolünü önemsiyor, birey yetiştirmenin bilinçli farkındalığıyla çocuklarımın her anına tanıklık etmeye çabalıyor, yanında olmadığım anları da kabulleniyorum.

Şu an hali hazırda ne iş yapıyorsunuz, onun da altını çizelim.

Lc Waikiki’de Kurumsal Koçluk yapıyorum. Yöneticilere yönetici koçluğu yaparak, kurumun arzu ettiği kültürel değişime katkı sunuyorum.

İlk ne zaman anne oldunuz? Kaç çocuğunuz var?

27 yaşında anne oldum. İki çocuğum var. Deniz ve Derin 9 ve 6 yaşlarındalar.

Doğum sonrası iş yaşamınıza ara verdiniz mi?

Normal doğum süresi için yasal olarak verilen süreyi kullandım. Ekstra izin kullanmadım. Doğumdan yaklaşık 10 hafta sonra işe başlamıştım.

Tekrar iş yaşamına dönüşünüz nasıl oldu?

İş yaşamına döndüğüm ilk günü çok net hatırlıyorum. Kulağımda bebek mırıldamaları ve oğlumun tebessüm hayaliyle geçirdiğim saatler, çalışma arkadaşlarımın gelmediğim süre zarfında gerçekleşen tüm olayları anlatma isteği, benim olayları dinlerkenki idrakım.  Boş bakışlarımı, aidiyetimi sorguladığım bir gündü. Bebeksi saflıktan çıkıp, gerçek hayatın koşuşturmasına girmeye çalışıp, ruhumu evde bıraktığım bir gündü. İş hayatına uyumlanmaya çalışıyordum. İşimi özlemiştim. İş hayatında gerçekleşen bazı olaylara hayatımda ilk kez şahit oluyormuşum gibi yaklaşabiliyordum. Kendime sürekli, herkesin özü iyi hatırlatmasını yapıyordum.

Kitap projesi nasıl ortaya çıktı? Hümanist Yayınları ile buluşmanız nasıl oldu?

İlk çocuğum doğduktan sonra içimi kemiren bir duyguyla başladı. Yaşamımın odağı bir anda değişmişti ve ben odağımı kendime döndürmeye çabaladıkça, daha iş kolik, daha anne kolik oluyordum. Bir sürü rollüm var ve bu rollerin içeresinde kendimi bulmakta zorlanıyordum. Bu da geçer felsefesiyle kendi düzenimi oturtmaya başlamıştım ki üç yıl sonra kariyerimin ivmelendiği bir yılda ikinci çocuğum, kızım dünyaya geldi. Kızımın dünyaya gelmesiyle dengede sandığımı düşünürken, kendi dengesizliğimde kaybolduğumu gördüm. Kulağımda sürekli deneyimli kişilerin söyledikleri, içimde bir sürü kitap okumuş annenin sesiyle mücadele etmeye çalışırken yoruldum. Yorulduğum anda kendimle yeniden yoğrulup, durdum, düşündüm, maya tutana kadarki sürede kendi çalışan anneliğimi keşfetmeye başladım. Bu süreci yaşayarak, kendi dengemi bulduğumda evliğim de, çocuklarım da, kendim de rahatlamıştım. Ben bu yolculuktan geçerken çevremde işi bırakan ve sonrasında iş hayatına dönmekte zorlanan bir sürü arkadaşıma şahit oldum. Bir dönem var ki, işte o zaman pes edebiliyor ve sonra da işe dönme cesaretini bulmayabiliyor insan! Hem kendi yolculuğum hem de gözlemlerim bu konuya dertlenmeme sebep oldu. Bu konuyu dert edinmeye başlayınca, koçluklarımdaki konuları, seminerlerdeki yaşamları, 280 kadınla fokus toplantıları yapıp oradaki deneyimleri harmanlayıp, daha çok anneye ulaşmaya karar verdim. Bu konu sadece benim derdim değil, toplumun ihtiyacı olduğunu gözlemledim.

Bu yola girince benim halimden en iyi çalışan bir anne anlar dedim ve Hümanist Yayınevi ile çalışmaya karar verdim. Menekşe Hanım da üreten, üreten kişilere duyarlı, sıcacık kalbini göstermekten çekinmeyen profesyonel bir yayın evi sahibi olduğu için hızlı ilerledik.

Çalışan Annenin Yaşam Dengesi ilk kitabınız mı? Ne zaman raflarda yerini aldı?

Evet ilk kitabım, 12 Aralık’ta raflarda yerini aldı.

Peki ya Otizm Güçlü Aile Derneği ile ilişkiniz nasıl başladı?

Ogad’ı daha önceden tanıyor ve destekliyordum. Kitabı yazarken hep daha çok çalışan annenin anlam bulmasını hedefledim. Kitabım, anne rolünü kucaklarken evli, boşanmış, ev hanımı olup üreten tüm kadınlara sesleniyor. Kitabımın daha çok çalışan annenin yaşam dengesini sağlayarak, topluma daha güçlü bireyler, çocuklar, aileler kazandırmak gibi bir misyonu var. Bu misyonla düşünürken kendime “en güçlü çalışan anne kim?” sorusunu sordum. Yanıtım: çocuğu otizimli olup, çalışan anneydi. Ogad’ın misyonunu da bildiğim için Ogad’la ilerlemek istedim. Hem çalışma alanını bildiğim hem de yaşama tutunmak için kendi bireyselliklerini korumaya çalışarak, fedakâr olan annelere de kitapla da güç vermek istedim. Onların gücünü daha çok kişiye duyurabilirsek, OGAD daha da güçlenecek ve otizimli çocuklar yararına okul yapılacak.

Kitabınızın gelirinin büyük bölümü OGAD’a gidecek sanırım…

Kitabımın gelirinin %75’i Ogad’a gidecek.

Pek çok çalışan anne gibi siz de ev ve iş yaşamı arasında denge kurmakta zorlanıyor musunuz hala?

Hepimizin dengesi zaman zaman kaçabilir. Benim de kitabımı çıkartmamla, hafta sonları imza günleri, söyleşilere gitmeye başlamamla dengem sarsıldı. Önemli olan bu dengesizliği bilip, fark edip sürekli hale getirmemek.

Yapılan araştırmalar pek çok kadının annelik sonrası iş yaşamından vazgeçtiğini gösteriyor. Sizce neden?

Kagider’in ve Danone’nin bununla ilgili araştırması var. İyi ki annem çalışıyor projesiyle birçok anneye ulaşmışlar ve bu soruyu yöneltmişler. Çocuğuna kendi bakmak isteyen anneler %73 oranında. Yalnız yapılan araştırmalar yine gösteriyor ki işi bırakan anneler belirli bir zaman sonrasında iş hayatını özlüyor ve %93’ü iş hayatına geri dönmek istiyor. Araştırma da en çarpıcı sonuç; çalışsam da çalışmasam da kendime zaman ayıramıyorumun oranı %60 … Bu sonuç gösteriyor ki çalışmayı kendine zaman ayıramamanın önünde bir engel olarak tanımlayan anneler, biraz zaman geçince bunun kendi zihinlerinde yarattıkları bir engel olduğunun farkına varıyorlar.

Bu bir seçim kuşkusuz. Neden çalışan anne olmayı seçtiniz?

Kitapta da yazdığım ve söyleşilerde de söylediğim gibi; çalışmayı seçenlerin kitabını yazdım. Her bireyin seçme özgürlüğü var. Ben; çalışmayan bir annenin çocuğuyum. Çalışmayan annenin çocuğu olarak, sürekli zihnimde çalış sesi vardı. Bilinçaltımda çocukluğumdan beri bana işlenen bir konuydu aslında… Bazen bu konuyu yazmayı seçmediğimi konun beni seçtiğini düşünüyorum. Annemin bilinçaltı mesajına, çevremdeki çalışan anneleri de gözlemlediğimde, çalışmanın bendeki karşılığı özgür ve onurlu yaşamaktı. Kendi ayakları üzerinde durabilmek, seçimlerimi yapma özgürlüğü tanıdığını düşünüyorum. Bir de kadının yaratıcı, üretken bir varlık olduğuna inanıyorum. En mucizevi şeyi, bebekleri dünyaya getirirken ki bedensel zorluğa katlanan her annenin yaşama katacağı bambaşka üretkenlikler olacağına inanıyorum. Üretim alanında yenilikçi ve yaratıcı olabilmemiz için kadınların büyük rolünün olduğuna inanıyorum.

 

Çalışan kadınlar, hele ki bir de anne iseler dünyayı değiştirebilirler diyorsunuz. Bu güzel mesajı açarak bitirelim…

Çalışan annenin sosyalleşmesi ve topluma katkı sunması için son zamanlarda            derneklerin, vakıfların artmasıyla birlikte kadınların iletişimi daha da kuvvetlendi. İletişim güçlendikçe, kendimizi daha iyi ifade edebileceğimiz alanlar yaratmaya başladık. Sessimiz titreşim yaratmaya başladı. Bu titreşimlerin büyümesi de toplumun bilinçlenmesine katkı sunuyor. Çalışan annenin etki alanı genişliyor. Kendi annelik rolünü keşfettikçe, buradaki zorluklarla baş etmeyi öğrendikçe daha yaratıcı bir hal alıyor. Zorlukların getirdiği yaratıcı gerilimle kendini yeniden doğuruyor. Bu da çocuğuna, ailesine, dünyaya yansıyor. Kendi iç dengesini kurmuş bir anne, daha verimli ve olumlu hayata bakıyor. Çocuğunun ihtiyacını daha net görüp, onu besliyor, kendini geliştiriyor, ailesine olumlu katkılar sunuyor. Çocuğu kız ya da erkek fark etmez. O da değeri başka ailelere, kurumlara, toplumlara taşıyor. Aynen bal arısı misali, ufak ufak çiçeklerden alınan ballar, birikiyor. Toplumsal bilincin gelişmesine olanak sağlıyor.