Bir Kadın, Bir Kalem; Buket Konur

Günümüzün dijitalleşen dünyasından nasibini alan disiplinlerden biri de edebiyat. Pek çok edebiyat tutkunu kendi dijital alanlarını ‘blog’ mantığıyla şekillendirirken, birbirinden yetenekli kalemler hayata geçiyor. Buket Konur da önceleri blog yazılarından, sonrasında ise ‘elle tutulur’ kitaplarından tanıdığımız özel bir isim. Edebiyatımızın yeni kuşak temsilcilerinden Konur’la, “Mor Delilik”i ve dahasını konuştuk. İşte satırlarımıza yansıyanlar…

Öncelikle sizi tanıyalım… Nerede doğdunuz ve büyüdünüz? Bugüne kadar neler yaptınız?

İzmir’de doğup büyüdüm. Satış-pazarlama alanında ve ihale-lojistik birimlerinde çalıştım. İki kitap yazdıktan ve editörlük denemelerimden sonra İstanbul’a yerleşip burada sevdiğim işi yaparak devam etmeye karar verdim. 2015 yılından beri İstanbul’dayım. Bir süre daha da dönmek gibi bir niyetim yok.

Edebiyata ilginiz ne zaman başladı?

Fazla sıradan olacak ama hep vardı. Tam olarak başlangıcını anımsamamın mümkün olmayacağı kadar erken yaşlardan itibaren.

İyi bir okur muydunuz yazarlık serüveni öncesi?

İyi midir bilemem ama hep okuyordum. Ne bulsa okuyan kişilerdendim. Fakat bu ‘ne bulsa’ların arasında birilerinin benden okumamı istediği şeyler asla olmuyordu. Merak ettiğim her konu ve kitap, uykusuzluk pahasına tarafımdan okunurdu. Hâlâ da öyle ama artık mesleğim sebebiyle birilerinin okumamı istediklerini de okuyorum.

Yazarlık kariyeriniz nasıl başladı ve gelişti? Pek çok editör hayatının bir aşamasında yazar olmak istiyor belki de…

Yazar olmak benim için fazla ütopik aslında. Ben çok okuduğum ve kitapları birçok şeyden ve kişiden daha çok sevdiğim için hayatımın her döneminde notlar alıyordum. Bir gün aldığım notları internet üzerinde paylaşıma açtım ve blog kitaba dönüştü. Böylelikle iki kitabın yazanı olmuş oldum.

Mor Delilik’ten bahsedelim mi? İlle de mor… Tutku gibi bir şey mi?

Evet sanırım bunun tek tanımı tutku olabilir. Yazdıklarıma, hayatıma, evime vs. her şeye biraz mor katınca kendimi daha güçlü ve huzurlu hissediyorum. Mor Delilik’te de o kadar morlu şiirler ve yazılar vardı ki daha uygun bir isim bulamadım.

Şiir mi, roman mı desek ikisi de diyeceksiniz gibime geliyor?.. Ya da siz türleri karıştırmayı seviyor ve deniyorsunuz desek daha mı doğru olur? Pek çok örneği de var zaten bu türün…

Evet her ikisinin de yeri ayrı… Sanırım bir seçim yapmam zor olurdu. Dediğiniz gibi çok güzel örnekleri var ve ben de keyifle okuyorum. Benimkiler daha düz yazı şiir türündeydi ama bir roman yazsam onda da şiire rastlayabilirmişiz gibime geliyor.

Ya da şunu sorsak; şiir mi, düz yazı mı daha hızlı akıyor sizde?

Düz yazı tabii ki…

İkinci kitabınız O.Ç.’den bahsedelim… O da aynı şekilde türler arası geçişler şeklinde bir kitap değil mi?

Evet o da düz yazı ve şiirlerden oluşuyor. İçerisinde bir iki mektup da var. Karışıklık aslında kafamda; o toparlanınca türler arası geçişi de bırakabilirim belki.

Gastronomiye ilginiz nereden geliyor? GastroEdebiyat adında bir blogda yazdığınızı keşfettim…

Arkadaşım Firkan Gülaydın, gastronomi alanında uzmandır. Onunla birlikte böyle bir süreç başlattık. Fikir onun, kuruluşuyla alakalı tüm emek onun. Ben kendi adıma edebiyat kısmından sorumluyum. Blogda yazan değerli isimleri okumaktan keyif alıyorum.

Son dönemde kimleri okuyorsunuz?

Geç keşfetmişim dediğim Jeanette Winterson’ı okuyorum bu ara. Birçok kitabı olduğundan bir süre onunla devam edeceğim. Haruki Murakami, Aldous Huxley ve Chuck Palahniuk severek takip ettiğim diğer yabancı yazarlar. Yerli olaraksa; Umay Umay, Didem Madak ve Nilgün Marmara her daim her satırını severek okuduklarımdan.

Yeni projeler?

Uzun süredir devam ettiğim romanımı bitirmek dışında kişisel bir projem yok. Ancak yayınevimin projeleri hiç hız kesmiyor. Kitapkoala.com adında tüm geliriyle sokak hayvanlarının tedavi masrafları karşılanan bir kitap satış sitesi kuruldu. İlgimizi ve heyecanımızı bu site ve yeni çıkan kitaplarımıza aktarıyoruz, diyebilirim.