Hüma Ersel; Parmak Uçlarında Bir Yaşam…

 

İnsanlık var oluşundan itibaren ifade aracı olarak hep beden dilini kullanmış.İlk çaglarda konuşmayı bilmezken dans ederek anlaşırmış insanlar. Dinsel ayinlerde ve ibadetlerinde bile dans ediyorlarmış. Yani dans insanlıkla aynı yaşta diyebiliriz. Dans denince akla estetik, estetik denince ise kadın gelir. Estetiği temsil ettiği için de kadına  dans çok yakışır. Tıpkı Hüma Ersel’de olduğu gibi. Devlet Opera Balesi’nin yetenekli dansçılarından Hüma Ersel’le dansı, kadın olmayı ve hayatı konuştuk. İşte satırlarımıza yansıyanlar…

Öncelikle tanımayanlar için kendinizden bahsedin dilerseniz… Nerede doğdunuz? Eğitim geçmişiniz…

1981 yılında İstanbul da doğdum. Bale yaşantıma 1992 yılında İstanbul  Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda ‘bale’ bölümüne girerek başladım. 1998 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda üniversite öğrenimimi tamamlayarak 2002 yılında mezun oldum.

Bale ile ilk tanışmanız ne zaman? Sizi ne çekmişti balede?

Bale ile tanışma hikayem 4 yaşında iken televizyonda izlediğim bale gösterilerinden etkilenerek parmak uçlarımda yürümeye başlamam ve bunun üzerine anneannemin durumu fark edip beni elimden tutup Özel Songür Bale Kursu’na yazdırması ile başlamış oldu. Kızların parmak uçlarında yürümeleri, ayaklarına giydikleri bale pabuçları (point), pembe tütüleri, saç topuzları, beni çok etkilemişti.

Konservatuvar sürecinizden bahseder misiniz? Ülkemizdeki dans eğitimi biçimine de değinirseniz biraz…

Konservatuvar eğitimime 11 yaşında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başladım. Konservatuvar eğitimi 10 yılı kapsayan, beden terbiyesine dayanan donanımlı ve ciddi bir eğitim sürecidir. Kas ve kemik gelişiminin düzgün bir şekilde yapılanabilmesi için ilkokul sonrası başlıyor. Okulda Türk öğretmenlerimizin yanı sıra Rus bale hocalarımız da vardı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndaki yıl sonu gösterilerimizin yanı sıra lise döneminde okulumuzun hocası olan Cem Ertekin’in kurduğu Çağdaş Bale Topluluğu’nda dans etmek sahne tecrübelerimi arttırdı. Hacettepe Üniversitesi’ndeki öğrenim sürecimde ailem İstanbul’da idi. Ben Ankara’da Beşevler’deki konservatuvarda 4 yıl yatılı olarak öğrenimimi tamamladım. Bu okulun öğrencisi olmaktan hep gurur duydum. Bünyesinde zamanının en iyi öğretmenlerini ve sanatçılarını barındırmış dünya standartlarında bir okul. Yurtlar ve okul aynı kampüsün içinde idi. Bu yüzden istediğimiz zaman stüdyoya girip çalışabilirdik. Bu çok büyük bir artı idi. Yurtta başka bölümlerden de oda arkadaşlarımız olurdu. O yıllarda tiyatro, opera ve müzik bölümlerinden de çok güzel dostluklar biriktirdim. Lisans eğitimi süresince klasik bale, modern dans, halk dansları, sanat tarihi, repertuar uygulama, müzik tarihi, makyaj ve estetik gibi dersler aldık. Sabırlı olmayı, her gün belli egzersizleri yapmayı ve provaları düzenli tekrarlamaya kararlı olmayı, rekabetçi olmayı, düzenli ve doğru beslenmeyi öğrenerek profesyonel hayata hazırlandık.

Bale eğitimi bir kadına neler katar?

Klasik bale beden dili ile ifade edilen artistik bir anlatımdır. Balenin temelinde zihin ve vücut yapısının disipline edilişi vardır. Bu sadece kız çocukları için değil aynı zamanda erkek çocukları için de fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişimlerine büyük fayda sağlar. Müziğe nasıl eşlik edeceğini öğrenir ve müzik kulağının gelişimini sağlar. İşin temelinde disiplin yattığı için öğrendiği bu disiplini hayatın her alanında uygulamaya başlar. Estetik kazanır ve vücut duruşu düzelir. El, kol, bacak koordinasyonu gelişir. Yani bale eğitimi almış her kadın toplumda kendini belli eder. Yürüyüşü, duruşu, oturması kalkması ile kendine hayran bırakır.

Bir balerinin gün içindeki temposu nasıldır? Antreman anlamında…

Aktif bale dansçıları her güne 1.5 saatlik bale dersi ile başlar. Okul hayatımızın başından beri öğrendiğimiz egzersizleri geliştirerek sahnelemekte olduğumuz eserin provasına hazırlanırız. Provamızın olmadığı günlerde de ders yaparız çünkü ders sayesinde tekniğimizi geliştiririz. Ders yapmadan prova yapmak sakatlanma riskini arttırabilir. Provalar bittikten sonra kendimiz ekstra güçlendirme egzersizleri, kondisyon çalışmaları ya da pilates yaparız. Temsiller genellikle akşam verildiği için gündüzleri boş geçer ve dinleniriz ya da gerekli durumlarda provalara katılırız. Özellikle yeni eser çıkaracağımız zamanlarda daha da yoğun oluruz. Çoğu zaman hafta sonu, bayram tatili gibi uzun tatillerden feragat etmek durumunda kalırız.

İlk profesyonel dansınızı ne zaman nerede yaptınız?

İlk profesyonel dans hayatıma 2002 yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne girdiğimde Kuğu Gölü’nde 2. perdede kordo baledeki kuğulardan biri olarak başladım. AKM’nin büyük sahnesinde daha önceleri hayranlık ile izlediğim dansçıların arasında olmak öyle büyük bir heyecandı ki benim için hala unutamam.

Kariyer öykünüz nasıl şekillendi?

11 yaşına geldiğimde bale hocam Hülya Songür konservatuvar sınavlarına girmemi istedi. 1992 yılında İÜDK bale bölümünü kazandım1998’de H.Ü.D.K lisans devresine başladım. 2002’de mezun olduğum yıl İ.D.O. Balesi’nde sözleşmeli olarak çalışmaya başladım. 2004-2007 yıllarında Night of the Sultans Dans Company’sinden gelen teklif üzerine solist olarak topluluğa katıldım. Kanada, Katar, İsrail, Almanya, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Çin gibi dünyanın bir çok şehrinde sahneye çıktım. 2007 yılında İ.D.O.B’a geri dönerek Kuğu Gölü, Giselle, Uyuyan Güzel, Fındkkıran, Corsaire, Sylvia gibi repertuarın en önemli eserlerinde solist olarak dans ettim.

Unutamadığınız eserler, danslar, gösteriler var mı?

Cem Ertekin’in Ekinoks adında bir koreografisi vardı. Biz ortaokuldaydık. Ortaokul dönemimdeki bale hocam Talar Margorosyan ve Oral Yazıcı dans ederdi bu balede. Theodorakis’e ait bestesi bir balıkçının hikayesini anlatıyor. Sahnedeki hocamız olduğundan öyle hayranlıkla seyrederdim ki…

Birgün Cem Ertekin Çagdaş Bale için hazırladığı bir Dünya Dans Günü etkinliğinde “Ekinoks’u dans etmek ister misin?” diye sordu. Neredeyse ağlıyordum. Dönem arkadaşım Barış Sönmez ile çok severek dans ettim. Unutulmaz deneyimlerden biridir benim için.

Ayrıca en unutamadığım eserlerden biri de Duygu Aykal’ın ‘İNSANCIK’ balesidir. Duygu Aykal Türk Balesi’nin önde gelen modern koreograflarından. Duygu Aykal hocayı tanıma şansı bulamasak da,eserinde dans etmek nasip oldu. Kadın ve erkeğin AŞK’ı anlatan bu koreografisini Erhan Güzel ile dans etmek bana kendimi çok şanslı hissettirdi.

1996’da Londra’da Phantom of the Opera müzikalini izleme şansım olmuştu. Zaten en çok sevdiğim müzikallerden biridir. Fakat orda asıl kasttan seyretmek çok etkileyici ve unutulmazdır benim için.

Kadın ve dans mükemmel bir ikili mi?

İnsanlık var oluşundan itibaren ifade aracı olarak hep beden dilini kullanmış. İlk çaglarda konuşmayı bilmezken dans ederek anlaşırmış. Dinsel ayinlerde ve ibadetlerin de bile dans ediyorlarmış. Yani dans insanlıkla aynı yaştadır diyebiliriz. Kadın bir estetik unsurudur.

Estetiği temsil ettiği için kadına dans çok yakışır. Ve dans etmek tutkudur, tutkunun da cinsiyeti yoktur. O yüzden dans erkeğe de çok yakışır. Kadının olduğu kadar erkeğin de kendine has bir duruşu ve zarafeti vardır. Dansın erkeklere değil de sadece kadınlara özgü olduğu gibi bir algı var. “Erkek adam dans etmez” bilinci. Daha önce de bahsettiğimiz gibi erken yaşta alınan dans eğitiminin ileriki yaşlardaki avantajları çoktur. Çekingenlıik, duruş bozukluğu, skolyoz, düztabanlık, elini kolunu nereye koyacağını bilememe.. bunların hepsine ilaç olur dans. İlla ki bale eğitimi alınmalı demiyorum. Dansın o kadar çok çeşidi var ki… Güzel dans eden bir kadın kadar güzel dans eden bir erkeği de beğeniyle izleriz. Yin ve yang gibi kadın ve erkek dişi ve eril enerjilerini yansıtırlar dans sırasında. Kadının zarafeti, zarifliği ve narinliği; erkeğin gücü, kuvveti ve korumasıyla dans ederken birleştiğinde mükemmel bir ikili oluşur.

Ülkemizde bale sanatına bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bale sanatına büyük bir ilgi var. Biz çoğu oyunumuzu kapalı gişe oynuyoruz Süreyya Operası’nda. Kostümler, dekorlar ve muhteşem ışık tasarımıyla sunulan büyülü bir dünya sahne izleyici için. Tabii ki ilginin artmasını bale ve dans egitimi veren okullara da bağlıyorum. Sonuçta benim gibi bir çok sanatçı bu okullardan ögrenim görerek başladılar bu mesleğe. Biletler gösterimden 1 ay önce satışa çıkıyor ve o gün  tükeniyor. Tabii ki AKM’nin büyük sahnesini çok özlüyoruz. Eminim şu anda AKM’de olsak oradaki ilgi çok daha büyük olacak.

Şu sıralar neler yapıyorsunuz?

Şuanda İ.D.O.Balesiyle Bodrum Bale Festivali’ne Uyuyan Güzel balesiyle hazırlanıyoruz.

Fotoğraflar: Salih Güler.