İlker Ayrık: “Dünyayı Çocuklar Kurtaracak”

 

Keyifli yarışması On Numara Beş Yıldız ile yaz ekranlarına biraz olsun renk katan ender isimlerden biri İlker Ayrık. Bana sorarsanız sahnede ekrandakinden çok daha etkileyici. Her halükarda seyirciye dokunabilen özel bir oyuncu O. İki erkek çocuk babası, iyi bir eş… Daha ne olsun??? İlker Ayrık’la On Numara Beş Yıldız ekseninde hayatı konuştuk. İşte satırlara yansıyanlar…

Sondan başlayalım dilerseniz, son dönem çalışmalarınızdan bahsedelim. Öncelik sanırım televizyonun…

Aslında öyle değil. Televizyon daha çok göz önünde olduğu için öyle gözüküyor. Bir yandan tiyatro, bir yandan sinema çalışmaları devam ediyor. Ön hazırlık diyelim. Ama tabii sayı olarak, seyirciye dokunma olarak herhalde öncelik briaz televizyonun oluyor. Aslında diğer kollardan da çalışmalar son hızıyla devam ediyor     .

On Numara Beş Yıldız proje öyküsünden bahseder misiniz? Projeye nasıl dahil oldunuz? Nasıl gidiyor?

Projeye dahil olmadım. Projeye çocukları dahil ettik. Bizim, iki ortağımla beraber, üç ortak olarak bir yapım şirketimiz var. FOX’la anlaşmamız doğrultusunda, içinde çocukların olduğu bir proje yapmak konusunda hemfikir olduk. Hem kanalın hem de bizim fikrimizdi. Sonra bir araya gelip formatı kendimiz oluşturduk. Dahil olmadım da, biz başlattk diyebilirim.

Programa hazırlanırken özel bir ön çalışma yaptınız mı?

Mental olarak yaptım. Fiziki olarak; çocuklarla vakit geçirmek şeklinde yapmadım. Zaten iki çocuk babasıyım. Çocuklarla ilgili gözlem yapmak için yeterli imkanım var. Daha ziyade mental bir çalışmaydı. Baba olduktan sonra, projeden daha fazla korkuyordum. Baba olmasaydım, projeden bu kadar korkmazdım herhalde. Çünkü çocuklarla birlikte vakit geçirdikçe, onların ne kadar gerisinde olduğunuzu, onları yakalamak için çok çaba harcamanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Orada bir endişe başlıyor. Diyorsunuz ki; şimdi onlar bir şey yapacak ve ben anlayabilecek miyim, karşılık verecek miyim gibi bir şey. O yüzden başta korkutucu geldi. Özel bir çalışma yapmadım sadece konsantre olmaya çaılştım.

Biz yoğun bir ebeveyn kitlesince takip edilen bir digital dergiyiz. Okurlarımız çocukları konusunda oldukça bilinçli. Bizler de ekipçe çocuklara ilişkin yazılan yazıların, tv programlarının vs. çok daha titizlikle hazırlanması gerektiğine inanıyoruz. Herhangi bir yanlış mesajın maalesef dönüşü yok, özellikle de görsel medyada. Bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Biz bunu yaparken, iki çocuk babası olarak çocuklara nasıl davranılması gerektiği konusunda biraz tecrübem ve bilgim vardı ama tam olarak halledebilirim diyebilecek kadar değildim. Zaten formatı oluştururken bir pedagogdan danışmanlık aldık. Onunla konuyu tartıştık. Biraz öyle. Yani tabiiki danışanlar danışmanlar kitaplar ve teknik bilgilerin olağanüstü katkısı var fakat bu yine de insanı ve çocugu anlamaya yetmiyor. Orada  olmak, yaşamak, hissetmek gerekiyor. Duymak, dokunmak, tecrübe etmek, zaman geçirmek gerekiyor. Yapılan tüm değerlendirmeler ve danışmanların söylediği tüm bilgilerin doğrultusnda, bir de çocuklarla vakit geçirmek gerekiyor. Çocuk kafası diye bir şey var. Çocukların düşünme matematiğinin son derece, kimi zaman irreel – yakalaması zor şeyleri var. Ona bir yetişkin ve birey gözüyle bakmazsanız – o bir insan- çuvallıyorsunuz. ‘Çocuktur’ bıdıbıdı diye geçilip gidilmesi, çocukla iletişimde büyük bir engel. Programda da söylüyorum: insanlar üçe ayrılırlar; kadınlar, erkekler ve çocuklar! Erkekle ve kadınla konuşurken olduğu gibi, çocukla konuşmanın da bazı dinamikleri var. Onlar üçümcü  tür. Dünyayı çocuklar kurtaracak. Danışmanlık da aldık epey bir.

Çocukların yarıştırılması konusu oldukça hassas. Ama sizin programın formatı biraz daha farklı. Açabilir misiniz?

Programda tam da bu tema üzerinden gidiyoruz. Yarışma değil bizimki. Her evde bir 10 numara 5 yıldız vardır. Her çocuğun mutlaka kendini ifade edebileceği bir alan vardır ve o alanda o çocuk on numara beş yıldızdır. Bir yarışma değil bizimkisi. Herkes kazanıyor, herkes 10 numara bir gösteri sergiliyor, herkes jüriden 5 yıldız alıyor ve ödülünü alıyor. Ödülünü de annesiyle babası seçiyor, bakalım çocuğu kim daha iyi tanıyor şeklinde bir şaka yapmaya çalışıyoruz. Neticede anne babanın  hediyesi dışında bizden 10 Numara 5 Yıldız olarak kazandığı başka hediyeler de var. Bir tanesi 10 Numara 5 Yıldız madalyası, bir diğeri kendi adına dikilen bir fidan, bir diğeri bir kitap ve öteki İstanbul Oyuncak Müzesi bileti. İzleyen ve katılan tüm çocuklara vermek istediğimiz mesaj aslında net olarak ortada: sen 10 numara 5 yıldızsın ve bir fidan dikmek; beraber büyüyeceğin tabiata saygı, artı kitap bir insanın en iyi dostu olduğu için, artı entelektüel gelişimi için İstanbul Oyuncak Müzesi bileti, verilebilecek en iyi ödüldür ve bu ödüllerin senin için büyük bir önemi vardır gibi bir mesaj vermeye çalışıyoruz.

Programla birlikte pek çok çocuğu gözlemleme şansınız oluyor. Z Kuşağı hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok zeki ve hiperaktifler…

Aslında az önceki cevaplarımda var, çok akıllılar. Çaresizce onları anlamaya çalışıyorum. Hiperaktif dedikleri şey; aklı çok hızlı çalıştığı için vücudu da buna koordine olduğu için, her biri bir Speedy Gonzales gibi geliyor bize… Ve hızlı düşünüp hızlı hareket ediyorlar, bunda şaşılacak bir şey yok aslında. Biz de kendi ebeveynlerimize göre kendimizi daha hızlı ve daha akıllı hissederdik ve öyleydik de. Onlar da bize karşı öyleler. Zaten hayat başka türlü gelişmez. Her kuşak kendinden  öncekinden daha hızlı ve daha zeki olmalı. Bu iş biraz böyle. Benim kuşağımda da herkes böyle, anne ve babasının kendisine göre daha akılsız, daha düşüncesiz olduğunu  söyler ve düşünür. Bir arkadaşınız eve geldiğnde ödünüz kopar, anneniz babanız ağzını açıp sizi mahçup edecek bir şey söyleyecek mi gibi. Kendimizi hep daha ileri ve akıllı hissederdik. Muhtemelen birçok noktada öyleydik de eksik olan şey; bilgeliğimizdi… Bilgelik de yaş ve tecrübe ile oluyor. Anne ve babada var. Çocukların bu hiperaktivitesi ve bu hareketliliğine karşı bizim elimizde de sadece bilgelik kalıyor. Onun dışında onlara yetişmek ya da onlarla mücadele etmek, pek mümkün gözükmüyor.

Çocuklarla aranız oldukça iyi. Peki ya oğullarınızla hayat nasıl gidiyor? Sizi ekranda ve diğer çocuklarla gördüğünde nasıl tepkiler veriyorlar?

Oğullarımla aram iyi. İki oğlum var. Biri dört buçuk yaşına yaklaşıyor, diğeri bu ay bir yaşını bitirecek. Zaten beni ekranda görmeye alışkın. Doğduğundan itibaren televizyonda  gördü etti. Onun için şaşırtıcı bir şey değil, çünkü o böyle bir dünyaya doğduğu için ona normal geliyor. Her çocuk 10 numara 5 yıldızdır, benimkiler de öyle. Hangi anne babaya sorsanız mükemmel evladı vardır, benimkiler de mükemmel. Her çocuk hem çok fevkalade hem de cok alelade.  Her insan öyle çünkü. Onun fevkalade olduğunu hiç unutmuyorum. Ama onun alelade olduğunu da gözden kaçırmıyorm. Onu okula bırakıyorum ve on tane çocuğun arasına girdiğinde alelade bir çocuk oluveriyo, çünkü zaten öyle, başkalarına göre. Çünkü ben de diğerlerini alelade buluyorum, ama benim çocuğum olduğu için fevkalade. İkisi de öyle. Bütün anne babalar için de muhtemelen bu böyledir. İşte onun fevkalade ve alelade olduğu sınırını kaçırmamak gerekiyor. O sınırı tutmak galiba iyi bir ebeveyn yapıyor insanı. Yani galiba böyle.

Sizi sahnede izlemiş biri olarak ‘lütfen tiyatro yapın’ demek istiyorum! Pervasız Tiyatro projeniz sürüyor mu? Peki hala Kent Oyuncuları’ndan mısınız?

Çok teşekkür ediyorum. Tiyatro yapmaya devam ediyorum, sürekli yapıyorum, geçen sene Müjdat Gezen tiyatrosunda Sevgi Müzikali’nde oynadım. Bu sezon Müjdat Gezen tiyatrosunda iki müzikalde birden oynayacağım. Pervasız Tiyatro’nun Uçurtmanın Kuyruğu projesi devam ediyor, yeni projeler de yapacağız. Kent Oyuncuları’nda değilim, bir sezon orada oynadım. Harikulade bir sezon geçirdik, çok da mutlu oldum. O kadar kıymetli bir tiyatroda o kadar kıymetli bir ekiple sahneye çıktım.   Büyük bi şanstı benim için. Ama kendi projelerim artık Pervasız Tiyatro’da ve hocamın tiyatrosu Müjdat Gezen tiyatrosunda sürdürüyorum ve yine kendi tiyatrom diyebileceğim Baba Sahne’de de yeni projeler yapacağız.

Son dönem sinema çalışmalarınız?

Parçası olmaktan büyük mutluluk duyduğum Çakallarla Dans serisi devam ediyor. Herhalde önümüzdeki yaz beşinciyi çekeriz. Onun dışında  kendi  filmimi çekmek istiyorum. Daha önce Yapışık Kardeşler diye bir  sinema filmini hem çekip hem oynayıp hem de yapımcılığını yapmıştım. Şimdi önümüzde iki tane sinema projesi var. Bunlar da hem yönetmenliğini yapıp hem oynayacağım projeler, hem  de yapımclığını yapacağım projeler. Ve hatta artık yazımında da olacağım projeler. Sinema projeleri devam ediyor.

On Numara 5 Yıldız kış döneminde de sürecek mi? Farklı TV projeleri var mı?

Şu an farklı televizyon projelerine yoğunlaştık. İki tane format üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde herhalde fiilen hayata geçecek. Çok teşekkürler, sevgiler saygılar.