İyi ki Varsın; Hafize Çınar Güner!

 

Zaman zaman Ankaralı hisseden bir İstanbullu O. Turgut Uyar’ın dediği gibi; kırkından sonra kendini yeniden icat ediyor. Çocuk gelişimi ve yaratıcı drama uzmanı Hafize Çınar Güner, oğlu İda ile başkalaşan yaşamı çocuk edebiyatı odaklı olarak evriliyor şu sıralar. “Tilki Toni” desem, belki anımsarsınız?…

Öncelikle tanımayanlar için kısa bir özgeçmiş geçelim dilerseniz… Formasyon geçmişiniz, çalışmalarınız, aile yaşantınız…

İstanbul’da doğdum ama Ankara’da kendimi buldum diyebilirim. Şimdi tekrar İstanbul’dayım ve oluşumum devam ediyor. Turgut Uyar’ın dediği gibi “insan kırkından sonra kendini yeniden icraat etmeli.” Benim için sürekli gelişim ve değişim önemli. Ortaokulda oldukça parlak bir öğrenciydim fen liseleri sınavlarına girmek yerine meslek lisesine gittim amacım bir an önce kendi ayaklarımın üzerinde durabilmekti. Daha sonra lisansımı çocuk gelişimi, yüksek lisansımı yaratıcı drama üzerine yaptım. 12 yıldır Terakki Vakfı Okulları’nda yaratıcı drama uzmanı/öğretmeni olarak çalışıyorum. Yaptığım işi çok seviyorum. Ne kadar yorucu olsa da çocuklarla üretmek harika bir şey. Dört yıl önce sanat eğitimi doktorası yapmak istedim ve bir dönem Ankara’ya gidip geldim Prof. Dr. Sedat Sever’den çocuk edebiyatı dersleri aldım. Ama sonra kendimi dinleyince istediğimin bu olmadığını anladım. Derken sürpriz bir şekilde oğlum İda geldi ve hayatım şenlendi. Oğlumla birlikte yazma sürecim de hızlandı önce Tilki Toni kitaplarım ardından diğer çocuk kitaplarım geldi. Tüm bunların yanı sıra masal anlatıcısı ve çocuk yogası eğitmeniyim farklı kitabevlerinde Masal Yoga atölyeleri yürütüyorum.

Çocuk gelişimi eğitimi bir kadına neler katıyor? Anne olduktan sonra belirginleşen etkileri olmuştur kuşkusuz…

Evet, köklü bir üniversitede iyi hocalardan dersler aldım ancak bilgi sürekli değişen bir şey. Dünya değişiyor, paradigmalar değişiyor. Kalıp pedagojik bilgilerin yerini yenileri alıyor. Temel bilgileri ve gelişim süreçlerini bilmek elbette çok değerli ancak ben bu bilgiler ışığında kendimi ve oğlumu dinlemeye çalıştım. Her çocuğun gelişimi süreci farklı, bireyin içinde bulunduğu koşullar farklı, bildiğinizi kendinize döndürmeniz gerekiyor. Anneliğin bilgeliğine inanıyorum. Anneler önce kendilerini bir kadın ve bir birey olarak keşfetmeli. Bilgi sonra gelir diye düşünüyorum.

Yaratıcı drama ülkemizde yeni olmamakla birlikte çok fazla yetkin isimlerce yürütülmeyen bir süreç. Tanım karmaşası da var açıkçası. Nedir yaratıcı drama?Sizi bu alana iten neydi?

Çok doğru söylediniz, yaratıcı drama adını artık herkes biliyor ancak bu alanda ciddi bir kirlilik var. Kavramlar birbirinin içine girmiş durumda. Yetkin ve uygun kişiler az. Bunun sebebi bu işin akademik yapısının tam kurulamamış olması diyebiliriz. Bir başka sorun ise yaratıcı dramanın sadece bir öğretim yöntemi olarak görülmesi ve eğitimcilerin tekeline girmesidir. Yaratıcı drama bir sanat alanı görülmedikçe bu sorun devam edecektir. Yaratıcı drama için bütün kitap bilgilerini önce bir kenara bırakalım bence. Evet, bunu ben söylüyorum yaratıcı drama alanında uzman ve kitapları olan biri söylüyor.  Bırakalım ve önce kendi yaratıcılığımızın, bireysel varoluşumuzun peşine düşelim sonra dönelim bu kalıp tanımlara bakalım. İşte o zaman “yaratıcı drama bir metin olmaksızın…” diye başlayan tanımlara birlikte güleceğiz. Yaratıcı drama bireyin kendisinden yola çıkarak düşünmesi, düşlemesi, eylemesi, oynaması ve hayatı estetize etmesidir. Ve bunun için de tiyatronun araçlarını kullanır da demeyeceğim çünkü zaten bence artık drama-tiyatro lafı birlikte kullanılmalıdır. Beni bu alana iten neydi tam olarak hatırlamıyorum belki lisanstaki değerli hocam Asiye Karadağ olabilir ya da okuduğum bir Prof. Dr. İnci San makalesi. Ama sanırım asıl beni buna iten şey benim kişiliğim. Dramanın kendiliğindenliği ve devingenliğini seviyorum.

Yürüttüğünüz farklı sanatsal projeler de var sanırım. Sanat köklü bir hobi mi sizde? Yoksa daha fazlası mı?

Sanat benim hayatı anlamlandırma ve çoğaltma çabam. Bir hobi değil. Ben yazarak, oynayarak yaşıyorum. Kelimler, sesler, sözler, duygular, duyular ve devinim benim işim, hayatı böyle tanımlıyorum. Bu yüzden odağım ne olursa olsun içinde sanat oluyor. Çalıştığım okulda sanat yoluyla öğrenmeye dair projeler yürütüyorum. Hayvan hakları konusunda yürüttüğüm “Dostlarım” projesinde pek çok sanat alanıyla çocuklarda farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Eğitim İçin Tiyatro çalışmalarıyla çocukların araştırıp sorgulayıp yaratıcı yazma süreçleri yaşayıp estetik bir sonuca varmalarına rehberlik ediyorum. Masal Yoga atölyelerimle devinim, denge, nefes ve sözlü ve yazılı edebiyatı bir araya getiriyorum. Çağdaş Çocuk Edebiyatı’nın tiyatroya uyarlaması konusunda Kelime Çocuk Oyunları Atölyesi ile çalışıyorum.

Gelelim çocuk edebiyatına… Tilki Toni deyince tanıyor sizi çocuklar sanırım…

Evet, Tilki Toni benim ilk göz ağrım. İyi ki Varsın Tilki Toni serimin ilk iki kitabı 2014 yılında yayınlandı. Serinin “Arkadaşlık Puding Gibidir” adlı ilk kitabı yedinci baskıyı yaptı. Şimdi serinin üçüncü kitabı yolda. Aslında yazar olma fikriyle yola çıkmadım. Gerçi çocukluk ve gençlik günlüklerimi okuyup böyle bir isteğim olduğunu görünce şaşırmıştım. Yazı hep hayatımda vardı. Okul yıllarında şiir yazmayı, deneme yazmayı çok severdim. Okul gazetesine yazı yazmak en sevdiğim şeydi. Eğitimci olarak öğrenim malzemesi olarak metinler yazmaya başladım. Drama çalışmalarında kullanmak için masal ve öyküler yazdım ve tabii ki tiyatro metinleri. Drama ve Eğitim İçin Tiyatro alanında kitaplarım var. Lakin çocuk edebiyatı çok özel bir alan. Bunun farkındalığına sahip biri olarak hep temkinli davrandım. Tilki Tonilerimin kitap olarak varoluş süreci üç yıl aldı. Tilki Toni aslında on küsur yıldır öğrencilerimle yaptığım, empati odaklı bir yaratıcı drama çalışmasıydı. Kuklanın yaratıcı dramada kullanılması üzerine iyi bir örnekti. Ben bu çalışmayla ilgili akademik bildiriler de yazdım. Bu çalışma inanılmaz bir ilgi gördü. Çocuklar Tilki Toni’ye bayıldı. Her yıl geliştirerek uyguladım. Çocuklar büyüdü genç oldular ama Tilki Toni’yi unutmadılar. Mektupların, hediyelerin arkası hiç kesilmedi. Tilki Toni’nin ünü çalıştığım okulun sınırlarını aştı. Ben de Tilki Toni’yi daha çok çocukla buluşturmak adına kolları sıvadım. Aslında beni buna eşim teşvik etti.

Kaç kitabınız var? Yazım aşamasında yeni bir kitap var mı?

Drama kitaplarımın dışında dört çocuk kitabım var. Tilki Toni serimin ilk kitaplarının başarısı ardından üçüncü kitabı yazmak için oturduğumda önümde birçok dosya açıldı. Aslan’ın Doğum Günü ve Park Canavarı adlı iki resimli çocuk kitabım çıktı. Tabii bu süreçte hem işim gereği öğrencilerime hem de oğlumun doğumuyla ona çok fazla kitap okumam ve Prof. Dr. Sedat Sever’den çocuk edebiyatı dersleri almamın payı büyüktür diye düşünüyorum. Tilki Toni kitabımın üçüncüsü şu anda editöryal süreçte. Yaz başı çıkmasını planlıyoruz. Bunun dışında önümde pek çok yeni kitap dosyası var. Resimli çocuk kitabı dosyaları dışında bir de Yunan Mitolojisi üzerine çalışıyorum. Ayrıca eğitim için tiyatro metinlerimi hayata geçirmek istiyorum. Hepsi beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü asıl heyecan bu aşamada oluyor, kitap basılıp elime gelince heyecan bitiyor. Söz artık okurun oluyor.

Kadıköy Anneleri projenizden bahsedelim biraz da? Nasıl bir oluşum? Şu an ne durumda?

Kadıköy Anneleri’nin kurucusu Aslı Altıok Erdal ile hamile yogasında tanıştık. Aslı girişimci, çalışkan ve öngörüsü yüksek bir kadın ve Kadıköy Anneleri benim değil onun projesidir.  “Mutlu anne, mutlu bebek” mottosundan hareketle kurulan bu proje, sadece yazıların yayınladığı bir web sitesi değil aksine yaşayan ve hayata dokunan devinen bir proje. Bebek Dostu Tarifler, Bebek Dostu Mekânlar, Uyku Müzikleri, Doğum & Hamilelik & Emzirme & Lohusalık Günlükleri  ve Annelik  gibi kategorileri mevcut. Benim yarattığım İlk Kitaplığım köşesi de bu kategorilerden biri. İçeriği tamamen bana ait ve özgürce çalışıyorum. Sanırım Kadıköy Anneleri’nde en düzenli ve en çok yazı yazan ve etkinlik düzenleyen köşeye sahibim. Bana daha önce de bazı sitelerden köşe yazarlığı teklifi gelmiş, çocuk kitapları tanıtımları/eleştirileri yazmam istenmişti ama süreklilik arz etmesi gerektiğini ve ciddi bir emek olduğunu bildiğim için kabul etmemiştim. Ama Aslı’ya Kadıköy Anneleri’nde İlk Kitaplığım köşemi adıyla ben önerdim. İnsanın çocuğu olunca başka bir enerjisi oluyor galiba. Şaka bir yana ben bunu dert edindim. Okuma kültürünün temelleri daha hamilelikte atılıyor. Ben oğlum gözünü açtığı itibaren ona kitap okudum. Oturmaya başladığında ise kitap okumalarımız günlük rutinlerimizin içine girdi. Sadece uyku öncesi değil kitaplar her zaman bizimle. Şimdi oğlum üç yaşında ve kim bilir kaç kitabı kaç kez okumuşuzdur. Okuma eylemi çocuk okula gidince başlamıyor. Neyse bu uzun bir mevzu ve sanırım başka bir röportajın konusu. Kadıköy Anneleri sitesindeki bu köşem iki yılı aştı ve üçüncü sezonunda. İlk sezon, her hafta bir kitap yazısı yayınlarken son iki sezon her ayın ilk çarşambası için bir kitap yazısı hazırlıyorum. Tabii sadece kitap tanıtım yazıları değil, özel gün kutlamaları, röportajlar, hediye kitaplar ve elbette yılda dört kez yaptığımız Küçük Kitap Kurtları Buluşmaları. Sayısal verilerle ifade edersem eğer yanılmıyorsam bugüne 35 ayrıntılı kitap tanıtım/eleştiri yazısı, 7 röportaj, 8 buluşma/etkinlik, 9’u dijital olmak üzere 41 kitap hediyesi ve birçok özel gün yazısıyla okurla buluştuk.

Küçük Kitap Kurtları Buluşmaları desek?

İlk Kitaplığım köşemde yazarken diğer anne bloglarından farklı olarak sadece anne kimliğimle değil bir yazar ve sanat eğitimci kimliğimle de yazıyorum. Oğlum bu kitaba bayıldı, kitaptaki ayıcık aman da ne şirinmiş gibi ifadeler yerine önce anneliğe dair meselelerle ya da hayata dair dertlerle girizgâh yapıp sonra kitabı iletisinden, dil ve anlatımına, görsel metninden, tasarımına, karakterlerine, alt metnine kadar enine boyuna el alıyorum. Çocuk edebiyatı dersinde kullandığımız kitap eleştirisi yazma raporlarına sıkça bakıyorum. Amacım hem anneleri/babaları nitelikli bir çocuk edebiyatı yapıtıyla buluştururken hem de onlara aslında “iyi” kitap seçmenin yolunu göstermek. Kısacası her yazı için ciddi emek veriyorum. Zaten seçtiğim kitabı defalarca oğluma okumuş ve deneyimlemiş oluyorum. Amacım yeni kitapları tanımak değil, kendi yayınevim dahil hiçbir yayınevinden kitap kabul etmiyorum. Tamamen benim ve oğlumun seçtiği kitapları anlatıyorum. 35 kitaptan oğluma okumadığım tek bir kitap yok. Hal böyle olunca insan merak ediyor acaba yazdıklarım ne kadar okunuyor diyor ve zaten sadece bir köşeden yazarak insanlara dokunmazsınız. Ben de her mevsimde bir kez yani yılda dört kez Küçük Kitap Kurtları Buluşmaları düzenleyelim dedim. Aslı’da bu fikrime destek verdi ve derken bu buluşmalar dolup taşan, dört gözle beklenen bir organizasyon haline geldi. Buluşmamızın odağı tabii ki de masallar ve kitaplar . Bugüne kadar gerçekleştirilen yedi buluşmadan ikisinde iki farklı yazar konuğumuz oldu. Diğer dördünde ben masal/hikâye anlattım, kitap okudum, masal yoga atölyesi yaptım. Birinde ise çok hoş bir şey gerçekleştirdik; bu kez anneler/babalar beş farklı dilde (İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca ve Türkçe) beş farklı kitap okudular. İyi Cüceler Kitabevi, Mutlu Fil Kitabevi, Moda Sahnesi, Moda Organik 40 Tahta Mahalle Pazarı, Tudem Yayın Grubu Kadıköy Şubesi ise bu güne kadar buluşmaları gerçekleştirdiğimiz mekânlar. Her buluşmamızın bileti bir kitap oluyor. Katılımcılardan bize kapılarını açan butik kitabevlerinden bir kitap seçip almalarını istiyoruz ama tabii ki bunu denetlemiyoruz. Yani katılım ücretsiz! Bir kez kitap değiş tokuşu yaptık, bir kez de bir oluşum için kitap bağışında bulunduk. Her buluşmamızda mutlaka çocuklar için ikramlarımız oluyor. İkramlarımızın sağlıklı ve organik olmasına çok özen gösteriyoruz. Ayrıca katılımcılara çekilişli ve çekilişsiz birçok hediyelerimiz de oluyor. Ancak bu hediyeler ve ikramlar hep anlatılan masal ya da okunan kitapla bağlantılı bir konsepte yapılıyor. Örneğin “Çizgili” adlı bir kitap okuyorsam hediye kitaptaki kahraman olan kaplan kuklası ya da başlığı olabiliyor, Kaplanın uğruna macera yaşadığı bal olduğu için ikramda balla yapılmış organik bir kurabiye oluyor. Hikâye iletişim sorunlarıyla ilgiliyse hediye bir ebeveyn koçluğu seansı olabiliyor. Tabii ki hediyelerin en başında imzalı kitaplar geliyor. Sunulan her hediye ve ikram titizlikle seçiliyor. Burada da bize önerilen her sponsorluğu kabul etmiyoruz, ticari ilişkilere girmiyoruz. Amacımız çocuğu/ailesini kitapla buluşturmak ve buluşmayı eğlenceli, her bakımdan doyurucu hale getirmek. Sanırım bunu da başarıyoruz her buluşmamız büyük bir coşkuyla ve çok kalabalık geçiyor. Bahar buluşmamız da 15 Nisan 2017 Cumartesi günü, saat 18.00’de, Mutlu Fil Kitabevi’nin Kadıköy’de açılacak yeni şubesinde olacak. Dört anne ve bir baba yani beş katılımcı beş farklı dilden (İngilizce, Rumca, İtalyanca, Ermenice ve Türkçe) beş farklı kitap okuyacaklar. Tabii ki de yine bir sosyal sorumluğumuz olacak. İkramlar ve hediyeler hazırlanacak. Şimdiden tüm küçük kitap kurtlarını buluşmamıza bekleriz.

Fotoğraflar: Esra Bıçakçı İnal