Misafir; Kadın ve Çocukların Gözünden Mülteci Gerçeği…

Kırmızı ışıkta aracınıza yaklaşıp mendil satmaya çalışan küçük kıza dikkatlice baktınız mı hiç? Kaygı ve utançtan büyümüş gözlerini, titreyen sesini ve kırık dökük Türkçesiyle size adeta yalvarışını farkettiniz mi? Yönetmen Andaç Haznedaroğlu etmiş. Bu sayede izlenesi bir seyirlik hazırlamış sinemaseverlere; Misafir. Gelin kendisinden dinleyelim…

Öncelikle göçmen olma olgusunun sizin için ne ifade ettiğini sormak isterim. Suriye’den bağımsız olarak… Düşününce size de hepimiz bir yerlerden göçmüşüz gibi gelmiyor mu?

Yıllar önce Almanya’ya giden mülteciler üzerine bir senaryo çalışmıştım. Göç hep ilgimi çekmiştir. Anne tarafım da Bulgar göçmeni. Dedem anlatırdı, bütün mallarına  sınırda el konulunca parasız Türkiye’ye geçmişler. “Yama üstüne yama yapardık yokluktan’’ derdi dedem. Birkaç kuşak geriye gittiğimizde hepimiz göçmeniz. Suriye göçünde asıl mesele bombalardan, savaştan kaçmak ve hala bu savaşın devam etmesi. Dünyada Hitler döneminden bu yana en büyük göç maalesef.

Savaş öncesinde Suriye’yi görmüş müydünüz? İzlenimleriniz?

Halep çok güzel bir şehirdi. Evet sık sık giderdik. Oradakiler öyle rahat yaşıyordu ki. Antep’le bir saat arası. Onlar hep televizyondan görüp “Türkiye’de kriz var, terör var, burası çok rahat’’ derlerdi. Üniversiteden doktor, mühendis çok arkadaşım vardı. Fransız arkadaşlarımızın evleri vardı. Muhteşem güzel tarihi binalar. Her şey yok oldu.

Proje aklınıza nasıl düştü? Bir gün trafikte size mendil satmaya çalışan kızı mı keşfettiniz örneğin? Çoğu insanın oldukça yapay biçimde ve özetle Suriyelilere ilişkin düşünceleri buradan başlıyor…

Evet maalesef. Öncelikle benim karşıma çıkan gerçek bir hikaye oldu. Dört yıl önceydi. Yolda arkadaşımla giderken arabanın önüne kucağında çocukla bir kadın atladı. Çocuk ağlıyor. Biz o kadar duyarsızlaşmışız ki, sohbete devam ediyoruz. Kadın Arapça  bişeyler anlatıyor, yardım istediği belli. İki yaşındaki çocuğun gözyaşı durmuyor. Bir an kendimize yabancılaştık. Ne yalan söyleyeyim “çok kirliler, kokarlar,  arabaya almayalım’’ diye düşündük. Çocuğun gözyaşları sicim gibi. Kadın önümüzden  çekilmiyor. En son dayanamadık, aldık arabaya. O gece sabaha kadar dört hastane dolaştık. “Kimlikleri yok” diye işlem yapılmıyor. Parasını vereceğim diyorsun, halledemiyorsun. Çocuk ikinci kattan düşmüş, bacağı kırılmış.

Sabaha karşı zor bela sargısını yaptırdık. Kadın da çocukta mutlu. Onları aldığımız yere getirdik. “Eviniz nerede?’’ diyoruz, bu sefer de evleri yok. Bir apartman boşluğunda yaşıyorlar. Betonun üstünde yaklaşık 10 kişi yatıyor. Arada yaralılar var. İstanbul Fatih. Şehrin göbeği nerdeyse.

Vücudum uyuştu. Ertesi gün tatile gidecektim. Gözümün önünde hep o tablo. Gidemedim. Vazgeçtim. Bu insanlar, kadınlar, çocuklar bu yolu nasıl geliyor, diye Doğu’ya Suruç’a gittim. Sınıra gittiğim gün Kobani patlaması oldu. Binlerce insan, yaralı kadınlar, çocuklar sınırdan geçiyor. Urfa’nın elli derece sıcağında, çıplak ayaklarla yürüyorlar. Arkada gerçek bombalar patlıyor. Hayatta hiç bu kadar ölüme yaklaşmamıştım. Çok korktum. Gerçek bombanın ne olduğunu insanlar bilmiyor. Sürekli görüntü çekiyordum. Bütün gazeteciler orada. Elektrik yok, tek priz için kavga ediyoruz. İnsanlara yardım etmeye çalışıyorum. Tarifsiz yorgun günler geçirdim.

Bu konuda yapılmış başka sinema projeleri var mı dikkatinizi çeken?

Suriye meselesiyle ilgili çok film varmış gibi duruyor ama bizimki ilklerden.

Misafir’in en önemli farkı olayları kadınlar ve çocukların gözünden aktarıyor olması. Bu bakış ya da duyarlılık kadın olmanızdan mı kaynaklanıyor sizce?

Evet. Erkek hikayesi yazmayı pek beceremiyorum.

Filmin ön çalışmalarından bahsedelim dilerseniz. Oldukça ciddi bir araştırma geliştirme dönemi yaşamışsınız…

Filmin iki buçuk yılı  senaryo ve kast ile geçti. Sonrası çekim ve montaj. Bu süreçte gerçekten sınırdaki tüm yetimhaneleri, kampları, birçok evi dolaştım. Antep, Suruç, Reyhanlı, Hatay, Adana her bölgeye gittim. O yollar beni çok derinleştirdi. Çok şey anlatmak yerine sadece kadın ve çocuk üzerinden hikayeyi anlatmak istedim.

Dikkatimi çeken, filminiz politik bir bakış sergilemiyor. Bilinçli bir tercih mi?

Evet. Hikayeyi asla politik bir yerden anlatmak istemedim. Zaten yedinci yılda savaş meselesine elinizi verip kolunuzu kaptırıyorsunuz. Savaşın neden çıktığını bile hatırlayan yok.

Ülkemizdeki süreç nasıl işleyecek bilemiyorum, toplum olarak uyuşmuş olduğumuz, duyarsızlaştığımız bir dönemdeyiz… Ancak Misafir yurt dışında ciddi yankı uyandırdı. Ödüller aldı. Bahseder misiniz?

Benim bu filmle ilgili festival beklentim yoktu  açıkçası. Festivallerin formülleri başkadır. Yazarken de birçok festival yetkilisiyle görüştüm. O formülleri yapsaydım gerçekten uzaklaşırdım. Ben kalbimin sesine göre bir film yaptım. Her gittiği yerde seyirci açısından çok güzel karşılandı. Festivallerde seans artırdılar.

Filmde geçen öyküler, insanlar gerçek mi? Sokakta dilenen Suriyeli tablosuna bakınca inanamayabiliyor insan…

Evet gerçek. Yüzlerce hikayeden derlendi. Kışın ortasında bodrum katında betonda yatan çok hamile kadın, çocuk gördüm. Yastık yerine kıyafetleri başlarına sarıp koyuyorlardı. Filmdekiler az bile.

Peki ya Lena? Gerçekte kim? Oyuncu mu?

Gerçek bir mülteci. İki buçuk sene bütün Suriye okullarını dolaştım. Yaklaşık  dört bin civarı çocuk  gezdik. Bir gün kalktım, “Allah’ım  bugün bu  çocuğu bulamazsam bu filmi yapmayım” dedim. Çok yorulmuştum. En son gittiğim okul, beşinci kat, son sınıfa çıktık. Öğrencilere “beni yormayın, kim artist olmak istiyorsa  tahtaya çıkıp öğretmeninin taklidini yapsın” dedim. Bizdeki başrol Rawan çıktı. Herkesi gülmekten kırdı geçirdi. Mutluluğumu anlatamam.

Kağıdın diğer yüzüne bakalım mı? Türkiye’de durumu hayli zengin Suriyeliler de var ve maalesef kendi vatandaşlarına son derece duyarsızlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben kendi şahit olduklarımdan sorumluyum. Yardım etmeyen zenginin kendi vicdanına kalmış. Bu hikaye tam filmi yapma nedenimi  anlatıyor aslında. Nemrut Hz. İbrahim’i cezalandırmak ister. “Şehrin en büyük ateşini yakın’’ der. Herkes sırtında odunlarla ateşe odun taşır. Oradan geçen bir karınca da ağzıyla su taşır. “Sen nereye?’’ diye sorarlar. “Ateşi söndürmeye’’ diye karşılık verir. “Sen mi söndüreceksin ateşi?” diye sorarlar. “Olsun, yönümüz belli olsun” der.

Bu filmi gişe kaygısıyla yapmadığınız açık ama, yine de sorayım, sizce bizim insanımız bu filme ne derece duyarlı olacak?

Gerçek her zaman değerlidir.Dünya sinemasında birçok gişe yapmamış film var. Ben yıllar sonra onları daha çok izliyorum.

Ben bir kadın ve anne olarak bu duyarlı çalışma için teşekkür ediyorum. Umarım insanların algıları değişir sayenizde…

Teşekkür ederim.

Misafir

Türkiye  / 2017 / 90’ / DCP / Renkli  / Türkçe, Arapça  Altyazı

Yapımcı / Producer: Andaç Haznedaroğlu

Yapım Şirketi / Production Company: Andac Film Yapım- ifp film- ID film

Yönetmen / Director: Andaç Haznedaroğlu

Senaryo / Screenplay: Andaç Haznedaroğlu

Görüntü Yönetmeni / Director of Photography: Hayk Kirakosyan

Sanat Yönetmeni / Art Director: Işıl Gürtop

Kurgu / Editing: Can Yağan, Ahmet Hafız

Müzik / Music: Toygar Işıklı

Oyuncular / Cast: Saba Mubarek, Rawan Skef , Şebnem Dönmez, Yeşim Ceren Bozoğlu, Rıza Akın