Özlem Tuna’dan İstanbul Kokulu Tasarımlar

İstanbullu değil ama İstanbul işi tasarımlarda aklıma gelen ilk isim O. Öyle takıp takıştıran bir kadın da değil ama en orijinal takıları yine O tasarlıyor. Tasarımcı Özlem Tuna, mücevher tasarımıyla başladığı kariyerine bugün ev ve dekorasyon objeleri, kişisel aksesuarlar ve porselen çalışmalarıyla devam ediyor. Başarıları ülke sınırlarının dışına taşan, ‘başarılı kadın’ profilinin tasarımdaki simge isimlerinden biri olan Özlem Tuna ile keyifli mi keyifli bir söyleşi yaptık. Elinize kahvenizi alın bence ve başlayın okumaya…

Tasarıma ilginizi ilk ne zaman keşfettiniz?

Aslında çok önceye dayanıyor diyebilirim. Çocukluğumda çamur ve hamurla oynayarak başladım. Arkeolog olan babamın da etkisiyle sanat tarihine hep yakın durdum.

Zamanı geldiğinde eğitimimi de bu alanda yapmaya karar verdim.

Eğitim demişken, eğitim geçmişiniz de bir hayli yüklü sanırım…

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldum. Ardından aynı üniversitenin Grafik bölümünde, Özgün Baskı Atölyesi’nde yüksek lisans çalışmasına katıldım.

Özgün baskıyı sizin kelimelerinizle öğrenmek istesek?

Özgün baskı kağıt üzerine elle yapılan bir baskı uygulaması özünde. Metalle, ahşapla ve taşla yapılabiliyor bu baskı. Oldukça özgün, keyifli bir çalışma ki yüksek lisansımı sadece bu nedenle, özgün baskıyı öğrenebilmek için yaptım, diyebilirim.

Mezuniyet sonrası? Kariyer basamaklarını nasıl tırmandınız?

Mezuniyet sonrası dil öğrenimi için İngiltere’ye gittim ve üç yıl orada yaşadım. İstanbul’a dönünce1996’da mücevher tasarımı ve yapımı ile ilgilenmeye ve Urart firmasında çalışmaya başladım. Aslında mücevher tasarımına yönelmem de tamamen tesadüfen gerçekleşen bir durum. İngiltere sonrası iş arayışına koyulduğumda oldukça zorlandım. Adeta sudan çıkmış balık gibiydim. Ne yapacağımı bilemiyordum. Seramik okumuşum, onun da endüstri kısmını değil sanat kısmını biliyorum. Bir atölye mi açayım, ne yapayım, para kazanmalıyım derken bir gazete ilanı ile kariyerimin yönü değişti. İlanda dört yıllık okul mezunu, İngilizce bilen, Türk el sanatlarını yorumlayacak birisi aranıyordu. Görür görmez ‘bu tam da benim işim, ben bunu yaparım’ dedim. Urart firmasına bu şekilde girdim, Urart benim için bir okul oldu. Mücevher tasarımını öğrendim. Farklı ufuklar açtı.

Peki ya Urart sonrası?

Urart sonrası Kapalıçarşı’da birçok farklı firmayla çalıştım. Burası benim için başlı başına bir okul oldu. Bir süre sonra öğrendiklerimi kendim için, kendi seçtiğim şekilde uygulamak istedim ve 2003’te Özlem Tuna Tasarım Stüdyosu’nu ve atölyesini kurdum. Özlem Tuna markası altında mücevher ve ev aksesuarları tasarım ve üretimine yöneldim. Ardından atölye ofisten çıkıp yine vazgeçemediğim tarihi yarımadada, Kapalıçarşı yakınında ‘Design Zone’ adıyla mücevher ve obje galerimi açtım. Bu dönemi seramiğe geri dönüş dönemim olarak adlandırabilirim. Kendi ürünlerimi kendim tasarlayıp kendim satayım şeklinde bir hayalim hep vardı. Design Zone buradan çıktı. Bu bölgeyi, Kapalıçarşı’yı, ara sokakları da çok seviyorum. Bir şekilde beni beslediğini düşünüyorum. O dönem tarihi yarımadada tek tasarım galerisiydim.

Design Zone projeniz bitti yanılmıyorsam?

Design Zone’u arkada bırakalı 5 yılı geçti.  Perakande mağzamız yok İstanbul’da. Ofis-showroom ve atölye biçimindeyiz. Çok daha iyi oldu. Tasarımlarımıza ulaşmak isteyenler artık bizim mutfağımıza gelebiliyorlar. Mutfak içinde bizi çalışırken izleyip, tasarımlarımızı seçebiliyorlar. Sirkeci’de Tren Garı’nın hemen karşısında, Nemlizade Han içindeyiz. Bekleriz…

Başlangıçta sadece takılar vardı. Şimdi ise porselen ön planda gibi. Neler değişti? Nasıl gelişti süreç?

Biz tasarımcılar, ya da kendi adıma konuşayım… Az  sıkılganım sanırım. Urart’ta işe başlamam ve mücevher sonuçta benim bilinçli olarak seçtiğim bir konu değildi. Hayat yolculuğunda karşıma çıktı, keyifle öğrendim ve  hoşuma gitti. Design Zone zamanlarında  sanırım, vücut süsleri yapmaktan sıkıldığımda, masa üstü ev aksesuarlarına yöneldim. Bu alanda yoğun çalıştığım doğrudur. Çünkü 3 yıl önce kendi poselen atölyemizi kurduk. Tasarladığımız porselenleri biz üretiyoruz. Bu çok büyük bir avantaj oldu. İstediğim gibi her ürün ile oynayabiliyorum, değiştirebiliyorum. Porselen ürün tasarımına ve üretmeye devam. Burada sadece ev aksesuarları değil, vücut süsleri de  yapmaya devam ediyoruz. Ve tabii ki, porselen mikro mozaikler…

Nemlizade Han’dan ve şu ‘ofis-showroom-atölye’ oluşumundan bahsedelim…  

Nemlizade Han’da yine tarihi yarımada içindeyiz. Kapalıçarşı çevresinde çalıştığımız metal atölyelerine yürüyerek ulaşıyoruz. Bu bölgede çalışmayı çok çok seviyorum. Tarihi Yarımada içinde tasarlamak ve çalışmak müthiş. Adeta açık hava müzesi içinde  tasarlıyorum ve üretiyorum. Müthiş bir zenginlik ve ayrıcalık, evet çok iyi farkındayım .

Ürün gamınız çok genişledi. Neler var bahseder misiniz? Koleksiyonlar?

Kahve bölümümüz var; kahve seramonisi üzerine çalışmaya devam. Kahveyi çok seviyorum, her türlü kahveyi hem de… Bunun için; Türk kahvesi fincan, cappucino, espresso  ve Arap kahvesi için 4 ayrı fincanımız var. Bunların dışında kahve seramonisi için setler oluşturuyoruz. Tepsisi ve vazosu gibi ayrıntılar içinde.  Evimize enerji diyoruz. Burada farklı kaseler, lokumluklar, fincanlar, muglar. Objeler … Tabii ki vücut süsleri yapmaya devam. Şimdilik Kairos ve Arzu-Keş ile yolculağa devam ediyoruz.

Kurumsal da çalışıyorsunuz sanırım?

Kurum ve firmaların pazarlama iletişimlerine yönelik ürün ve fikir tasarımı projelere de devam ediyoruz. En son Türk Telekom  ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne ürün tasarladık ve ürettik.

Satışınız hangi kanallar üzerinden gerçekleşiyor? On-line satış?

Özlem Tuna koleksiyonlar kendi sitemizde online satışta mevcut. Bunun dışında İstanbul’da; Four Seasons Hotel, Midnigth Express Bebek mağaza, Pomstore, Momo Cihangir, Sadece Nişantaşı mevcut. Ankara’da da Erimtan Müzesi içinde bazı koleksiyonlar var. Yurt dışında; Dubai, Abu-Dhabi, Jeddah, London ve NY’ta markamız satışta.

Gelecek projeler?

Oooo projeler hiç bitmez. Yemek ve Tasarım hep aklımda, bakalım bir şeyler yapacağım önümüzdeki yıl. Ama önümüzdeki ay Nemlizade Han’da atölye çalışmalarımız başlıyor. Bunun için ayrıca heyecanlıyım.

Son olarak eklemek istedikleriniz desem?

Tasarım, üretim; merak, keşif, heyecan, tarih, üretme, öğrenme, keyif ve paylaşım tarihi yarımada’da çalışmanın hissettirdiği en önemli duygular…