Zuhal Focan; ‘Caz Yapıyor’ Hem de Nasıl…

 

Caz sever misiniz? Ben çok severim. Ruhuma iyi gelir, içimdeki çığlıkları su yüzüne çıkarır kimi zaman, rahatlatır beni. Şüphesiz dünya caz tarihinde erkek hükümdarlığı tartışılamaz ama bana sorarsanız kadın ve caz yan yana düşmüşse tadından yenmez… Ve Türkiye’de caz ve kadın kelimeleri yan yana gelince O’nun adını da arkalarından eklemek gerekir! Tanıyanların kendisine bayıldığı, henüz tanımayanların bu yazı sonrasında arama motorlarını dolaşacakları Zuhal Focan’la caz, kadın ve yaşam üzerine keyifli bir röportaj yaptık. İşte satırlarımıza yansıyanlar…

Zuhal Hanım sizi bilen bilir, hele caz sever ise kesinkes bilir, ben de dahil. Peki, bilmeyenler için özet geçer misiniz?

İstanbul doğumluyum. İ.Ü.Edebiyat Fakültesi mezunuyum. Cazı TRT3 Radyosundan, Erol Pekcan’ın, Hülya Tunçağ ve Teoman Baber’in programlarından dinleyerek sevdim. 30 yıldır caz gitarcısı Önder Focan’la evliyim. Bir oğlumuz var. 1991 yılında Caz Derneği’nin kuruluşunda yer aldım. 2 yıl süresince Caz Derneği’nin önce yardımcılığını daha sonra da başkanlığını yaptım. 1996 yılı başında Türkiye’nin ilk ve tek caz, blues ve emprovize müzik dergisi JAZZ’ı çıkardım. 2016 yılının Nisan ayında Jazz’ın basımına yayınevi tarafından son verilmesiyle dergiyi portala taşıdık. Şu anda portal üzerinden yayın yapan bir internet dergisi oldu. Sahibi ve yayın yönetmeni olarak derginin başında bulunuyorum. Açık Radyo’da, Yapı Radyo’da, Radyo 92.3’de geçmiş dönemlerde 2 yıl TRT Radyo 3’de Caz Vitrini adlı programı hazırlayıp sundum. Joy Jazz internet radyosunda 2013-16 arası “En yeniler” adında radyo program yapımcılığını yaptım. 2002 Kasım’ında İstanbul Galata’da Nardis Jazz Club’ı açtım, halen işletmesini yürütmekteyim.

Nardis’in marka öyküsünü bizimle paylaşır mısınız? Neden Nardis? Nasıl doğdu? Ömrünün bu kadar uzun olacağını başta öngörmüş müydünüz?

Nardis’i gerçek bir caz kulübü, caz eksenli yaratıcı müziğe yer verilen, müzik ve müzisyenin öne çıktığı her performansın bir konser ortamında, ancak kulüp rahatlığında doya doya yaşandığı bir mekan olarak düşünen öncelikle eşim gitarist Önder Focan’dır. Nardis’in müzikal ekseni mainstream caz; ancak modern caz, fusion, etnik caza da yer veriliyor, tek bir müzisyen ya da grup yani belirli müzisyenler sahne almıyor. Haftanın bir günü emek sarf olmuş, caz dışı yaratıcı çalışmalara da yer veriliyor. Ayda en az bir kere yurt dışından bir solistin lokal ritm section ile konserler verilmesi sağlanıyor. Ayrıca sponsor destekli önemli isimler de Nardis’de sahne alıyorlar.

İstanbul’un kültür ve sanat yaşamında artık çok önemli bir yer tutan Nardis Jazz Kulübün kuruluşundan bu yana ödün vermediğimiz müzikal kalite ve çizgimizden vazgeçmeden lokal müzisyenler ağırlıklı ama bizim müzisyenlerimizin de uluslararası cazın önde gelen isimleri ile çalarak gerek deneyimlerini arttırmak gerekse bir anlamda kendi seslerini duyurmalarına olanak sağlayacak projelerle hizmet vermekteyiz.

Sadece caz kulübü olarak 2002’den bu yana haftada 6 gün canlı müzik yapan bir kuruluş olarak 15. yılımızı sürdürürken bu kadar uzun soluklu bir caz kulübünün daha önce İstanbul’da pek yaşanmadığını düşünüyoruz.

Nardis olarak başladığımız günden beri belirlediğimiz ana kriterlerimiz şunlar; müziğe, müzisyene saygı ardından müzik dinleyicisine saygı.

Nardis salt müzik için var olan bir mekandır. Bu anlamda ses düzeni, enstrümanlar ve sahne konforu olabildiğince sağlanmaya çalışılmıştır ve bunda da oldukça hedeflerimize ulaşmış durumdayız. Caz gibi emek gerektiren bir müziği dinleyen bu müzik için zaman ve para harcayan insanlara karşı önemli sorumluluğumuz olduğunu düşünmekteyiz. Olabilecek en iyi grup ve projelerle, en iyi ses sistemi ile, pahalı ve ulaşılmaz olmadan müzik dinleyicisine hizmet ana felsefemizi oluşturmaktadır. Müziğe ve müzisyene ve dinleyiciye saygının en önemli göstergelerden birisi de 15 yıldır taviz vermeden uyguladığımız performans sırasındaki sessizlik prensibimizdir. Bu hiçbir zaman insanların konser salonundaki gibi ağzını açmaması anlamına gelmemekle birlikte yüksek ses ile sahneyi ve diğer dinleyiciyi rahatsız etmemeyi kastetmekteyiz. Nardis dinleyicisininin bu konudaki titizliği ve anlayışı bizim ve müzisyenlerin en büyük desteğidir.

Gençlere verdiğimiz önemin bir parçası olarak 2005 yılından bu yana düzenlediğimiz “genç vokalist yarışmasının” 12.sini geçen yıl yaptık. Genç sanatçılarımızı uluslararası yarışmalara götürmeye devam edeceğiz.

Ayrıca Nardis olarak Estonya, Finlandiya, Latviya ve Litvanya’daki yarışmalarda jüri üyesi olarak da yer alıyoruz ve Nardis olarak başarılı genç sanatçıları tüm masrafları tarafımızdan karşılanarak davet ediyor ve onlara sahne veriyoruz. İnanın bu kadar uzun ömürlü olabileceğini hiç düşünmemiştim.

foto_teri_sisa

Türkiye’de çok fazla caz kulübü var mı? Kimler gidiyor bu mekanlara? Nasıl bir kitle ve kadın oranı ne?

Türkiye’de Nardis dışında caz kulübü yok maalesef. Caz çalınan yerler var. Ama onlar ya her gün değil ya da başka tür müziklere de yer verilen “venue”ler. Onların kitlelerini pek bilemeyeceğim ancak Nardis öncelikle bir kadın mekanı. %65 kadın dinleyicimiz var. Bu neden kaynaklanıyor, benden mi bilemiyorum ama şunu söylemek isterim ki; Nardis’te kim ne giymiş, yanında kim var kimse kimseyle ilgilenmez. Tüm dikkat sahnede ve müzisyendedir çünkü.

Caz kadınların çok da aktif olmadığı bir müzik türü yanılmıyorsam. Erkek egemen bir alan. Türkiye’de durum nedir?

Evet bu konu bana sıkça sorulan sorulardan. Ancak Türkiye genelinde ele almak gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de son dönem her meslek, her şey erkek egemen. Ben isterdim ki TBMM’den başlayarak, Belediyeler dahil her işin başında kadınlar olsun. Ben inandığımı yapmaya çalışan bir kadın olarak madem cazdan anlıyorum, elimden gelen her ne ise onu yapmaya çalışıyorum. Ancak yine işin caz tarafından bakarsak İstanbul Caz Festivali’nin direktörü bir kadın; Pelin Opcin. Aksanat’ın başında yine bir kadın var; Derya Bigalı. Ankara Caz Festivali’nin direktörü Özlem Oktar Varoğlu. Anlayacağınız Türkiye’de durum herşeye rağmen biraz değişik ve bu bence gurur verici.

Sizin cazla tanışmanız ne zaman oldu? Önder Bey’den önce ve Önder Bey’den sonra dönemleri mi?:)

Yukarıda biyografimde bu sorunun cevabı olmakla birlikte benim dönemimde müziğe sadece tek kanal TRT’den ulaşılabiliyordu. O nedenle caza ulaşmak zor değildi. Şimdiki gençler mevcut kanallardan asla caz dinlemeden ölüp gidebilirler. Benim zamanında Hülya Tunçağ (şimdi dergimizin yazarlarındandır), rahmetli oldu, ağabeyim oldu davulcu Erol Pekcan, çok saygı duyduğum, o da rahmetli oldu Teoman Baber benim en sevdiğim radyo programcıları arasındaydılar. Lise yıllığımda “müzik eleştirmeni” olmak istediğim de yazılıdır. Ancak “caz” gerçek anlamda Önder’den sonradır. Bilinçli olarak dinlemek, sevmenin ötesinde bir durumdur.

Klasik olacak ama caz size ne hissettiriyor bilmek isterim doğrusu?

Dinlerken çalan müzisyenin ne anlattığını anlayabiliyorsam, aynı duyguyu paylaşabilmenin sevincini hissediyorum.

Jazz Dergisi’nden bahsedelim biraz da. Türkiye’de böyle bir projeye inananların olması sevindirici. Çok iyi biliyorum ki, üç ayda bir bu derginin yolunu gözleyenler var!  Sahi kaç yıl oldu? On-on bir? Devam mı?

Jazz Dergisi Boyut Yayın Grubu’nun dergileri arasındaydı. 20 yıl sonra artık basılı yayınların işlevini bitirmesi nedeniyle dergi basımından vazgeçildi. Tam 20 yıl ama, 20 yıl basıldı ve dağıtıldı. Bu bence büyük bir başarıdır. 7 aydır ise online olarak işlevini sürdürüyor. www.jazzdergisi.com İlgi duyanların mutlaka bakmalarını isterim. Ben dergiye başlarken Türkiye’deki caz kaynağının yokluğundan yola çıkmıştım. 20 yıl boyunca bu kaynak açığını kapadığımızı düşünüyorum. Şu anda dergimiz İngilizce ve Türkçe olarak yayınlanıyor. Bu konu son zamanlarda benim için önemli bir hale gelmişti. Çünkü artık bizim müzisyenlerimizin seslerinin dünyada duyurulması gerekiyor. Onun için “Bizim Cazcılar” diye bir seriye başladık. Tüm haber ve makaleler İngilizce’ye çevriliyor ve mutlaka videolu yayınlar yapıyoruz.

Türkiye’de caz yapmak nasıl birşey desem?

Bu “caz yapmak” lafına bayılıyorum. Bunun İngilizcesi yok. Bize mahsus bir şey yani. Valla ben “caz yapmak”tan son derece mutluyum. Benim hayatım caz. Türkiye şartlarına oldukça aykırı olmasına rağmen herkese tavsiye ederim.

 

Türkiye’de pek çok alanda –sanat anlamında- umutsuz zamanlar yaşıyoruz. Cazın geleceğini nasıl görüyorsunuz bu coğrafyada?

Umutsuz yaşanmaz. Albümler, kayıtlar, konserler herşeye devam ediyoruz. Yeter ki kimse ölmesin.  Ölümden başka herşeye çare var.

 

Türkiye’de ve dünyada sizin için vazgeçilmez cazcılar kimler? Gençlerden takibe almamız gereken isimler var mı?

Önder’den vazgeçemem. Diğerlerinin de ensesindeyim zaten. Hem işletmeci, hem de yayın yönetmeni olarak hemen her gün tüm müzisyenlerle temastayım. Gençler her zaman heyecan verici. Onlara da Nardis’te sahne veriyor, destekliyoruz. Yarışmalar yapıp yurt dışına gönderiyoruz. Vokalistlerden, İzmirli Cansu Nihal Akarsu, Ankaralı Su İdil, İstanbullu Deniz Taşar, tromboncu Eren Akgün, trompetçi Tolga Bilgin’in adlarını ilerleyen günlerde daha çok duyacaksınız.

Son dönem çalışmalarınız neler? Şu sıralar neler yapıyorsunuz?

20 yıl boyunca üç ayda bir dergi yaptım. Meğer ne rahatmış. Şu anda hergün her saat dergi yazıyorum. Haber giriyorum. Dinliyorum, okuyorum, yazıyorum, akşama fırlayıp Nardis’e gidiyorum. Bir de yeni bir proje üstünde çalışmaya başladım. Onu burada söylemek erken. Bitince tekrar bir röportaj yapalım isterim.

Kapak Fotoğrafı: Selçuk Özdil