İnsan Kendi İçinde Daha Nasıl Zenginleşebilir?

 

Merhaba, Kurumsal hayatın uzun serüvenini bitirip, daha çok kendim olmaya ve “insan içinde daha nasıl zenginleşebilir” sorusuna yanıt bulmaya çalışan biriyim.. Peyzaj Mimarlığından, medyada Reklam Satış Yöneticiliğine, ajans yöneticiliğine, oradan Acces Bars eğitmenliğine, yazmaya, çizmeye, şekil vermeye uzanan bir serüven… Herkes ile en az bir noktada tanıdık olan biri… Başlığını koyamadığım bu satırlar topluluğuna, her şeyin en başından değil, öyle aralardan bir yerden girizgah yapıyorum.  Belki de ilk defa, plansızca basıyorum klavyedeki tuşlara… An,  nasıl düşüyorsa bu boş sayfaya göreceğiz birlikte.

Kendimi bildim bileli yazıyorum.  Kağıt ve kalemle dost olmanın ayrı bir güzelliği var….ve ayrı bir rahatlığı. Usta bir yazar mıyım? Haşa.. Usta bir yaşayan? Keşke!… Sevdim; yazdım, ağladım; yazdım, boş verdim; yazdım…  Defterin ucuna, kağıt mendile, not kağıdına… Ama hep kısaydı cümlelerim, yıllar geçtikçe daha da kısaldı. Büyüdükçe söyleyecek çok daha fazla söz vardı oysa…. Küçükken ailenin öğretileri, yaşanmışlıkların öğrettikleri ile birleştikçe ve hayatın karmaşık baskısı bindikçe üzerime içimde patladı kelimelerim… Ya hissettiğim gibi yazamazsam… o zaman anlamlı olur muydu yazmak?  Yaman çelişkilerden biri işte..

Ne acı ve ne komiktir aynı zamanda; insanın içindeki “öz” ile savaşı… Öz ne kadar yalın ve doğalsa, yaşayan beden o kadar yapaylaşıyor günden güne… Garip bir “mecburiyetler” silsilesi kovalamaya başlıyor seni.  “Olduğun gibi görün, göründüğü gibi ol”  düsturunu  “sıkıysa yap” dayağıyla indiriveriyoruz yere… Hep yapamadıklarımıza hayran, her daim geçmişi özleyen varlığız…. Yarın olsun diye renkler solmuyor şarkıdaki gibi… Yarınları, ömrümüzün çöp kutusunu biraz daha doldurmak için bekliyoruz ancak.

“Ben sana mecburum” demiş ya şair… Olmazsa olmazı katmerli ifade edebilmek için neden sadece “istiyorum” yeterli değil?  Mecburiyetler hayatımızda çoğaldıkça gitgide her şeyi daha az ister hale gelmiyor muyuz? Daha az ister, daha az sever, daha çok yalnız değil miyiz?  Ve bu yüzden her birimiz, bu sayfalara içimizdeki patlamaları aktarmıyor muyuz ?

“zorunda mıyım?”  sorgusu önemli hepimiz için.. Ama  yaşam alanlarımızın sınırlarını bilerek, olumlu değerleri benimseyerek, yalnızca gerçekten istediğimiz için ve sevgiyle “zorunda”  olarak….

Pesimist cümleler kurmak, aslında içimdeki isyanın dışa vurumu… Umutsuzlukla kavgam.  “Ben” ile başlayan ve dünyaya, uzaya doğru büyüyen o dairenin gri renginden sıkkınım.  Her sabah, aynen saati kurar gibi yüzlerimizi gülmeye kurabilmek iyi olurdu. Kendine gülümseyebilmenin önemini kavramalı tüm dünya, tüm evren.

İşte tam da bu yüzden; önce kendime gülümseyebilmek için daha çok yazacağım. Sıkkın suretimden kurtulmak için, dağarcığımdaki tüm askerlerimle çarpışacağım bu sayfalarda… Tanıklık edenlerin alkışları ya da yuhalamalarıyla öz ile kavgamı sürdüreceğim, azimle, umutla ve sevgiyle…