Kimliğimize Sahip Çıkalım!

 

Kendi adıma anneye, anne olma doğallığına tapınan biri değilim. Birçok açılıma ve eleştiriye açık deyimler, atasözleri gibi ,”ana olunca analığı anlamak” lafını da benimsemiyorum. Anneliğin kıymetinin anlaşılmasının kadınlara maledilip yine kadınların da umarsızca savurmaktan geri durmadığı bu gibi söylemler bir kadın olarak beni rahatsız ediyor.

Hak verip anlayabilme durumu salt, büyükten küçüğe kadın meselesi midir yani? Yaşamımızın her yönüyle kendimizi sorgulayarak, önce kendi elimizden tutmamız gerekliliği, cinsel kimliğimizi düzene karşı eşitlemeye çalışma mücadelemizin, içimizde ve dışımızdaki yansımalarını alaşağı eden bu tip cümleleri inanılmaz lüzumsuz buluyorum.

Bu anlamda erkeklerin de büyük küçük mutlaka aile sahibi olma, çoluk çocuğa karışma anlamında kendi hem cinslerine “baba olunca babalığın değerini bilmek” şeklindeki  deyimleri en az bizim kadar kullanmaları gerekmiyor mu?

Kanımca kadınlara nazaran, onların böyle deyimleri kalkan edindiği genel olarak yok gibi. Elbette bu laflara ve anlayışa müracaat etmemelerinin nedeni, bu gezegen ve bu düzen ortamında, kendilerine ne kadar güvendiklerinin ve üstünlük pozisyonlarının olduğu genel geçer kanısından kaynaklanıyor. Sosyal,kültürel,eğitim ve gelir durumumuz ne olursa olsun pek çoğumuz yukarıda sözünü ettiğim atasözüne yakın bir bilince sahibiz.Yakınlıktan da öte dilimize takılmış sanki.

Salt cinsel kimliğimizden ötürü üstlendirildiğimiz annelik misyonunun genç neslin beynine kazınmasını sağlıksız buluyorum. Anneliği kadınlıktan ayırmak hoş değil. Yüzyıllardan beri ezilen, sömürülen, köleleştirip, ikinci sınıflaştırılan, insan kimliğinden öte dışı olmasından dolayı erkek egemen düzende; emekleye çalışıp, başkaldırma eylemliliğine girmekte olan kadınlar olarak kendimize yönelik ter yaklaşımları, klişe söylemleri reddederek ve bunları sorgulayarak doğru olanı ve bizi en iyi ifade eden sözleri seçmeliyiz. Yeni nesile kadının, çalışan – çalışmayan, anne olan-olmayan, üreten, verimli, genç, yaşlı yani her haliyle kadın olduğunu anlatabilmeliyiz.

Kocaların, oğulların gölgesinde, çınar altı rehavetiyle uyuşmuş, yeme yedir, giyme giydir şefkatiyle, beslediklerinin kargalaşıp göz oynamasından için için ürkmüş, efendinin dayatmalarına göz süzüp boyun bükmüş, yegane cephanesi varlığından çok gözyaşı olmuş, maskeli, gösterişli, silik, köle, boynu bükük, iyi, kötü annelik; anaçlık kavramlarından uzaklaşılmamalı artık bu devirde. Sadece büyük şehirlerde değil, heryerde…

Önce insanlığımıza sonra kimliğimize sahip çıkalım. Bizi daha da küçültecek deyimleri sözlüğümüzden ve bilincimizden çıkararak başlayalım her şeye…