Eyvah! Çocuğum Bir Dahi Mi?

 

Çocuk sahibi olma yaşı gün geçtikçe ülkemizde de ileri yaşlara taşınıyor. Dolayısıyla, anne ve babalar bu konuda daha ilgili ve bilgili olmak için yarışıyorlar. Herhangi bir anne baba eğitimine ya da seminerine gitmiyorsak, hemen hepimiz evimizde konuyla ilgili bir kitap bulunduruyor, daha çok okuyor ve internetten bol bol araştırmalar yapıyoruz. Hepimizin amacı ortak: “Mutlu, sağlıklı ve başarılı bir çocuk yetiştirmek”…

Zamanla çocuğumuz büyürken bizde de bir takip ve kaygı süreci başlıyor. Acaba doğru zamanda konuşacak mı? Yürüyecek mi? Göz takibi yapamadı, yoksaaaa… Allah korusun! diyerek çalmadık uzman kapısı bırakmıyoruz. Büyüdükçe endişeler azalacağına biraz daha artıyor. Sohbetlerde artık hep “o” var. – Bak bizimki daha emekleyemiyor ama ondan 1,5 ay küçük komşunun oğlu neredeyse koşmaya başlayacak. Ya da – Arkadaşımın kızı piyano çalıyor, daha 3,5 yaşında, ne zaman bizde başlatma malıyız bizim çocuğu? – Teog sınavında 3 yanlış çıkarmış bizim çocuk, ya sizinki n’aptı? ….Bu liste uzayıp gidiyor.

Peki, çocuğumuz çok mu zeki? Çok mu yetenekli? Ya da üstün özelliklere sahip bir dahi mi? Bu sorularımız yanıt beklerken, sizleri Susan Polgar ile tanıştırmak istiyorum. “Susan Polgar, müthiş bir beyne sahip. Beyni tutkusuna göre geliştirilmiş. Çocukken böyle bir beyne sahip değildi. Bu yeteneğini sonradan geliştirdi. Eski Amerika şampiyonunu ve daha birçok satranç ustasını yenen Susan’ın bu yeteneği doğuştan gelmiyor. Ona bu özelliği kazandıran gördüğü eğitim. Susan, Macaristan’ın Budapeşte kentinde doğdu. Susan, 10 yaşına kadar Budapeşte’deydi ve ilk kez satranç oynamayı burada öğrendi. Psikolog olan babası çocukların zekâ gelişimiyle ilgili birçok araştırma yaptı. En çok ilgisini çeken kişi ise Wolfgang Amadeus Mozart’tı. Henüz 5 yaşındayken ilk bestesini yapan Mozart’ın yeteneğinin Allah vergisi olduğu düşünüldü; fakat sonra babası Leopold’un müzisyen olduğunu ve çocuğuna erken yaşta müzik eğitimi verdiğini öğrenen baba Lazlo, özel eğitimin Allah vergisi yetenekten daha önemli olduğunu düşündü ve teorisini gerçekleştirmeye koyuldu. 1969 yılında Susan doğduğunda babası Lazlo, “nasıl dahi yetiştirilir” konusunda bir kitap yazdı. Lazlo’nun sloganı da “Deha= çalışma ve şanslı çevre koşulları” idi. Çocukların dahi doğmadıklarını dahi yapıldıklarını savunuyordu. Ona göre şanslı çevre koşulları mutlu bir aile yuvasıydı. Birgün tesadüf eseri satrançla tanıştı. Bunun üzerine babası, Susan’a satranç öğretti ve Susan, çocukluğunu satranca adadı. Çocukken 6 saatini satrançla geçirdi. Susan, satranç denemesini ilk kez 7 yaşındayken yaptı. Yıllarca yaptığı çalışmalar Susan’ın beyninde ciddi bir gelişme sağlamış. Bu da Susan’ın babasının “Deha doğulmaz deha olunur” teorisini doğruluyor.“

Susan’ın hikayesi bize, zekanın kalıtım kadar; “mutlu bir aile ortamı ve elverişli çevre koşullarıyla yetişmenin” önemli olduğunu söylüyor. Bu ortamda büyüyen çocukların zeka yönünden de gelişim göstererek hem şanslı hem de daha mutlu ve başarılı çocuklar olduğunu vurguluyor.

Özetle, aslında çocuklarımızı yetiştirirken ve onlara olan davranış ve düşüncelerimizi belirlerken, önemli olanın hepimizin çocuğunun tek ve biricik olduğunu hatırlamak. Her çocuğun ritmi, öğrenme hızı-algısı, bilişsel becerileri ve birçok özelliği kendine özel olacaktır. Bunun bilinciyle onları değerlendirirsek sadece biz ebeveynler değil eğitimciler de elbette; çocuklarımız da aldıkları değerle daha mutlu ve başarılı olacaktır; inancındayım.

Kapak Fotoğrafı: Rich Frishman