Kovulmanın Ruh Sağlığına Etkisi: Tecrübelerim

“Akıl sağlığımızın yerinde olması herhangi bir ruhsal probleme sahip olmamanın çok daha fazlasıdır.”

Tıp fakültesinde okurken bir hastanın fiziksel olarak ne gibi hastalıklara sahip olduğunu anlamak ve varsa bu hastalıkları çözmek üzerine bir eğitim aldım. Hasta vücudunda yolunda gitmeyen herhangi bir şeyin varlığını kontrol ederken hastaların karınlarına bastırmak, prostatlarını dikkatlice kontrol etmek gibi birçok işi yapıyordum. Psikiyatri ihtisasımı yaparken de zihinsel olarak yanlış olana odaklanmak ve daha sonra bu semptomları “düzeltmek” veya tıbbi tabirle “yönetebilmek” için iyi bir eğitim aldım. Hangi ilaçları hangi durumda yazacağımı, bir hastayı ne zaman hastaneye yatırmam ve o kişiyi ne zaman taburcu etmem gerektiğini biliyordum. Birinin mutsuzluğunu, depresyonunu nasıl azaltacağımı öğrenmek için ve öğrendikten sonra da bir doktor olarak elimden gelen her şeyi yaptım. Ve eğitimimi tamamladıktan sonra, görevimi yapmak üzere Manhattan’da oldukça iyi bir psikiyatri kliniği kurdum.

Her şey yolunda giderken bir gün oldukça iyi bir ilerleme kaydettiğini düşündüğüm bir hastam Claire (gerçek adı bu değil), altı aylık tedaviden sonra birdenbire seanslarımızı kesme kararı aldı. 

Dahası Claire, “Bu haftalık seanslara gelmekten nefret ediyorum. Tek yaptığımız hayatımda neyin yanlış gittiği hakkında konuşmak. Bu beni daha kötü hissettiriyor.” diyerek ayağa kalktı ve gitti.

Çok şaşırmıştım. Halbuki her şeyi usulüne göre yapıyordum. Aldığım tüm eğitimim, çalışmalarım bu gibi semptomları en aza indirmeye ve kişinin hayatındaki sorunları gidermeye odaklıydı. Özellikle ilişki sorunları, iş stresi, depresyon ve kaygı, kendimi “düzeltme” konusunda uzman olarak gördüğüm birçok sorun arasındaydı. Ancak seanslarımızla ilgili notlarıma dönüp baktığımda, Claire’in haklı olduğunu fark ettim. Tek yaptığım hayatında neyin yanlış gittiğine odaklanmaktı. Başka bir şeyi düşünmek aklıma hiç gelmemişti.

Claire beni kelimenin tam anlamıyla kovunca sadece maddi zorluğu değil, aynı zamanda zihinsel gücü ve bunu geliştirmenin farklı yollarını deneyimledim. Günlük yaşamdaki iniş çıkışların içinden başarılı bir şekilde sıyrılabilmek için birtakım beceriler geliştirmenin en az istenmeyen semptomları önlemek kadar önemli olduğunu anladım. Çünkü depresyonda olmamak başka, stres yönetimine sahip olabilmek ise başka bir şey. Bu deneyimlerim beni mutluluk ve diğer olumlu duyguları geliştirmenin bilimsel hali olan pozitif psikolojinin gelişmekte olan alanına çekti. Genel olarak zihinsel hastalık ve patolojiye odaklanan geleneksel psikiyatri ve psikoloji ile karşılaştırıldığında, pozitif psikoloji, insanın güçlü yönlerine ve refahına odaklanır. Elbette, pozitif psikolojiyi ilk okuduğumda şüpheli davrandım, çünkü tıp fakültesi ve psikiyatri uzmanlığım süresince öğrendiklerimin tam tersi bilgiler sunmaktaydı. Bana bir hastanın zihninde veya vücudunda tersine giden bir şeyi düzeltmem öğretilmişti. Ama Claire’in çok acımasızca ifade ettiği gibi, yaklaşımımda bir şeyler eksikti. Yalnızca bir hastalığın belirtilerine odaklanarak, hasta olan bir hastada sağlıklı yaşam arayışında başarısız oldum. Yalnızca semptomlara odaklanarak, hastamın güçlü yönlerini fark edemedim. Pozitif psikoloji alanında lider olan Dr. Martin Seligman bunu en iyi şekilde tanımlıyor: “Ruh sağlığı, genel olarak, akıl hastalığının yokluğunun veya bir psikolojik rahatsızlığın çok daha fazlasıdır.” 

Hayatımızı derinden etkileyen büyük sorunlarla başa çıkabilmeyi öğrenmek elbette çok önemlidir. Peki, ya küçük şeylerin etkisinde kalmamayı öğrenmek… Ya da günümüzü berbat edecek sorunların üstesinden gelebilmek? Son 10 yıldır günlük olaylara gösterdiğimiz dayanıklılığı nasıl geliştirebileceğimi inceliyorum. Yani örneğin şunları: evden çıkarken kahveniz gömleğinizin üzerine döküldüğünde, köpeğiniz halıya işediğinde, metro tam istasyona vardığınızda uzaklaştığında, patronunuz sizi azarladığında yaşadığınız duygusal değişim ve bunlara verdiğiniz tepki ya da bunlara gösterdiğiniz dayanıklılık. Bunlara ek olarak araştırmalar, günlük stres faktörlerine (örneğin trafik veya üstlerinden gelen bir azarlama gibi) tepki olarak daha olumsuz duygulara (öfke veya değersizlik duyguları gibi) sahip kişilerin zamanla daha büyük zihinsel ve ruhsal sağlık sorunlarına sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. 

Çoğumuz bu günlük yaşamın verdiği telaşı çabucak atlatma yeteneğimizi ve beynimizin kabiliyetlerini çoğu zaman hafife alıyoruz. Dahası, duygu ve ruh halimizi keskin sıfatlarla – depresif ya da canlı, endişeli ya da sakin, iyi ya da kötü, mutlu ya da üzgün – görme eğilimindeyiz. Ancak zihinsel sağlık, ya hep ya hiç, sıfır toplamlı, kesin sonuçlu bir oyun değildir ve aynı zamanda günlük bazda odaklanılması gereken bir şeydir.

Aslında bu olayların bir kısmı, dikkatinizi nasıl odakladığınıza bağlıdır. Diyelim ki karanlık bir odaya bir el feneri tutuyorsunuz. Işığı seçtiğiniz her yere yansıtabilirsiniz: duvarlara doğru, güzel tablo veya pencereler veya belki bir şeyler aramak için ya da yere ve köşelere doğru, toz topları ya da daha kötüsü hamamböceği aramak için. Işığın gösterdiği herhangi bir nesne aslında tek başına o odayı temsil etmez. Yani, aynı şekilde, ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir duygu ruh halinizi tamamen tanımlayamaz.

Ama aynı zamanda hepimizin ruh sağlığını güçlendirmek ve iyileştirmek için kullanabileceği bir dizi strateji var. 

İşte, size daha iyi hissettirecek, veriye dayalı, denenmiş ve doğru eylemlerden bazıları…

  • Bencilliğinizi giderek azaltın
  • Daha nazik olmaya özen gösterin
  • Meditasyon, ya da sizi iyi hissettirecek herhangi bir şey yapabilirsiniz
  • Daha fazla hareket edin.
  • Dışarıda zaman geçirin, özellikle de arkadaşlarınızla!

Orijinal Makale:https://www.shape.com/lifestyle/mind-and-body/what-getting-fired-taught-me-about-mental-health