Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Feminist Kitap Önerileri

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, ”Feminist Kitap Önerileri” başlığıyla sosyal medya hesaplarından özel bir kitap seçkisi yayınladı. Feminist teori ve kadın hareketine dair farklı perspektiflerin bulunduğu, Türkiye’den ve çeşitli ülkelerden yazarların bir arada olduğu seçkide 22 kitap yer alıyor.

Yaşasın Kadınlar Kitap Kapak

  • Yaşasın Kadınlar / Gülsüm Kav

“Her evin kapısında Ceren Özdemir, reddedilen her korunma başvurusunda Ayşe Paşalı, her şarkıda Değer Deniz, her kuaförde Muhterem Evcil, her sınavda Ceren Damar, her kedi sevgisinde Merve Kotan, her plazada Şule Çet vardır. Her şehirde Özgecan adı verilmiş bir yer, dünyanın ummadığınız bir yerinde ‘Ölmek istemiyorum’ sözleriyle Emine Bulut ve en olmadık yerlerde karşınıza çıkan, adlarını tek tek sayamayacağınız kadar çok öldürülen kadın ve Mücadele eden binlercesi vardır.”

Yaşasın Kadınlar’da, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, Türkiye’de kadın cinayetlerini ve çözüm yollarını, kadınların ve adliye koridorlarında adalet arayan ailelerin yanı başında sürdürdükleri mücadelenin deneyimi ışığında anlatıyor.

Kadının Adı Yok Duygu Asena

  • Kadının Adı Yok / Duygu Asena

Duygu Asena bu kitabında, temiz, telaşsız, kıvrak anlatımıyla bir kadının yaşadıklarını, daha doğrusu cinsiyetii kadın olarak belirlenmiş, herkesin üç aşağı beş yukarı tanık olabileceği ortak bir macerayı, bir kadının ağzından anlatıyor. Bu kadın, küçücük bir kızın henüz yaşanmamış doğal meraklarından, aşklar, acılar, sahtekârlıklar, hıslarla dolu bir hayatın bazen hafif, bazen ağır kıpırtılarına kadar, kendi ayakları üzerinde durabilmek için mücadele ediyor. Bu kadın, pürüzsüz bir tenden kırışıklıklara uzanan zaman içinde kendisi için var olabilmeyi hedefliyor. Beceriyor da…Ne pahasına olursa olsun!

%99 için Feminizm: Bir Manifesto

  • %99 İçin Feminizm: Bir Manifesto / Cinzia Arruzza, Tithi Bhattacharya, Nancy Fraser

Farklı akımları, eğilim ve yaklaşımları içinde barındıran, bazı konularda ayrışan ve birleşen feminizm anlayışlarına taze bir soluk: %99 İçin Feminizm. İlhamını kısa süre önce dünyanın çeşitli ülkelerinde patlak veren feminist grev dalgalarından alan Arruzza, Bhattacharya ve Fraser bir konuda çok net: Toplumsal cinsiyet şiddeti farklı biçimler alsa da kapitalist toplumsal ilişkilerin sonucudur ve dolayısıyla bugün feminizm her zamankinden daha fazla antikapitalist bir karaktere bürünmelidir. Tüketiciliği pompalayarak kendine yeni bir pazar yaratan ticari feminizmle de, kariyer basamaklarını o kırılan cam tavanların döküntülerini süpürmeye mahkûm kızkardeşlerimizin omuzlarına basarak tırmanmamızı öğütleyen liberal feminizmle de arasına mesafe koyan; cinselliği ve cinsel kimlikleri düzenleyen değil, özgürleştiren; ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı; enternasyonalist, eko-sosyalist bir feminizmin manifestosu bu.

Üstelik, bir mücadele aracı olan grevi bürokratlaşmış sendikaların elinden alarak yeniden icat eden ve antikapitalist bütün radikal hareketlerle ittifak kurmayı hedefleyen bir feminizmin. Arruzza, Bhattacharya ve Fraser’ın kürtajdan bakıma, sağlıktan barınmaya, şiddetten cinselliğe kadar pek çok sorunu ele aldığı ve eşzamanlı olarak on dört dilde yayımlanan bu manifesto, kapitalizmin kâr hırsının temelde kadınların sömürüsü üzerine inşa edildiğini gözler önüne sererken, coşkuyla bir çözüm de sunuyor: %99 İçin Feminizm. Dünyanın üstünde bir hayalet dolaşıyor: Feminizmin hayaleti.

İkinci Cinsiyet / Simone De Beauvoir

  • İkinci Cinsiyet / Simone De Beauvoir 

Kadın doğulmaz, kadın olunur. Bu meşhur cümle, 1949 tarihli İkinci Cinsiyet’in odak noktasını oluşturur. Simone de Beauvoir böylece cinsiyet meselesini doğanın alanından çıkarıp kültürün ve tarihin alanına yerleştirirken, bir anlamda toplumsal cinsiyet tartışmasını da erkenden başlatmış olur. Bunu yaparken hem varoluşçuluk, fenomenoloji ve yapısalcı antropoloji gibi kendi çağdaşı olan düşünceleri hem de Hegel ve Marx gibi felsefe klasiklerini cinsiyet düzleminde yeniden okur.

Beauvoir’a göre kadın, kendine has bir durum tarafından, tarih boyunca farklı koşullar altında yeniden üretilen Başkalık durumu tarafından belirlenmiştir: Kadın ile erkek arasında eşitsizlik vardır, kadın ikinci cinsiyettir ve hem bireysel hem de toplumsal bakımdan ezilmiştir. Bu durumun temelinde yatan öncesiz sonrasız kadınlık efsanesi, ataerkilliğin başlıca unsurlarındandır. Ataerkillik sadece kadını değil, erkeği de bu çerçevede üretir ve belirler. Öyleyse kadın ile erkek arasındaki eşitsiz ilişki kadının veya erkeğin doğasından kaynaklanmaz. Kadın ve erkek, doğal veya biyolojik belirlenimlerden ziyade tarihsel ve kültürel birer kurgudur. Öte yandan kadının ezilmişliği diğer ezilenlerin durumundan farklıdır. Kadınlar, aralarındaki farkları aşan ve kapsayan kadınlık durumunun bilinciyle hareket etmezler. Öncesiz sonrasız kadınlık efsanesinin etkisi altında kadın içkinliğe hapsolmuş, adeta içkinlikle özdeşleşmiştir. Bu kavramsal çerçeveden hareketle Beauvoir, kadının özgürlüğü, ev içi emek, annelik, evlilik kurumu, kadın bedeninin tahakküm altına alınması gibi, feminist düşüncenin güncel meselelerine dokunan birçok konuyu tartışmaya açar. Son kertede kadın ve erkek kurgularının tarihin diyalektik hareketine tâbi olduğunu ve bu hareket içinde aşılıp yıkılacağını düşünür. Ama bunun olmazsa olmazı kadının etkili eylemidir. Kadının ve erkeğin özgürleşmesi Beauvoir düşüncesinde kadının dünyada eylemesiyle ve üretmesiyle mümkündür ancak.

Feminist Manifesto

  • Feminist Manifesto / Chimamanda Ngozi Adichie 

“Bana göre bir feminist, ‘evet, günümüzde bir toplumsal cinsiyet sorunu var ve onu çözmeliyiz, daha iyisini yapmalıyız’ diyen kişidir. Kadın erkek, hepimiz daha iyisini yapmalıyız.”

Chimamanda Ngozi Adichie, bir gün çocukluk arkadaşından bir mektup aldı. Arkadaşı, kızını feminist olarak yetiştirme konusunda Chimamanda’dan yardım istiyordu. Chimamanda, kendisinin ve hemcinslerinin deneyimlerinden süzüp getirdiği 15 madde sıraladı küçük kız için. Erkek egemen bir dünyada, eşit ve tam bir birey olarak varlığını sürdürmesini, sırf kadın olduğu için kendisinden beklenilen rolleri elinin tersiyle itmesini, sırf kadın olduğu için ona yaşatılacak kısıtlamaları reddetmesini sağlayacak öneriler. Feminist Manifesto, yalnız kadınlar için değil, kız ve erkek çocuklarını önyargılardan, ayrımcılıktan, toplumsal cinsiyet tuzaklarından arındırılmış bir dünyada büyütmek isteyen ebeveynler; öğrencilerine okulun ötesinde bir hayat vermek isteyen eğitimciler için de başucu kitabı.

Baş Harfi F

  • Baş Harfi F / Kristin Aune, Catherine Redfern

Feminizm ve feministler hakkındaki aptalca sözleri arka arkaya dizsek, dünyanın etrafını kaç kez dolaşabilirdik? Dünyayı dolaşacaksak, bunu kadınların komik, öfkeli, şaşkın, alaycı, teselli eden… sözleriyle yapmayı tercih ederiz. İşte bu kitap, bize böyle sözler veriyor. Feminizmin “modasının geçtiği”ni kırk kere tekrarlarsa gerçek olacağını umut edenlere güzel bir cevap. Neşeli, bilgilendirici, umut ve ilham verici. “Medyada dolaşıma sokulan mitlere kulak verirseniz, feminizm hakkında güzelce paketlenmiş görüşler edinebilirsiniz. Feminizmin ‘öldüğü’, özellikle son çiviyi çakmakta son derece hevesli olan anti feminist yorumcular ama bazen de yerleşik feministler tarafından mütemadiyen ilan ediliyor. Son yıllarda medya starlarının feminizme çakmaları rutin hale geldi. Bob Geldof’tan Fay Weldon’a, Doris Lessing’e ve Patrick Moore’a, feminizm eleştirileri basında neşeyle yayınlanıyor. Sol kanattan akil kişiler gazete sütunlarını günümüz gençliğinin feminizm anlayışından yakınmayla doldururken, sağ kanattakiler ‘feminizmin fazla ileri gittiğinden’ şikâyet ediyorlar. Görünen o ki, herkes bizim hakkımızda konuşuyor ama bizimle değil.”

Eleştirel Feminizm Sözlüğü

  • Eleştirel Feminizm Sözlüğü / Françoise Laborie, Helena Hırata, Helene Le Doare, Daniele Senotier 

    Feminist teori, kişiden kişiye, bir dönemden diğerine gezinirken, yeni kullanımlara ve bazen de farklı disiplinlere göre dönüşen göçebe teorilerdendir. Bu kitap bu yolculuğun rehberi olabilir ama yolculuğun yerine geçemez.”

    Cinsiyete dayalı işbölümü ve toplumsal cinsiyet ilişkilerinden lezbiyenliğe, cinsellikten ev emeğine, annelikten istihdama, fuhuştan esnekleşmeye, feminist teorinin ve politikanın başvurduğu çeşitli kavramları ele alan bu sözlük, feminist tartışmalar için bir zemin oluşturacak nitelikte. Sözlükte ele alınan kavramlar kısa makalelerde, gerek tarihçeleriyle, gerekse güncel politikadaki uzantıları bakımından inceleniyor. Dolayısıyla Eleştirel Feminizm Sözlüğü, feminist teoriye olduğu kadar feminist politikaya da ışık tutuyor.

    Feminist Epistemolojilere Giriş

  • Feminist Epistemolojilere Giriş / Alessandra Tanesini

Bu kitap alanı çok az tanıyan veya hiç bilmeyen okuyucuların ilgili görüşler ve tartışmaları daha kolay anlayabilmelerini sağlamak amacıyla yazılmıştır. Tarzı felsefi olmasına rağmen, amacı, bazıları felsefe disiplini içinde geliştirilememiş olan farklı feminist bilgi açıklamalarını kapsamlı olarak tartışmaktadır. Kitap bir giriş çalışması olarak tasarlansa da, yeni bir bilgi teorisi sunduğu için alandaki uzmanların da ilgisini çekecektir.

  • Cogito Dergi – Feminizm

Cogito’nun feminizm özel sayısında, günümüz toplumsal, kültürel ve düşünsel bağlamında kadınlık durumunun çeşitli veçheleri feminist kuramın anahtar metinleri ışığında ele alınıyor. Sayıda Zeynep Direk, Fatmagül Berktay, Luce Irigaray, Monique Wittig, Judith Butler, Rosi Braidotti, Iris Marion Young, Hande Öğüt, Esra Arsan’ın makalelerinin yanı sıra, Elizabeth Grosz’la ve Serpil Sancar’la olmak üzere iki söyleşi de yer alıyor.

Sınır Tanımayan Şiddet

  • Sınır Tanımayan Şiddet / Yakın Ertürk 

Uzun yıllar Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörlüğü görevinde bulunan Yakın Ertürk, farklı ülkelerdeki saha tecrübesini temel alarak, hem düzey hem yayılım olarak sınır tanımaksızın küresel bir olgu haline gelen kadına yönelik şiddetin geniş kapsamlı bir analizini yapıyor. Görüyoruz ki İsveç’ten Kongo’ya, Guatemala’dan İşgal Altındaki Filistin Toprakları’na, batı doğu, kuzey güney dinlemeden bütün ülkeleri kateden kadına yönelik şiddeti kültüralist açıklamalarla ele almak mümkün değil, tersine birçok durumda kültürcü özcülük bu şiddetin doğrudan suç ortağı.

Dünya kadınlarının küresel bir güce dönüşen hak mücadelelerinin nasıl uluslararası bir kadın hakları hukuku oluşturduğunu, uygulamalarda neyin başarılıp neyin başarılamadığını, kazanımları ve eksiklikleri, süregiden kuramsal tartışmaları ele aldığı gibi, üstesinden gelinmesi gereken sorunlara da odaklanan kitabın hem yeni kuşak feministlerin mücadelesi için, hem sosyal bilimciler için paha biçilmez bir kaynak niteliği taşıdığını düşünüyoruz.

Namus: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet / Lynn Welchman, Sara Hossain

  • Namus: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet / Lynn Welchman, Sara Hossain

‘Namus’: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet, geniş bir coğrafyaya yayılan araştırmaların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir referans kitabıdır. Akademide kadın çalışmaları ve sosyoloji bölümleri için bir başvuru kaynağı olmanın yanı sıra kadına dönük şiddetle mücadele eden STÖ’lerin, kadın örgütlerinin ve bireysel aktivistlerin geniş ölçüde faydalanacağı bir eserdir.

Hukuki Feminizm

  • Hukuki Feminizm / Ann Scales 

Hukuki Feminizm kitabı, feminist hukuk hareketini, Batı hukuku ve felsefesinin geniş bağlamı içinde ele alarak, öncelikle hukuk kuramında ve karar alma sürecindeki ortak sorunlara odaklanıyor, ardından feminist hukuk teorisinin yeni yollarla bu konuları nasıl analiz edeceğini gösteriyor.

Kısmen bir hatıra kitabı, kısmen bir el kitabı ve kısmen de bilimsel bir eser olan Hukuki Feminizm, feminist hukukun geleneksel hukuki çatışmaları nasıl çözebileceğini ve neden adil ve ilerici bir toplumun kuruluşunu önemseyen herkes için gerekli olduğunu anlaşılır bir dille ele alıp açıklıyor.

Mizojini / Jack Holland

  • Mizojini / Jack Holland 

Bugün mizojinin yani kadın düşmanlığının, artık sadece şiddetin ve adaletsizliğin nedeni olarak değil, insani gelişmişliğin ve toplumsal eşitliğin engeli olarak tanımlandığı bir çağı yaşıyoruz. Ama hâlâ, kadınlar eşit işe eşit ücret için savaşıyor. Gerçek bir kadın-erkek eşitliği hâlâ çok uzaklarda.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde, kadının durumu son yüzyıllardan günümüze kadar hemen hiç iyileşmedi. Başka hiçbir önyargı bu kadar uzun süre yaşamadı ve bu ölçüde dayanıklılık göstermedi. Ve hiçbir önyargı, toplumca konmuş sosyal ve siyasal aşağılama kurallarından, hasta bir beynin nefret dolu fantezileriyle beslenen taşkınlıklarına kadar uzanan bu denli değişik yüzler göstermedi.

İrlandalı yazar ve gazeteci Jack Holland, bu kitapta, tüm toplumsal değişimleri, tüm bilimsel ve felsefi anlayışları hiçe sayarak binlerce yıldan beri süregelen bu olgunun genlerini, nedenlerini ve sonuçlarını araştırıyor.

Sosyalist Feminist Proje

  • Sosyalist Feminist Proje Cilt 1 & 2 / Nancy Holmstorm

Kimileri sosyalist feminizmin 1970’lerin bir ürünü olduğunu söyleyecektir. Kadın özgürlük hareketi içerisinde, Marksizmin, liberalizmin ve radikal feminizmin sorunlarına karşı teorik bir yanıt olarak çiçeklendiğini ve o dönemden bu yana kendisini gerek teorik gerekse de politik olarak fesh ettiğini iddia edeceklerdir. Ben bu görüşün yanlış olduğunu düşünüyorum. Sosyalist feminizm süregiden bir proje olarak değerlendirilmelidir. Bugün hala yaşamaktadır ve durumu gayet iyidir. Sosyalist feminizm kadın özgürlük hareketi ortaya çıkmadan önce de vardı, ancak o zamanlar ve bugün kendini bu isimde ortaya koymadığı zamanlar olmuştu.

Kimi zaman Marksizm, kimi zamanlar sosyalist feminizm, bazen kadıncılık, bazen materyalist feminizm ya da feminist materyalizm adını aldı ve kimi zamanlarda da hiçbir teorik etiket taşımadan ortaya konulan çalışmalara içkin biçimlerde varlığını sürdürdü. “Sosyalist feminist” terimi daha dar anlamda kullanılabilir ancak ben bir sosyalist feministi kadınların tahakküm altına alınmasını kimliğin ırk/etnisite ya da cinsel yönelim gibi diğer yönleriyle birlikte sınıf ve cinsiyet ile bütünleşik olarak tutarlı ve sistematik biçimde anlamaya çalışan ve tüm analizleri kadınların özgürlüğüne yardım etmek amacıyla yapan kişi olarak tanımlıyorum. Barbara Ehrenreich’in 1975 yılında söylediği gibi sosyalist feminizm “olduğu şey olması için çok kısa bir tanımlamadır, nihayetinde, gerçekten sosyalist, enternasyonalist, ırkçılık ve heteroseksizm karşıtı feminizm”dir.

Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar

  • Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar / Deniz Kandiyoti

Ülkemizde Kadın Araştırmaları’nda son yıllardır kuşkusuz çok yol alındı. Ancak bu araştırmaların toplumbilim çalışmalarına getirebileceği eleştirel bakışı gözardı eden zihniyetin aşıldığı söylenemez. Deniz Kandiyoti’nin 1975-1995 yılları arasında yazdığı seçilmiş yazılarını içeren Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar bu alanda çok önemli açılımlar getiriyor. Kırsal/kentsel dönüşümün cinsiyet rollerini etkisi; Kemalist feminizmin anlamı; cinsiyet rollerinin milliyetçilik, deevlet ve İslam bağlamında sorgulanması; erkek kimliklerinin toplumla iktidar ve egemenliğin kurumsallaşmasıyla bağlantısı; aterkilliğin kadınların yanı sıra erkekler üzerindeki baskıcılığı; “kadın” terimi yerine önerilen “toplumsal cinsiyet” kavramının olanakları; bu kavramın “modernlik” anlayışları çerçevesinde irdelenmesi gibi pek çok konuyu tartışmaya açıyor. Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar Kadın Araştırmaları alanında çalışma yapanların yanı sıra, Türkiye’deki değişen dinamikleri kavramaya çalışan okuların da ilgisi çekecek çok değerli bir kaynak.

Cinsel Farkın İnşası

  • Cinsel Farkın İnşası / Zeynep Direk 

    Cinsellik üzerine bu felsefi araştırmanın başlıca uğrakları Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur.

    Birçok izlek var: Toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi. Kitap bu izlekler üzerinden feminist düşüncenin meselelerini felsefe tarihiyle ilişkilendiriyor, feminist düşünürlerin bu tarihle nasıl ilişki kurduklarını araştırıyor ve feminizmin kavramlarının altında ne tür felsefi tartışmaların bulunduğunu göstermeyi amaçlıyor. Kadınların (ve ezilen bütün insanların) kurtuluşunu hedefleyen her felsefi çabanın varacağı şu soru: Nasıl özerk özneler haline gelebiliriz, nasıl mücadele edebiliriz?

    Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması

  • Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması / Cordelia Fine

Bebeklerin cinsiyeti anne rahminde belirlenir fakat asıl ayrım toplumda başlar: Erkek bebeklere mavi giydirilir, kızlara pembe; erkekler analitik düşünür, kızların duygusal zekâsı keskindir; erkekler ağlamaz, kızlar şefkatlidir; erkekler iş hayatında ve toplumda üst tabakalara rahatlıkla yükselirken kadınların yerinin ev olduğu iddia edilir… Tüm bu asılsız ayrımların dayanağı kimi zaman bilimsel kalıplara oturtularak meşrulaştırılan kültürel inançlar ve önyargılardır.

Cordelia Fine, bu yargıların sağlamasını yapıyor, inanç haline gelmiş yanılgıları psikolojik ve nörolojik alanda takip ediyor. İronik bir dille kaleme aldığı, araştırmalarla tarihsel örnekleri harmanladığı bu çalışmanın, yayınlandığı andan itibaren tüm dünyada karşılık bulması, herkesin toplumsal cinsiyet yanılsamasından mustarip olduğunu kanıtlıyor.

  • Kadınlık Mı? Annelik Mi? / Elisabeth Badinter

Annelik, kadın olmanın bittiği nokta mıdır? Eğer günümüzün “ideal anne”sinden söz ediyorsak, evet… Beklentiler öylesine ağır ki kadının anneliği “hak etmek” için ekonomik özgürlüğüyle birlikte sosyal ve cinsel hayatından da vazgeçmesi gerek… Hayatından ödün vermeye yanaşmayan “anne-kadın”ın ise sinirleri sağlam olmalı. Çünkü Elisabeth Badinter’in de ortaya koyduğu gibi, “vicdan azabı” ideal annelik Şablonuna uymak istemeyenler üzerinde gerçekten etkili olan bir baskı aracı…

Bugün kadınlar, mücadele vererek geldikleri noktadan, tip camiası ve aile kurumunu yücelten kesimler tarafından uzaklaştırılıyor. Üstelik emzirmeyi ve annelik rolünü öven feminist akımların işbirliğiyle! Kadınları bu modern kölelik düzenine sürükleyen ne? Badinter’e göre, kadının profesyonel hayattaki yeri hâlâ sağlamlaşmış değil. Öte yandan, bitmez tükenmez annelik yükümlülükleri kadına sürekli evinin yolunu gösteriyor. “Yeşil” siyaset ve idealleştirilen natüralizm nosyonu ise, “doğal” doğum yapmasını, hazır mama, bez ve biberon kullanmamasını, kısacası, hayatını kolaylaştıran her şeyi bırakmasını telkin ediyor. Sonuçta kadına iki seçenek sunuluyor: Ya “çocuk-egemen” bir yaşama razı gelmeli ya da çocuk yapmaktan bütünüyle vazgeçmeli. Doğum oranlarındaki düşüş ikinci şıkkın güçlendiğinin ispatı. Badinter Kadınlık mı? Annelik mi? sorusunun kadınlar için nasıl tehditler içerdiğini etkileyici bir biçimde gösteriyor: Bu tercih dayatması, sonuç ne olursa olsun, kadınlara mutsuzluktan başka şans tanımıyor…

Yeni Bir Çağ Hayali Yirminci Yüzyılı Yaratan Kadınlar

  • Yeni Bir Çağ Hayali Yirminci Yüzyılı Yaratan Kadınlar / Sheila Rowbotham

Yirminci yüzyılın başında kadınlar cinsellikten özgür aşka, vatandaşlık haklarından demokrasiye, annelikten ev işine gündelik hayatın her alanında yaşadıkları sorunlardan nasıl toplumsal bir dönüşüm yaratabileceklerini tartışıyorlardı. Kadınların “modern” bireylere dönüştüğü bu tarihi kesit hâlâ tek bir soru sorduruyor: Bugün, yüz yılı aşkın bir süre sonra daha iyi durumda mıyız? Yeni Bir Çağ Hayali, Yirminci Yüzyılı Yaratan Kadınlar, göçün ve kentlerin yeniden şekillenişinin, küresel ticaretin, seri üretimin damgasını vurduğu 1880’lerden başlayarak Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte kadınların uyanış ve bilinçlenme arayışlarını tüm yönleriyle sergilerken, ‘60’lardan itibaren yeni teorilerle daha güçlü bir biçimde sahneye çıkan feminist hareketin tohumlarının atılış öyküsüne de tanıklık ediyor.

Yirminci yüzyıla, kadın hareketinin geçirdiği evrelere, yarattıkları dönüşümle günümüzün toplumsal cinsiyet algısını tahminlerinin ötesinde şekillendirmiş bu kadınların mücadelesine, yalnızca yazdıklarıyla veya sansasyonel eylemleriyle öne çıkanların değil, bir köşesinden harekete dahil olmuş kadınların, günlük yaşam hayalcilerinin ve maceracılarının hayatları üzerinden de bir kez daha bakmak gerekiyor.

  • Marksizm ve Feminizm / Shahrzad Mojab 

    Bu önemli derlemede Asya, Amerika ve Avrupa’dan tanınmış akademisyenlerle birlikte heyecan verici yeni seslerin katkıları bir araya gelirken, Marksizm ve feminizmle ilgili tarihsel tartışmalar, günümüzün en can alıcı ideolojik sorunlarına cevap arayan bir bağlamda inceleniyor, kapitalizm, ataerki ve ırkçılık sınıf odaklı bir perspektifle ele alınıyor. Böylece, Marksizm ve feminizm arasındaki tartışmalı ilişkiyi merak eden araştırmacı, öğrenci ve aktivistler için çağdaş Marksist-feminist düşünceye kaynaklık edecek temel bir eser ortaya çıkıyor.

    İki kısımdan oluşan kitabın ilk kısmında, güncel ve tarihsel Marksist-feminist yaklaşımlar ele alınıyor. İkinci kısım ise, feminizmin Marksist bir kavrayışla ele alınmasını sağlayacak anahtar kavramların incelendiği makalelerden oluşuyor.

  • Feminizmi Düşünmek / Şirin Tekeli

Feminizmi Düşünmek, Türkiye’de feminist hareketin öncü isimlerinden biri olan Şirin Tekeli’nin dönemlere ayırıp, bir araya getirdiği yazılarından oluşuyor. Kendisini “feminist kadın hareketinin en yaşlı üyelerinden biri” olarak tanımlayan Doç. Dr. Tekeli, YÖK’ün kurulmasından sonra üniversiteden istifa ederek, oluşmaya başlayan yeni kadın hareketinin bilfiil içinde oldu.

Kadın hareketinin 80’lerdeki eylem yıllarını, 90’lardaki örgütlenme aşamalarını yaşadı; eylem içinde olduğu yıllarda toplumun her alanında hareketin temsilciliğini yaptı, değişik platformlarda Türkiye’deki kadın sorununu tüm boyutlarıyla dile getirdi. Mor Çatı Sığınmaevi Vakfı’ndan KA-DER’e; Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’ndan Winpeace Türk-Yunan Kadınları Dostluk Girişimi’ne kadar uzanan birçok kadın örgütlenmesinin kuruculuğunu yaparken, bu örgütlerin eylemlerinde de bir aktivist olarak yeralan Şirin Tekeli’nin bu kitaptaki yazıları bu anlamda da tarihe tanıklık ediyor.

Muhafazarlığı Karşı Feminizm

  • Muhafazarlığı Karşı Feminizm / Handan Koç

Türkiye’de feminizmin ilk yıllarından hatta ilk günlerinden beri hareketin içinde yer alan Handan Koç’un Muhafazakarlığa Karşı Feminizm adlı kitabı, Türkiye muhafazakarlığını, köklerini, kadınlara bakış açısı ve gelişimiyle değerlendiriyor.