Kadınlar İçin İlla Okunası 5 Kitap!

 

Kitap kurtlarının dikkatine! Bu mini derlememiz sizin için… Herkesin kütüphanesinin olmazsa olmazları vardır şüphesiz, ama öyle eserler var ki ‘Türk Edebiyatında Kadın Eserleri’ dendiğinde ilk aklımıza gelenleri oluşturuyorlar. İşte sizler için seçtiğimiz ‘illa okuyun beşlisi’:

Adalet Ağaoğlu / Ölmeye Yatmak

“On üç bölümden oluşan eserde, görevi toplum yapılarını incelemek olan Doçent Aysel, Nisan ayında bir sabah, Ankara’da lüks bir otelin on altıncı katında ölmeye yattığı bir buçuk saatlik bir zaman içinde “okumuşluğunun neye yaradığı” sorusuna cevaplar bulmaya çalışır, kendisiyle hesaplaşır.”

Peride Celal / Kurtlar

“Kurtlar, yakın geçmişimizde, anarşi ve kargaşaya bulanmış, dört bir yanı kurtlarla sarılmış bir kentte, kocasını yeni yitirmiş bir romancı kadının, bir sabah bunalımlar içinde uyanışıyla başlıyor. Romanın başkişisi, yani romancının kendisi, aşağı yukarı yirmi dört saatlik bir süreye sığdırdığı anılarına dönerek, sevgiler, dostluklarla dopdolu geçmiş olsa da, yalnızlığa yazgılı yaşamını gözden geçirip düşle gerçek arasında gide gele, kendisiyle çetin ve acımasız bir hesaplaşmaya giriyor. Romancının kalabalık içinde başlayarak sürüp giden yalnızlığı masası başında sona eriyor. Çünkü o, masa başında artık tek bir kişi değil, bin kişiyle çevrili bir insandır. Bu bir sürü insan içinden çekip ele aldığı sayılı kişilerin kimisi de, her ne kadar gerçek adlarıyla anılıyorsa da, bunların hepsinde yazarın kendisi yaşıyor, düşlemler dünyasının yüreğine dalarak. Çünkü, romancıya göre, her yazar “yapıtlarında hiçbir yerde görünmeyen ama, her yerde olan kişidir.” Bu bakımdan “Kurtlar”, her ne kadar bir özyaşam öyküsü gibi görünse de, tam anlamıyla bir romandır, hem de Peride Celal’in en olgun romanı.”

 

Halide Edip Adıvar / Sinekli Bakkal

“Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, ve İnadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir . Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: “Selim Paşa Konağı”. Bu konak başlı başına bir alemdir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren – çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başlıcaları arasındadır.”

 

İnci Aral / Mor

“Mor, bir ailenin yıllara yayılmış hikayesini sürükleyici bir aşk ve entrika çerçevesinde yirmi dört saatlik bir zaman diliminde anlatıyor. Altmış sekiz kuşağından, sistemin parçası haline gelmiş işadamı İlhan, kızı yaşındaki Renginur’a tutulup karısını terk edince hırslı baldızının kinini bilemiştir. İlhan’ın hala solcu ama kafası karışık kardeşi Armağan’ın evliliği de sallantıdadır. Kızkardeş Gülcan ise ailedeki ölüm ve intiharlardan sonra umutsuzca alkole sığınmıştır. Aile çevresi, İlhan Sacit’in otelinde, onun evlilik dışı doğan çocuğunun yaş günü dolayısıyla bir araya gelecek, ancak güzel başlayan gece beklenmedik bir cinayetle sona erecektir. İnci Aral, günümüz insanının gerçeğini, bugünden düne yönelerek anlatırken bir büyük yalnızlığı, evliliği odak noktası alıyor ve kadın-erkek ilişkilerinin gizlerini bu bağlamda sorguluyor. İnsanın içsel gerçekliğine yaptığı yolculukları yeni bir dille yazıya aktarırken de özgün bir roman evreni kuruyor. “Yeni Yalan Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabı olan Mor, aynı zamanda tarımdan sanayiye geçiş sürecinde insanımızın savruluş ve dağılmalarının ip uçlarını vererek roman kişileri üzerinden 1940’lardan 2000’lere Türkiye’nin toplumsal panoramasını çiziyor.”

 

Pınar Kür / Asılacak Kadın

“Her gerçeğin iki yüzü vardır; bir görünen, bir de görünmeyen. Olayların yalnız görünen yüzüne bakıp bir yargıya varmanın kolaycılığına kaçanların acımasızlıkları, bir insanın yaşamını bile alabilir elinden. Kemikleşmiş önyargılarını aşamayan bir toplumda, kadının cinsel açıdan sömürülüp unufak edilmesi öyle başka şekillerde algılanabilir ki….

Pınar Kür’ün gerçek bir olaya dayanarak kaleme aldığı Asılacak Kadın, işte böylesi bir acımasızlığı gözler önüne seriyor. Doğduğu günden itibaren yaşamı hep başkaları tarafından belirlenen, hasta bir adamın sapkın güdülerini bedeni üzerinde tatmin ettiği Melek… Onu bu hale düşürenler ve kurtarmaya çalışanlar…

Asılacak Kadın, kimsesizliğin talihsizlikle birleşerek katmerlendiği, cahilliğin çaresizlikle kol kola yürüdüğü bir yaşamın ürpertici öyküsü…”