3 Kadın 1 Dünya: ”Dünyanın Kadınların Sesini Duymaya İhtiyacı Var!”

3 Kadın 1 Dünya: ”Dünyanın Kadınların Sesini Duymaya İhtiyacı Var!”
3 Kadın 1 Dünya (Ece Seltün, Zeynep Esin ve Nazlı Gürdamar)

”3 Kadın 1 Dünya” podcast serisinin yaratıcıları Ece Seltün, Nazlı Gürdamar ve Zeynep Esin ile arkadaşlıklarının hikâyesi, podcast çekmeye nasıl karar verdikleri ve kadınların seslerini duyurmasının önemi gibi çeşitli konu başlıkları üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 

*Ortak cevap verdikleri soruların başında ”3K1D”, bireysel cevap verdikleri soruların başında ise Ece, Nazlı ve Zeynep’in isimlerini göreceksiniz.

– Öncelikle sizleri tanıyabilir miyiz? Bu 3 kadının yolları nasıl kesişti?

Ece Seltün: Merhabalar. 1988 İstanbul doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi İktisat bölümü sonrası, kendimi pazarlamacı bir mesleki kimlikte buluverdim. 10 yıldır da kurumsal hayatın içerisindeyim. Bu yıl bir de ikinci üniversite macerasına atılıp Sosyoloji okumaya karar verdim. Kendimi, işte ya da sosyal hayatında öğrenmeye hevesli, meraklı, yenilikleri seven, yüksek heyecanlı ve sevdiklerine oldukça düşkün bir birey olarak tanımlayabilirim.

Nazlı Gürdamar: Merhaba. Ben de kendimi araştırmayı, okumayı, öğrenmeyi, en çok da soru sormayı seven meraklı bir birey olarak tanımlayabilirim sanırım. Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisat bölümünü bitirdikten sonra eğitim hayatıma ara vererek iki sene kurumsal bir şirkette pazarlama alanında çalıştım. Sonra akademiye geri dönerek önce Amerika’da Duke Üniversitesi’nde iktisat alanında yüksek lisans yaptım. Şu anda da İngiltere’de London Business School’da tüketici psikolojisi ve davranışsal iktisat alanında doktora yapıyorum. Kısacası soru sormak, sorduğum sorulara cevap aramak, yeni birşeyler öğrenmek tam zamanlı işim oldu diyebilirim.

Zeynep Esin: Herkese merhaba! Ben de kendimi çocuk yaşlarından beri çok tutkulu, okumaya, kendini geliştirmeye aşık, açık fikirli, çokça hassas ve duygusal, aynı zamanda da kararlı ve cesur biri olarak tanımlayabilirim sanırım. İlk tutkum danstı. Lise sonrası Washington University in St.Louis’de sistem mühendisliği okudum, son 9 senedir startup sektöründe ürün müdürü olarak teknoloji ürünleri geliştiriyorum. Son 1 senedir de mindfulness (şefkatli farkındalık) eğitmenliği yapıyorum. Biraz da yazarlık da yapıyorum diyebiliriz. Son 4 senedir Paris’teyim.

3K1D: Bizim yollarımız 2002 yılında, Robert Kolej’de lise hazırlıkta aynı sınıfta denk gelmemizle kesişti. O günden beri çok yakın arkadaşlarız. Araya yıllarca süren yurt dışı ayrılıkları girip dursa da, biz bağımızı hiç koparmadık. Her görüştüğümüzde sanki daha dün berabermişizcesine aynı yerden yakalayabildik. Hep birbirimize anlatacağımız hikayeler vardı. Kendi aramızda konuştuğumuz konuları, çemberimizdeki başka insanlara da anlatmak istiyorduk, ama bunun alışageldiğimiz bir Instagram içeriği gibi olmasını hiçbirimiz istemiyorduk.

Bir noktada, aslında üçümüzün de yaratabileceğimiz farkındalıktan ve verebileceğimiz ilhamdan ne kadar motive olduğumuzu gördük ve “3 Kadın 1 Dünya” yolculuğuna başladık. Her hafta televizyon şovlarından bilimsel araştırmalara, ağlatan hikayelerden toplumsal kritiklere, ilham veren figürlerden öz keşiflere, hayatın her köşesini, dünyanın 3 köşesinden (İstanbul, Londra, Paris) paylaşıyoruz. İlk haftalık bültenimizi Ekim 2019’da gönderdiğimizi düşünürsek, daha gidecek upuzun bir yolumuz var ve 3 Kadın 1 Dünya vesilesiyle, İstanbul – Paris – Londra üçgenimizi eskiye kıyasla daha da yakınlaştırabildiğimiz için inanılmaz mutluyuz.

3 Kadın 1 Dünya ekibinin lise yılları

– Podcast çekmeye nasıl karar verdiniz?

3K1D: Üçümüzün de birkaç senedir süregelen bir yaratma ve üretme merakı vardı. Sanırım bu merakın ortak olduğunu üçümüzün de aynı anda, birbirimizden habersiz bir şekilde, Sanatçı’nın Yolu kitabını okuduğunu farkettiğimizde keşfettik. 2019’un başlarında Paris’te toplandığımız bir hafta sonu Ece “Ya biz bir şeyler yazmaya başlasak ya beraber…” dedi. 3 Kadın 1 Dünya önce haftalık bir e-bülten olarak başladı. Projeyi hayata geçirmek ve yazıları yazmak için her hafta düzenli olarak görüntülü ya da sesli konuşmaya başlamıştık. Bu sefer de podcast fikri düştü aklımıza, biz bu sohbetleri kaydetsek ya dedik. Kendi aramızdaki eğlenceyi, öğrenmeyi ve samimiyeti seslerimizi de kaydederek paylaşmak istedik. Podcast de böyle çok geçmeden, Kasım 2019’da yayınladığımız ilk bölüm ile doğdu.

– Bölümlerde genel olarak hangi konular üzerine konuşuyorsunuz?

3K1D: Konuştuğumuz konuları genel olarak 4 kategori altında toplayabiliriz: hayata ve topluma dair merak ettiklerimiz, farkındalık yaratmak istediğimiz konular, ilham veren hayat hikayeleri ve hayatı güzelleştiren kültür-sanat önerileri. Örneğin daha önceki bir bölümümüzde farkındalık yaratmak istediğimiz konulardan biri olan iklim değişikliği ve çevre duyarlılığı üzerine konuşmuştuk. En son bölümümüzde de eğitim tamamen dijitalleşir mi sorusu üzerine eğildik. Her bölümde bizi en çok heyecanlandıran şey birbirimizden yeni şeyler öğrenmemiz ve farklı bakış açılarını masaya yatırmamız. Dinleyicilerimize de bunu aktarabilmeyi umut ediyoruz.

”En büyük ortak özelliklerimizden biri sorgulayıcı zihinlerimiz”

– Sizlerin arkadaş olmasını sağlayan ortak özellikleriniz ya da hayata karşı bir ortak duruşunuz var mı? Aynı sıkıntılara sahibiz diyebiliyor musunuz? Sizce sizlerin sahip olduğu ortak sıkıntılara toplumdaki diğer kadınlar da sahip mi?

3K1D: Büyük ölçüde uyuşan değer yargılarımızın dışında, bizce en büyük ortak özelliklerimizden biri, sorgulayıcı zihinlerimiz. Bir konunun nedeni, niçini ve niyeti üçümüzü de ilgilendiriyor. Soru sorduğunuzda ve biraz da ısrarcı olduğunuzda haliyle, hayata karşı biraz daha dik bir duruşunuz oluyor. Baktığınızda biz akademisyen, free-lancer ve beyaz yakalı bir kombinasyonuz; alakasız gibi gözüksek de, insanların niyetlerini sorgulamak, maddi – manevi hak arayışları, kaliteli ve özenli işin önemi gibi gündemler üçümüzün de hayatında ortak. Farklı ülkelerde yaşasak da, günlük yaşam telaşı, sosyal çevremiz tarafından her birimizin üstünde yaratılan beklentiler / baskılar da cabası. O nedenle sıkıntılar birebir aynı olmasa da, oldukça benzer.

Bizim yaşadığımız bu sorgulama hallerini yaşayan birçok kadın ve birçok erkek olduğundan da eminiz. Bazı sorunların cinsiyetten bağımsız, insani nitelikte olduğunu düşünüyoruz. Fakat kadınlar özelinde bakarsak, ülkemizdeki birçok kadının yaşadığı şiddetin, aile/toplum baskısının, fırsat eşitsizliğinin veya çalışma hayatındaki zorlukların daha büyük ölçekte olduğunun üzülerek farkındayız.

3 Kadın 1 Dünya (2019)

”3 kadın bir araya gelirseniz kesin kavga edersiniz” gibi yorumlar aldığınızı söylüyorsunuz. Sizce insanların bunu düşünmesinin sebebi ne? Bu önyargının bir gerçekliği var mı?

3K1D: Bunu biz de merak ettik ve uzunca tartıştık. Vardığımız sonuç kadınlara dair zihinlerde var olan kalıplar oldu. Kadınların ya da sadece kadınlardan oluşan bir grubun bir şeyler üretmesi, sesini duyurmasını, erkeklere ya da erkek-kadın gruplara kıyasla hala daha çok az yaşanan bir durum. Az yaşanır olması çok daha dikkat çekici yapıyor, öne çıkıyorsunuz veya göze batıyorsunuz. Ve örneklerin az olmasından dolayı, toplum bu kadın gruplarından ne bekleyeceğini bilemiyor bizce. Arkadaşlarımızın kötü niyet taşımadan yaptığı şakalarda verilen örnek kadın pop grupları oldu mesela. Buradaki mizahı anlıyor olsak da, ilk akla gelen örneğin dağılan pop müzik grupları olması enteresan. Başka örnekler var mı zihnimizde?

Bir de bildiğimiz üzere, daha az ayrıcalığa (güç, ses, platform, imkan) sahip olan gruplarda (örneğin kadınlar veya LGBTi+ gruplar) bazen bu baskı ve stres, grup içi gerginlikler yaratıyor. Çünkü bir kadın olarak siz başka bir kadının size bir erkeğin destek olacağından çok daha fazla destek olmasını bekliyorsunuz. Yüksek beklentiler yüksek hayal kırıklıkları yaratıyor olabilir. Ya da “Ben buraya çok zorlanarak vardım, şimdi sen de bu sıkıntıyı çekeceksin” gibi içsel güdülenmeler yaşanıyor olabilir.

İşin özeti, bu önyargıların hiçbir gerçekliği yok bizce. Evet, daha az ayrıcalıklı bir grup olarak sesinizi duyurmaya, bir projeyi hayata geçirmeye karar verdiğinizde daha çok zorlanacaksınız, daha çok gerileceksiniz belki. Fakat bu zorlanmaların, gerilmelerin hepsi birer uyanış, farkındalık, destek ve öğrenmeyi de beraberinde getirip, nihayetinde güzel bir iş ortaya koymanıza yardımcı olacaktır. Üstelik “Siz kesin kavga edersiniz” yorumlarının yanı sıra, her adım attığınızda size destek olan, imkan veren, önünüze ışık tutan onlarca insan da bulacaksınız.

– Bu zamana kadar hep, bir araya gelerek bir şeyler üreten erkeklerin hikayelerini dinledik. Facebook, Google gibi çok uç örnekleri var hatta bunun. Ama girdiğimiz yeni dönem artık bunun değişeceğinin sinyallerini veriyor. Sizler kadınların bir araya gelerek bir şeyler üretebilmesini ve bunun önemini nasıl yorumlarsınız?

3K1D: Toplumdaki cinsiyet eşitsizliği çok sistemik. Konunun kapasiteyle hiçbir ilgisi yok. Toplum olarak daha az ayrıcalıklı gruplara çok daha fazla yük yükleyip, baskı yapıp, imkan tanımayıp, bir de üzerine “üretemezler, yapamazlar” diyoruz. Bu sistemi ve inançları değiştirmenin tek yolu, üreten ve yaratan gruplarda kimlik çoğalması. Dolayısıyla bu çok, çok, tekrar söyleyelim, çok önemli.

Üstelik kimliğiniz her ne olursa olsun ve her kimle çalışıyor olursanız olun, bir şeyler üretmek inanılmaz öğretici ve doyurucu bir yolculuk. 3 Kadın 1 Dünya’nın başından beri öğrendiğimiz şeylerin haddi hesabı yok, hem pratik ve teknik anlamda, hem de kendimizi, birbirimizi, dünyamızı tanımak anlamında. Bir şeyler üretmeye ve yaratmaya önce hayattan aldığınız tadı artırmak için, sonra da sistemin değişmesine katkıda bulunmak için başlamanızı can-ı gönülden tavsiye ederiz. Dünyanın kadınların sesini duymaya ihtiyacı var.

”Bu işe başlarken “başkaları ne der” gibi bir düşünce sarmalına girmedik”

– Podcast çekmeye başlarken özellikle dış etkenler anlamında çekindiğiniz şeyler oldu mu? ”Şu şunu söyler, bu bunu der..” vs. gibi. Eğer bu tarz çekinceler yaşadıysanız üstesinden nasıl geldiniz?

3K1D: Açıkçası bu işe başlarken “başkaları ne der” gibi bir düşünce sarmalına girmedik, ve iyi ki de girmemişiz! Yoksa bu projeyi hiçbir zaman hayata geçiremeyebilirdik. “Başkaları ne der” düşüncesi insanın içine öyle bir otosansür mekanizması yerleştiriyor ki fikirler daha gün ışığını görmeden ölüyor. Ve maalesef bu tarz çekinceler toplumdaki yerleşmiş normlar nedeniyle özellikle kadınlar arasında daha yaygın olabiliyor.

Önce başkalarının ne diyeceğini kafanızda kurgulayıp sonra bir işe başlayıp başlamama kararını vermek yerine önce harekete geçip sonra gelen eleştiriler arasından hangisinin kayda değer olduğuna bakmak daha doğru bir yol olabilir. Bir de bu konuya Brene Brown “Daring Greatly” adlı kitabında çok güzel değiniyor ve özetle şunu söylüyor: Eğer siz cesaretinizi toplayıp kendinizi ortaya koyup bir iş çıkardıysanız, hayatlarında ortaya bir şey çıkarma cesaretini gösterememiş ve tek işi seyirci koltuğundan can yakıcı yargılamalarda bulunan insanların eleştirilerini ciddiye almayın.

– 3 Kadın 1 Dünya’ya başlamadan önce ilham aldığınız, örnek aldığınız işler oldu mu?

Ece: Tam ilham ya da örnek olarak aldığımı düşünmesem de, Ayşe Arman’ın sorgulayıcı ve insanı biraz silkeleyen duruşunu çoğunlukla beğeniyorum. Podcast özelinde ise Nilay Örnek’in “Nasıl Olunur” serisini çok öğretici ve ilham verici buluyorum.

Nazlı: Açıkcası Podcast özelinde direk örnek aldığım bir iş olmadı ama genel olarak görüşlerinden ve duruşlarından ilham aldığım güçlü konuşmacılar var. Chimamanda Ngozi Adichie ve Jacinda Ardern aklıma ilk gelen iki örnek.

Zeynep: Ürettikleri ve duruşları bakımından bana son yıllarda ilham ve güç veren tanınmış isimlerden bazıları: Judith Malika Liberman, Gaye Su Akyol, Nil Karaibrahimgil, Mary Oliver, Esther Perel, Brené Brown, Alexandria Ocasio-Cortez, Tara Brach, ve Elizabeth Gilbert. Ama ben en çok ilhamı kalbini, sesini, kendini cesurca ortaya koyan yakın kadın arkadaşlarımdan alıyorum. O liste çok uzun, buraya sığmaz ama listedeki bazı isimler Nazlı, Ece, Aslıhan Ulutaş, ve Hüsne Rhea Çiğdem.

3 Kadın 1 Dünya Podcast

– Podcast süreçleriniz nasıl gerçekleşiyor? Merak edenler için süreci en başından anlatabilir misiniz?

3K1D: Bir podcast bölümü çekmeden önce aklımızdaki konu adaylarını pişirip, sohbete hazırlıyoruz. Bu hazırlık sürecinin bir parçası bültene ve websitemize yazdığımız yazılar. Başka bir parçası aramızda geçen ön konuşmalar, araştırmalar, okumalar. Sonrasında konuyu aramızdan kimin modere edeceğini belirliyoruz. Moderatör biraz daha hazırlıklı geliyor diyebiliriz, örneğin sorabileceği birkaç soruyu belirliyor. Kayıtları genelde Cumartesi sabahları görüntülü konuşmada buluşup yapıyoruz. İnternet kesintileri veya pijamalı hallerimiz gibi komik aksaklıklara zaman zaman hayıflanıp, zaman zaman gülüyoruz. 🙂

Son haftalarda ses kalitemizi arttırmak için adımlar attık, lokal bir mikrofondan kayıt alıp ses dosyalarını birleştirmek gibi. Kayıt genelde 30-45 dakika sürüyor. Ben sonrasında birkaç saat daha ayırıp, ses dosyasını temizleyip, editleyip, bölümü Anchor.fm’da yayınlıyorum. Anchor.fm uygulaması bölümü var olan bütün podcast uygulamalarına (Spotify, Apple Podcasts gibi) gönderiyor. Ve ta daaaa – sizler Pazar günleri bizim sohbetimize ortak oluyorsunuz. 🙂

”Dinleyici profilimiz her yaştan ve dünyanın her köşesinden”

– Türkiye’nin podcast dünyasına giriş ve alışma süreci sizce nasıl gidiyor? Dinleyenlerden bu konuyla ilgili geri dönüşler alıyor musunuz ve dinleyici profilinizi takip edebiliyor musunuz?

3K1D: Süper gidiyor bizce! Tabii Avrupa ve Amerika’ya kıyasla biraz daha yavaş, ama bu normal. Türkiye’de bu yayılmalar hep 3-5 yıl geriden geliyor. Dinleyicilerimiz sokakta, arabada bizi dinlemekten büyük keyif aldığını, yeni bölümleri dört gözle beklediğini söylüyor. Ses kalitemizden azıcık şikayetçi olanlar var – o konu üzerine çalışıyoruz. 🙂 Dinleyici profilimiz her yaştan ve dünyanın her köşesinden. Konuştuğumuz konular hayatın her köşesinden olduğu için sanırım birçok kişiye hitap ediyoruz.

– Son olarak seslerini duyurmak isteyen, konuşmak istediği şeyler olan ama birtakım çekincelerle sürekli geri adım atan kadınlara ne demek istersiniz?

Ece: Adım atmanın cesaret gerektirdiğinin farkındayım. Sizin kendinize hatırlattığınız çekincelere ek olarak, çevrenizdeki insanların da sizi vazgeçirmeye çalışacağı zamanlar olacaktır. Öncelikle kendinize ve fikrinize güvenin, emin olun ki bu bocalamaları yaşayan ne ilk ne son kadın olacaksınız. Adım atmadan neler başarabileceğinizi ya da nerelerde dibe vuracağınızı asla bilemezsiniz. O nedenle, yıllar sonra “keşke” dememek için büyük ya da küçük denemeler yapın. Ve bu yolculukta yanınızda, size inanan, siz başarılı olduğunuzda sizinle gurur duyabilecek, düştüğünüz zamanlarda “canın sağolsun” diyebilecek dostlar barındırabiliyorsanız işiniz daha kolaylaşacaktır.

Nazlı: Açıkçası geriye dönüp baktığımda aldığımız en doğru kararın “başlamak” olduğunu düşünüyorum. Yolun hala çok başındayız ve bu yol nereye gider bilmiyoruz ama şu ana dek öğrendiğimiz birçok şey için bile iyi ki başlamışız diyorum. O nedenle düşüncelerini başkalarıyla paylaşmak, yeni bir şeyler üretmek isteyen insanlara tavsiyem “nasıl olur? nasıl yaparım?” gibi düşüncelere fazla saplanıp kalmadan işin bir ucundan başlamaları olur.

Zeynep: Üreten ve yaratan insanların “korkusuz” olduğuna dair bir yanlış algı var. Hiç şüpheniz olmasın ki, yaratan ve üreten herkes belli bir ölçüde (bazen çokça, bazen her gün) korkuyor. Korkunuzu görün, onu sevin, ve korkuyor olmanıza rağmen yola koyulun. Eğer kendinizi bloke hissediyorsanız şu iki kitabı mutlaka okuyun: Sanatçı’nın Yolu ve Büyük Sihir.

Podcast Dünyasında Güçlü Kadın Sesleri