Emirhan Deniz Çelebi; Gökkuşağından Rengarenk Bir Yumak

Haziran ayı Onur ayı. Bir aya yayılmış etkinlikler, partiler, paneller, konuşmalar, atölyeler Haziran ayı içerisinde çeşitli mekanlarda ve çeşitli zamanlarda yapılmaya başlanıyor. Pre-Pride partilerle başlayan etkinlikler, Haziran’ın son haftasında İstanbul Onur Haftası komitesi tarafından yayınlanan program ile devam edecek. 30 Haziran Pazar günü ise Onur Yürüyüşü gerçekleşmesi planlanıyor. Planlanıyor diyoruz çünkü son birkaç yıldır çeşitli bahanelerle bu etkinliklere Türkiye çapında yasaklar getiriliyor. Sıfırdan başlayarak kendini trans hakları aktivisti olarak tanımlayan Emirhan Deniz Çelebi ile LGBTİ+ temel kavramları, Türkiye’de neler oluyor’u, ve Onur Haftası’nı konuştuk…

Merhaba Emirhan. Seni tanımayanlar için biraz kendinden bahseder misin? Ne iş yaparsın, nelerle meşgulsün?

Merhaba. Emirhan ben. 90 yılının Mart 24’ünde gözlerimi dünyaya açtım. İstanbul’da yaşıyorum. İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra bir süre öğretmenlik yaptım, sonrasında yüksek lisansa başladım. Sosyoloji bölümünde trans erkeklik üzerine çalıştım. Beş sene kadar sivil toplum kuruluşlarında yönetim kurulundan eğitim koordinatörlüğüne dek çeşitli pozisyonlarda profesyonel ve gönüllü çalışmalar yaptım. Uluslararası çeşitli derneklerle, inisiyatiflerle birlikte çalışma şansı yakaladım. Şu anda Transgender Europe’un yönetim kurulundayım ve SU Gender’da eğitim koordinatörü olarak görev yapıyorum. Trans hakları aktivistiyim.

Hikayeni Hümanist Kitap’ın gerçekleştirdiği WomenTalks etkinliğinde dinlemiştik. Kavramlardan başlayarak, tüm katılımcılara ‘ne nedir’i’ aktararak kendi hikayeni bizlere anlatmıştın. Sıfırdan başlayalım istersen yeniden. Bilmeyenler için LGBT kavramını açıklar mısın?

Elbette! LGBTİ+, lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve bunlar dışında cinsel kimliğini sonsuz çeşitlilik içerisinde tanımlayan herkes için kullanılan bir kısaltma aslında.

Hemen araya gireceğim burada. Adım adım gidelim, sonsuz cinsel çeşitlilik ne demek?

Cinsel kimlik, tarih boyunca hep ikili bir sistem içerisinde tanımlandı. Sanki iki ayrı kutup var, bir tarafta erkek bir tarafta kadın. Bir tarafta heteroseksüellik diğer tarafta eşcinsellik. Cinsel çeşitliliğin sonsuzluğu bize aslında şunu diyor; o ikili sistem aslında yok. O ikili sistemi de içine alan sonsuz bir çeşitlilik var. Hayaller ikili cinsiyet sistemi, hayatlar rengarenk bir yumak. Bu bağlamda; atanmış cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ya da genel itibariyle cinsel kimlik bir spektrum.

Peki ya atanmış cinsiyet nedir?

En kaba tabirle doğduğumuz zaman bize tıp kurumu tarafından atanan cinsiyet. Yeni doğmuş bir bebeğin eğer bacak arasında penisi varsa ‘nur topu gibi bir erkek çocuğunuz oldu’, eğer vulva görülürse ‘nur topu gibi bir kız çocuğunuz oldu’ cümlelerinin söylenmesi. Tabi her çocuk toplumun ‘normal’ kabul ettiği karakteristiklerde doğmayabiliyor da. İnterseksler de var yani.

O çocuk doğdu. Peki sonra?

Sonrası şenlik! Ama öncesi de şenlik tabi. Ultrason ile çocuğun cinsiyetini sözüm ona belirledikten sonra bir dünya yaratılıyor. Giyeceği kıyafetten oynayacağı oyuncaklara, üstüne örteceği battaniyenin rengine kadar karar veriliyor ve çocuk o verili dünyaya geliyor. Nüfus cüzdanına işlenen bir cinsiyet hanesi ile de her bi’ şeycik tescilleniyor ve bütün hayatın boyunca sana cinsiyetinin orada yazdığı gibi varsayılarak davranılıyor. Halbuki işler öyle mi? Değil.

Nasıl peki?

Cinsel kimlik dediğimiz kavram şu ana dek bizim bildiğimiz birkaç bileşenden oluşuyor aslında. Atanmış cinsiyet bunlardan birisi. Toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim gibi kavramlardan da bahsetmeliyiz cinsel kimliği anlatabilmek için. Atanmış cinsiyeti zaten açıklamıştım. Toplumsal cinsiyet ise atanmış cinsiyetin adı üstünde toplumsal boyutu. Bizim kadın gibi, erkek gibi dediğimiz her şeyi bunun içerisine dahil edebilirsiniz. Toplumdan topluma, kültürden kültüre değişen ve bedeni normlarla kuşatan aslında. İskoçya’daki etek giymiş bir erkeği Taksim meydanına getirdiğinizde ertesi gün haberlerde ne görebilirsin örneğin?

Taciz, tecavüz, şiddet?

Hah! İşte… Belki de görmeyiz ama, öyle umalım. İşte toplumsal cinsiyet bu. Erkek dediğin etek giymez, kız kısmısı evinde oturur. Kadın dediğin yemek yapar, evin işini yapar gibi gibi pek çok varsayım. Gerçekler öyle mi? Tabi ki değil. Cinsiyet kimliği ise kişinin kendini nasıl tanımladığı. Atanmış cinsiyet özellikleri ile herkes mutlu olmayabiliyor. Ne bileyim, sakalından, memesinden, vulvasından, penisinden rahatsızlık duyabiliyor. Bunlarla mutlu da olabilir elbette. Kısacası penisi olan Ahmet de vardır, penisi olan Ayşe de. Penisin olması beyanı Ayşe olan kişiyi Ahmet yapmaz, vulvanın olması da beyanı Ahmet olan kişiyi Ayşe yapmaz. Ayşe ya da Ahmet ne derse odur kısaca. Cinsel yönelim ise romantik olarak, erotik olarak kime yöneldiğimiz ya da yönelmediğimiz. Oraya parantez açalım, herkes cinsel hayatında, romantik hayatında birinden hoşlanmak zorunda değil.

Trans kavramını sorsam?

Evet, trans kavramı da az önce bahsettiğimiz cinsiyet kimliği ile açıklanabilir. Bedenimizle ya da bize dayatılan cinsiyet normları ile bir derdimiz varsa burada trans kavramından bahsedebiliriz. Şemsiye kavram trans kavramı. Altında pek çok başka kavramdan da bahsedebiliriz: trans erkek, trans kadın, transqueer, cross-dresser, drag king, drag queen… Oho… Röportajın sonunu getiremeyiz, bak…

Peki, Onur Haftası yaklaşıyor, bilmeyenler için Onur Haftası, Onur Yürüyüşü ne anlam ifade ediyor?

Bunun için 1960’lar New York’una gitmek gerekiyor. Stonewall Inn’de gerçekleşen ayaklanmalar o dönemden bu yana kutladığımız Onur Haftası kutlamalarının bir başlangıcı oldu. Cinsiyet kimliğinden, cinsiyet ifadesinden, cinsel yöneliminden doğru ayrımcılığa uğrayanların yaşadıkları onur kırıcı, insan onuru ile bağdaşmayan davranışlara artık bir tepki göstermesi, kişilerin kendi kimliklerinin utanılacak bir şey olmadığını, alanlarda kendilerini özgür hissettikleri şekilde ifade edebilmelerini temel alıyor.

Peki tek kelime ile senin için ne ifade ediyor?

Kendim olabilmeyi. Özgürlüğü. İki oldu ama.

Son dört senedir İstanbul Valiliği’nin etkinliklere tutumu olumsuz. Bu seneki beklentiniz ne? Beyoğlu’na çıkabilecek misiniz?

Biz her zaman Beyoğlu’ndayız ki. Sadece Beyoğlu’nda da değil, Kadıköy’deyiz, Maltepe’deyiz, Şişli’deyiz, Ankara’dayız, Denizli’deyiz. Her yerdeyiz. Eh, sadece 30 Haziran’da değil her zaman! Kimliğimizle, kimliksizliğimizle, nefes aldığımız her yerde, kendimizi var ettiğimiz hatta var edemediğimiz her yerde de, her yürüyüşümüz Onur Yürüyüşü. Yirmi yedinci Onur Haftası’nda biz çoktan yürüdük, yürüyoruz ve yürüyeceğiz de. Şaşırmışlar bunlar, lubunyaya yasak ne ayol?

Peki, bu sene Onur Haftası’nda ne etkinlikler olacak?

Neler olmayacak ki! Panellerden atölyelere, film gösterimlerinden forumlara, tiyatrodan yogaya dek pek çok etkinlik olacak. Detaylar için Onur Haftası websitesi prideistanbul.com’a bi’ bakabilir isteyenler. Ya da İstanbul Onur Haftası’nın sosyal medya hesaplarına göz gezdirilebilir. Unutmadan, 15. Hormonlu Domates ödülleri oylamaları devam ediyor. Ödül töreni de yanılmıyorsam 25’inde olacak.

Hormonlu Domates Ödülleri fikri nasıl ortaya çıktı? Bu senenin aday listesi bir hayli ilgi çekici.

Erman Toroğlu’nun cahilce cümlesinden çıktı. “Hormonlu domates yemeyin, homoseksüel olursunuz.” Her sene LGBTİ+ fobik söylemde bulunanlara açık oylama sonucuna göre veriliyor ödüller. Hafızalarımıza şöyle son bir seneyi hatırlatıyoruz, bu söylemleri teşhir ediyoruz. Aday olanların yaptıkları açıklamalara, eylemlere bir tekrar daha eklememelerini de arzu ediyoruz tabi. Transfobinin, bifobinin, homofobinin, genel olarak LGBTİ+ fobinin olmadığı bir dünya diliyorum ama tabi dilememle olsa keşke. Mücadele etmek gerekiyor her anlamda.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mıdır?

TERF’lerden ırak, bol gullümlü, bol dayanışmalı bir mücadele diliyorum hepimize. Öldük, öldürüldük, ayrımcılığa uğradık, düştük, dizlerimiz kanadı ama yine de ayaktayız, buradayız. Yağmur yağdığı zaman biliyorum ki güneş açacak ve o gökkuşağı gösterecek kendini. Ve yine biliyorum ki “Her şey çok güzel olacak”! İşte buna inancım tam!