Yiğit Oğuz Duman: ”Kadınlarda Başka Bir Güç Var!”

Yiğit Oğuz Duman

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Organizasyonel Yönetim Başkan Danışmanı Sayın Yiğit Oğuz Duman ile İBB’de kadın istihdamını artırmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere hayata geçirilen yeni projeleri konuştuk. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel olarak gerçekleştirdiğimiz bu keyifli sohbet sonrasında İBB’de kadın devriminin adım adım nasıl başladığını tüm detaylarıyla öğreneceksiniz.

Yiğit Oğuz Duman & Elif Konaç

– Yiğit Bey, önce sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Yiğit Oğuz Duman: Trabzon doğumluyum. Liseyi orada okuduktan sonra üniversite için İstanbul’a geldim. Endüstri Mühendisliği okudum. Ardından İşletme yüksek lisansı yaptım. Profesyonel olarak 3 ayrı grupta çalıştım, sonrasında kendi danışmanlık firmamı kurdum. O arada evlendim, iki kızım oldu. Danışmanlık firmasında güzel güzel çalışırken, son 1 – 1.5 yıldır da Ekrem Bey ile beraber İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin dönüşüm projesini yönetiyoruz.

–  Aynı zamanda YenidenBiz ve Yönetim Kurulunda Kadın derneklerinin kurucu yönetim kurulu üyelerinden birisiniz. 

Aslında, beni en fazla olgunlaştıran şey sivil toplum örgütlerinde aldığım sorumluluklar. PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği benim ilk dahil olduğum sivil toplum örgütü. Yaklaşık 9 yıl genel başkanlık ve başkan yardımcılığı yaptım. Orada ana odaklarımızdan bir tanesi genç istihdamı dahil olmak üzere kadın istihdamıydı. Bu odakla gelişen ‘’iş hayatında kadın’’ algım sayesinde, iki tane oluşumun içerisinde de yer alma şansı buldum. Biri YenidenBiz, diğeri de Yönetim Kurulunda Kadın. Yeniden Biz, iş hayatına ara verip geri dönmek isteyen kadın profesyonellerin desteklenmesine ve onlar adına kurumların bilinçlendirilmesine yönelik çalışan bir sivil toplum örgütü. Yönetim Kurulunda Kadın, adı üstünde yönetim kurullarındaki kadın sayısını artırmaya yönelik çalışan bir mentorluk programının dernekleşmiş hali. Programa başından beri destek veriyordum, dernekleşme süreci ile beraber dernek yönetim kurullarında da görev aldım. Aslında benim oradaki bakış açım, kadınların tepe yönetim rollerine çıkabilmesi için aradaki hacmin büyütülmesi. Dolaylı olarak kadın istihdamının, özellikle de kadınların yönetimde fırsat bulabilmesi ve önlerinin açılabilmesi için çalışan bir sivil toplum hareketi olarak benim ilgili çekmişti.

”Kadın konusuna sonradan eğilmiş değil, bütün hayatı bu şekilde evrilmiş olan birisiyim”

– Kadını güçlendirmeye yönelik mücadeleye katılımınız nasıl başladı?

Hayat hikayemin içerisinde kadının çok ciddi bir rolü var. Babamın erken vefatıyla birlikte, annem benim için çok güçlü bir figür haline geldi. 3 kardeşimle birlikte hepimizi yetiştirmeyi tek başına başardı. Bu kadınların neler yapabileceği ile ilgili elimde çok net bir örnek oldu ve güvenimi artırdı. Hatta şöyle küçük bir anekdot da vereyim. Beni çok babama benzetirlerdi. Ben şimdi annemin yerine kendimi koyuyorum. Öyle bir vaka karşısında ben olsaydım ya da babam olsaydı, 3 kardeşimle birlikte biz ”biz olabilir miydik?” diye düşünüyorum. Olamazdık. Kadınlarda başka bir güç var diyorum bu sebeple.

Endüstri Mühendisliği okumam da, sonrasında bir avantaj oldu. Kadınların daha fazla olduğu mühendislik bölümlerinden bir tanesidir. Bütün iş hayatım süresince de, kadınlarla daha fazla çalıştım. Nasıl oldu ya da nasıl gelişti bilmiyorum. Kadın konusuna sonradan eğilmiş değil, bütün hayatı bu şekilde evrilmiş olan birisiyim. Ardından, iki kızım oldu. ”Sen bu konularla ilgileneceksin” der gibi, Tanrı da bu konuda pek peşimi bırakmadı. Sonra PERYÖN’de bir strateji çalışması yaptığımızda da, önümüze direkt bu konu geldi. İlk başkan yardımcısı olduğum sene yapmıştık bu çalıştayı ve ben bu stratejik önceliğe çok inanmıştım. Çünkü Türkiye’nin %50’sinin kullanılmadığı bir iş hayatının başarılı olma ihtimali yok. Genç işsizliği, o dönemde de çok yüksekti. 2001 krizinden sonra %25’lere fırlamıştı. Gençler mutlaka istihdam edilebilmeli, kadınlar mutlaka oyuna dahil olmalı diye 2 ana odak belirlemiştik. O gün bugündür onu destekleyecek her konuda rol almaya devam ediyorum. Bu sadece sivil toplum örgütleri de değil. Her türlü platformda, ulusal ve uluslararası düzlemde ”Türkiye’de bu işler düşünülüyor” fikrini hissettirmeye çalışıyoruz.

– Bir de işin İBB boyutu var. Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanı olmasıyla birlikte özellikle kadın istihdamı konusunda çok radikal adımlar atıldı. Otobüslerde, metrolarda kadın şoförler istihdam edildi. Bu süreçten ve kurum için taşıdığı anlamdan bize kısaca bahsedebilir misiniz? 

En başta ”İBB ne yapıyor?” diye bakarsak, öncelikle 16 milyon kişiye hizmet veren bir kurum. Dolayısıyla, 16 milyon İstanbullunun ihtiyaçlarını doğru anlaması ve kendi kurumsal reflekslerine doğru transfer etmesi lazım. Ardından da, o reflekslerin de doğru hizmetler üretebilmesi lazım. Biz yönetime geldiğimizde çalışanlarının sadece %10’u kadındı. Bu şekilde, 8 milyon kadının olduğu bir şehirde kadına yönelik faaliyet ve akıl üretilmesi çok kolay değil. ”Hizmet neyse şirket içerisinde ona göre cinsiyet yaratalım.” demek istemiyorum ama özünde kendi içinde balans problemi olan bir organizasyondan bahsediyoruz. Türkiye’de kamu ve özeldeki istihdam ezberlerine bakarsak, belli sektörlere yığılmış kadın istihdamları var. Onun dışındaki sektörlerde kadınlar fırsat bulamıyor.

İstanbul Metrosunun Kadın Makinistleri
Kaynak: ensonhaber.com

Biz Ekrem İmamoğlu’nun başkanlığında İstanbul’a 3 tane vaatte bulunduk. Sayın Başkan 3 şeye vurgu yaptı. Birincisi, bu kent bizim yönetimimizde daha adil ve daha şeffaf bir kent olacak. İkincisi, doğayla ve çevresiyle daha sürdürülebilir bir yaşam sunan bir kent olacak. Üçüncüsü de, daha yaratıcı bir kent olacak. Bu 3 tane stratejik önceliğe bakarsak, ilkinde adalet nedeniyle zaten herhangi bir ayrımcılığa ihtiyaç duymadan herkese istihdam platformlarını açmamız gerekiyor. Biz sadece bunu yaptık aslında. Pozitif ayrımcılık yapmadık. Adil olduk, şeffaf olduk ve erişilebilir olduk. Bana kalırsa biz en büyük devrimi bu kuruma ”işe başvurulabilir kurum” kimliği kazandırmakla yaptık. Türkiye’de hiçbir belediyede ya da bağlı şirketinde nasıl işe başvurulur bilinmiyordu. Biz gelir gelmez dedik ki; ”Şeffaflık bizim ilkemiz ise, işlerimizi ve ihtiyaçlarımızı halka duyuralım.” Sonrasında, bir kariyer sitesi yaptık. Aslında ilk yaptığımız şey kadına pozitif ayrımcılık değil, şeffaflığı yaratmaktı. Şeffaflık sayesinde, kadınlar da erkekler de başvurdu. Sonra baktık ki, kadın istihdamında oldukça gerideyiz. Bazı şirketlerimizde sıfırız. Bazılarında çok azız. Bunun üzerine, eşit başvurularda tercihimizi kadından yana kullanacağız dedik. Hatta bazı noktalarda sadece kadın alacağız dedik. Çünkü, çok radikal kararlar almamız gerekiyordu. %50’sini kadın yaparak çözemeyeceğimiz bazı problemler vardı. Mesela İSPARK’ta 2400 kişi çalışıyordu ama hiç kadın yoktu. Bunu İSPARK’ın yeni işe alımlarının %50’sini kadın yaparak çözemezsiniz. Bunun üzerine ilk 1000 işe alım mutlaka kadınlardan olsun dedik. Metroda 109 şoför ihtiyacı vardı, 109’u da kadın olsun dedik.

”Bağnazlıkları kırmak çok eğlenceli. Kişisel hobim haline dönüştü bile diyebilirim.”

İSPARK’ın İlk Kadın Çalışanları İşbaşı Yaptı
Kaynak: ispark.istanbul

– İSPARK’ta kadınları görevlendirdiğiniz bölgeleri özel olarak seçtiniz mi?

Hayır. Bütün çalışanlarımızda neye bakıyorsak, kadında da ona baktık. İkametgah bizim için çalışma alanlarımızda önemlidir. İstanbul çok geniş bir şehir olduğu için, çalışanlarını genellikle ikametgahlarına yakın yerlerde çalıştırmaya gayret ediyoruz. Öbür türlü, hem lojistik hem de zaman anlamında problem oluyor. Onun haricinde, İSPARK’ta ilk işe giren kadın Pazarlama Direktörü oldu. Sadece saha personellerini kadın yapmadık. Saha personeli ve yönetici olarak kadınların sayısı zamanla artacak.

Sonra, METRO A.Ş.’de ”Sahada görünür rollerde kadın sayısının artması lazım” dedik. Bu yüzden kadın metro şoförlerini çok önemsiyoruz. Bu roller kadının her işi yapabileceğini, hatta daha iyi yapabileceğini gösteriyor. Taraftarlık gibi olmasın ama gerçekten de daha iyi yapacaklarına eminim. Çünkü önceki kişisel pratiklerimden biliyorum. Bazı bağnazlıklarımız var. Beynimiz kitlemiş kendini. ”Restaurantçılık ya da aşçılık erkek işidir.” diyoruz mesela. Biraz daha geniş düşünmeye çalışsak, yemeği genelde kadının yaptığını görsek… Bu tamamen bağnazlık ve iş körlüğü. Bu bağnazlıkları kırmak çok eğlenceli, beni keyiflendiriyor. Kişisel hobim haline dönüştü bile diyebilirim.

– İlk olan kadınların da oldukça cesaretli olduklarını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle. Ama inanın, bir tane örnek koyduğunuzda 100 tane birden geliyor. Seçimlerden 1-2 hafta sonra ”Metro şoförlerinin eğitimi bitti. Sertifika programı var.” dediler. Sayın Başkan ile birlikte gittik. Hatta göreve yeni başlamıştık ve metro şoförlerinin seçim sürecinde biz yoktuk. Yaklaşık 100 kişi varsa, sadece 4 tane kadın vardı. Sayın Başkan kürsüye çıktığında bir sonraki eğitim grubunda kadın sayısının artırılmasını istedi. 5-6 ay sonra, yeni hattın açılması sebebiyle şoför ihtiyacı ortaya çıktı. 109 personele ihtiyacımız vardı. Ben ”En azından %30’unu kadın yapalım.” dedim. Arkadaşlar o kadar başvuru alamayacağımızı düşündüler. Yine de, ilanın altına ”Öncelikli olarak kadınlar tercih edilecektir.” maddesinin eklenmesini istedim. Biz 109 kişi için ilan çıkmıştık. 120 tane kadını işe aldık. Şimdi 100’e yakını iş başı yapacak. Hepsi kadın oldu.

O kadar çok kadın var ki.. ”İstihdam edemeyiz, yapacak olan yoktur.” dememek gerekiyor. Ben yapacak erkekleri de biliyorum. Emin olun, var.

– Metroda şoför olabilmek için teknik bilgi de gerekiyor. Ama bir yandan teknik liseleri bitiren kadın sayısının oldukça az olduğunu görüyoruz. Bu konuda havuzda bir darlık olduğundan söz edebilir miyiz?

Biz önce hangi bilgilere ihtiyaç var şeklinde yapılacak işleri analiz ettirdik. İstihdam edilebilirlikte ve tanımlamalarda bazı esneklikler yarattık. Eğitim sistemimiz kadını en başta ayrıştırıyor. Bu kaynağın doğru yönetilmesi lazım. İstihdam etmenin öncesinde, sosyal ve toplumsal olarak yapmamız gereken şeyler var. Bu kadın-erkek meselesinden de öte, üniversite mezunu ya da değil sorunu da bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Milyonlarca üniversite mezunu işsizimiz var. Halbuki, o çocuklar meslek lisesi ya da meslek yüksekokulu okumuş olsalardı ve bir meslek sahibi olsalardı şu anda hepimizden daha çok kazanıyor olabilirlerdi. Çünkü meslek sahipleri çok iyi kazanıyor.

İstihdam edilebilirlikle ilgili kesinlikle bir problemimiz var. Bir de üstüne tercihlerimizi kadından yana kullanmayınca kadın evde kalmış oluyor.

– Sadece işe almak yeterli mi? Sonrasında ne gibi politikaları hayata geçirmek gerekir?

İşe almak tabii ki yetmiyor. Bizim eşit fırsat sunmamız sadece işe alımda değil, kariyerlerin yönetiminde de söz konusu. Yönetici alım ve atamalarında kadın meselesine öncelik verdik. Hatta bizden önce İBB’deki kadın yönetici sayısı %11’di. 6 ayda %22’ye çıkardık ve %100 artırdık. Ama bu bir şey değil. %40 yapabilmemiz lazım. Yönetici kadın sayısını da içeriden yetiştirdikçe artıracağız. Fırsatları sadece işe alırken yaratmayacağız. Zaten Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri bu. Üniversite mezunlarının işe girişte %50’si kadın ama genel müdürlerin %3’ü kadın. Asıl problem içeride, yolda başlıyor.

– Kreş sayılarının artması da bu anlamda oldukça önemli. 

Sadece işe alarak kadınların istihdamını garanti edemezsiniz. Birincisi, eğitim sisteminizde mutlaka kaynak yaratmanız gerekiyor. İkincisi, yetişkin kadının evden çıkıp işe gidebilmesini sağlayacak olanakları artırmanız gerekiyor. Erişilebilirliği geliştirmek, trafiği çözmek vs. Daha da önemli sorun, kadınların çocuk bakımı yüzünden evde kalması. Bu durumda, o çocuğa kamu olarak bakabilmen lazım. Yuvaları önemsememizin sebebi de bu. Başkanımız her iki cümlesinden birinde yuvalardan bahşediyor. Çocukların eğitimi çok kritik. Özellikle de, 0-3 yaş arası çocukların. Bundan daha da önemlisi, kreşlerin kadının istihdam edilebilirliğini artırması. Sayılarını artırarak, kreş bölgelerinde kadınların çalışabilirliğini artırmış olacağız. Aslında bu baya ciddi bir değişim projesi. Bu sebeple, sadece işe alarak çözemeyiz. Onun haricindeki fırsatları yaratmamız lazım.

– İSMEK’lerin özellikle İstanbullu kadınlar için önemi büyük. Çok fazla sayıda kadın meslek ve bilgi edinmek amacıyla İSMEK eğitimlerine katılıyorlar. Özellikle kadınlara yönelik olmak üzere istihdamın daha da artmasını sağlayacak gelişmeler var mı?

İSMEK’lerdeki mesleki eğitim konularını elden geçirdik. 171 merkezde, 433 tane kursumuz var şu anda. Bu 433 kursun konusunu, istihdam edilebilirliğe göre seçmeye gayret ettik. Böylece, kadınların eğitimlerden sadece hoş bir hobiyle değil kendisine para kazandıracak bir bilgiyle çıkmasına sebep oluyoruz. Kadına gelir yaratacak modeller yaratıyoruz. Şu anda 126.000 kişi İSMEK’lerde eğitim görüyor ve bu sayının büyük bir kısmı kadın. Kadının hayata katılımı konusunda çok önemli bir kanal.

– Çocuk bakımı, kreş, doğum izinleri konularını öncesinde hep kadınlar üzerinden konuşurduk. Bugün, birçok şirket babalara da uzun süreli doğum izni hakları tanıyor. İBB’nin de babalara ve baba adaylarına yönelik birtakım politikaları var mı ya da olacak mı? 

Açıkçası, mümkün olduğu kadar. Bazı noktalarda kamu düzenlemelerine ve mevzuatlara tabiiyiz. İBB ve bağlı kuruluşları, iş yasasına ve ilgili mevzuatlara oldukça dedike yerler. Fakat ne olursa olsun, bu fırsatları yaratmak durumundayız. Ben aslında kadına pozitif ayrımcılık gibi gözüken bazı noktaların bile kadının istihdam uzaklaşmasına sebep olduğunu görüyorum. Erkeklerin de çocuk bakabilmesi için doğum iznine çıkması umarım ileriki dönemlerde konularımızdan biri olabilir.

Bununla ilgili çok canlı bir örnek geldi önümüze. Kadın çalışanlarımızdan biri doğumdan önce ayrılmak istedi. Biz ”Doğumunu yap, çocuğuna bak ve ondan sonra kararını ver” dedik. Doğumdan sonra keşke işimde olsaydım diyen kadınların sayısı oldukça fazla. Bu konularda daha gidecek çok yolumuz var diyebiliriz.

Pozitif ayrımcılığa ve ”dezavantajlı gruplar” tanımına karşı bir duruşunuz var. Nedenini açıklayabilir misiniz?

Ben de zamanında bu tanımlamayı çok kullandım ama son yıllarda acayip canımı sıkıyor. Bunu İngilizce’de çözdüler. Artık disabled yerine, differently abled diyorlar. Bu insan dezavantajlı değil, aslında farklı şekillerde avantajlılar. Körse daha iyi duyuyor mesela. Gerçekten birtakım eksikliklerle hayata gelmişler ama bu başkalarının eksiklikleri olmasına rağmen bunları çaktırmıyor olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Biz dezavantajlı diye tanımlıyoruz, tanımladığımız gruba birilerini koyuyoruz ve sonra o sepetten bir şeyler almaya çalışıyoruz. Kadın-erkek meselesi bile bence buradan doğuyor. Ayrıştırmazsan problem yok aslında. Günün sonunda ayrıştırıcı nitelikte bir dezavantajlı tanımı yapmaktan uzak durmak gerekiyor.

Bunun yanında, belediye olarak engelli kişilerin işe alımı konusunda büyük bir proje başlattık. Zorunda olmasak bile, ciddi sayıda da engelli bireyin işe alımını yapacağız. Kamuda kurumları engelli istihdamında zorunlu değiller ama biz kamu sorumluluğumuz gereği bunu yapacağız.

”Kota koyacaksak, erkeklere koyalım!”

– Ekrem İmamoğlu, 25 Kasım’da yönetici kadrolarda yüzde 40 cinsiyet kotası uygulanmaya başlayacağını söylemişti. Kota uygulanmaya başladı mı ve şu anda İBB’de çalışan aktif yönetici kadın sayısı ne kadardır?

Biz 6 ayda %22’ye çıkardık. Bunun hedefi %40. Keşke %50 olsa. Geçen Yönetim Kurulunda Kadın Derneği’nde ”Kotalı mı, kotasız mı?” üzerine bir münazara vardı. Beni de kotayı savunan tarafa yazmışlar. Ben şahsen kotaya inanmıyorum. Kota bir araç belki ama terkedilmesi gereken bir araç. Kota koyacaksak, erkeklere koyalım. Mesela ”%50’den daha fazla erkek almayalım.” diyelim. Niye %30 kadın kotası koyuyoruz?

– Ekrem İmamoğlu’nun vaatleri arasında yer alan bir diğer önemli konu ise kadına yönelik şiddet ile ilgiliydi. Kadın Sığınma Evleri ve Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri bu vaatler arasında yer alıyordu. Kör noktalara etkin aydınlatmalar ve acil durum butonları ise kadınların güvenliğini sağlamak için yapılacak olan işler arasında yer alıyordu. Konuyla ilgili bir gelişmeler ne durumdadır?

Aslında çoğunu saydınız. Kadının daha rahat yaşayacağı bir şehir yaratmamız lazım. Bu hemen olacak bir şey değil. Geçen toplantılardan birinde Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ”Size topuklu ayakkabılarla rahatça gezebileceğiniz kaldırımlar yapacağız.” demişti. Belki de, bu detaylara varacak bir hassasiyetle düşünülmesi gerekiyor. Daha güvenli olması en öncelikli konulardan birisi. Kadınların en fazla sıkıntı yaşadığı konulardan biri bu. Güvenli bir şehir değiliz. Kadının hayata tutunması anlamında eşit fırsatlar sunmamız lazım.

Bahsettiğiniz gibi, parklar ve büyük alanlar açıyoruz. İstanbul’a yeşil alanlar kazandırıyoruz ve bu alanların güvenliği oldukça kritik bir konu. Dolayısıyla, ormanın içlerine bile güvenlik butonları koyacağız. İSTGÜVEN bununla ilgili çok güzel bir uygulama başlattı.

– İstanbul İstatistik Ofisi’nin çalışmalarından da bahsedebilir misiniz?

İstanbul İstatistik Ofisi’nde ana konularımız hep kadın ve çocuk üzerine. Çünkü, oraları iyileştirmek istiyoruz. Oraları iyileştirince toplumu iyileştireceğimize inanıyoruz. İlk araştırmaların gösterdiğine göre; geliri 3.000 – 3.500 liranın altındaki ailelerin çocuklarının sadece %2’si kreşe gidebiliyor. Bu veri bile yuva projemizin ne kadar doğru bir adım olduğunu gösteriyor. Çünkü düşük gelirli ailelerde kadın ve çocuk iyice yok oluyor.

İstanbul artık şehir datası açık hale gelen birkaç şehirden biri haline geldi. İnanılmaz yazılımlar geliştiriliyor. Açtığımızın birinci haftasında, dünya genelinde İstanbul ile ilgili inanılmaz çıktılar üretilmeye başlandı. Günde 2 milyon insanın transfer olduğu bir otobüs hattımız var. Burası, 16 milyon insanın sürekli hareket halinde olduğu bir şehir. Bölgesel ve yerel olarak ciddi bir data var. Kullanıcılara ve tüm yazılımcılara bu veriyi açtık. Açık platform, adaletli bir şehir için en önemli teknolojik altyapı. Şeffaflaştırdıkça, kadın özgürleşecek. Biz kapattığımız için, kadın kapanıyor.

Dilek İmamoğlu’ndan Kadın Şoförlere Destek
Kaynak: ibb.istanbul

– Dilek İmamoğlu önemli bir politik figür. İBB’nin özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda attığı adımlara yoğun bir şekilde destek veriyor. Siz kendisinin katkısını nasıl yorumluyorsunuz?

Biz konuya topyekün bakıyoruz. Tabii ki, Dilek Hanım’ın varlığı da çok önemli. Bu konuya çok inanan bir insan. Ekrem Bey’in daimi yol arkadaşı en başta. O yüzden, kendisinin varlığı çok kritik. Fakat bu bir takım işi. Bu 1-2 kişinin inisiyatifinde olacak bir şey değil. Dilek Hanım, Ekrem Bey gibi topluma örnek olmuş isimlerin olması oldukça önemli. Bizlerin de, o örneklerin etrafındaki sistemi toparlaması ve desteklemesi gerekiyor. Var olmasını oldukça önemsiyorum. Güzel de bir örnek olduğuna inanıyorum. Kendisinin şu anda ciddi bir aktivite planı var. İstanbul’un her yerinde ve özellikle kadının merkezde olduğu her konunun içerisinde yer alıyor.