Anlat, Dinliyorum…

 

Sürekli karmaşa içinde yaşıyoruz hayatı, nezaketten uzak saygısız. Hep bir şeylerimiz noksan ya da hiçbir şeye yetişemiyoruz. Sanki bir kaosun içindeyiz ve bir o kadar da söyleyeceklerimiz var dile getiremediğimiz; kendimize ve hayata dair.

Öyle ki, karşılıklı ne anlatırsak anlatalım yine de yetmiyor hiç birimize.

Konuşurken hiç bir konuyu bitiremiyor, hep başka bir konuya geçiyoruz, birimiz diğerimizin sözünü kesiyor ama her zaman kalabalıktan ya da yalnızlıktan şikayet ediyoruz.

Acaba dinlemiyor muyuz?

Oysa ne çok şeyimiz var anlatacak ve paylaşacak.

Basit iletişimi ve yaşamayı beceremiyoruz bir türlü. Ne sahip olduğumuz beden ve kişilik, aile, dostlar, sevgili. Ne kazandığımız para ne de paranın satın alabildikleri…

Karmaşa içinde her şeye yetişmeye çalışırken veya bir şeyleri yakalamaya; en çok da kendimizden vazgeçiyoruz.

Beden sağlığından daha fazla ruh sağlığımızdan oluyoruz. Doktorlar, terapistler arası git gellerden, stresimizden ve içinde bulunduğumuz mutsuzluk üreten durumdan  kurtulmaya çalışıyoruz.

Yani; önce kendimize hayatı zehir ediyoruz, sonra da ruhumuzu beslemek, mutlu olmak adına inançlı olmak yerine;  yoga, meditasyon yapıyor kendimize alternatif tıp arıyoruz.

Elimizdeki imkanlar çoğaldıkça doymuyor muyuz?

Yoksa ruhumuzu açlığa mahkum edip hep fiziksel doyum arayışımız mı bu tatminsizliğin asıl sebebi? Belki de bu yüzden anlatmaktan vazgeçiyoruz.

Dinlemiyoruz. Kızıyoruz; bilmiyorlar ne kadar da aç olduğumuzu; anlatmaya ve dinlemeye.

Oysa ki; ne anlatan var, ne dinleyen.

Hüznü anlatıyorsun gülüp geçiyorlar, sevinci paylaşmak istiyorsun, yürüyüp geçiyorlar. Yalnızlığını kırmak istiyorsun, kullanıyorlar.

Ne kadar bencil bu insanlar!

Her kelimenin, her davranışın, her dokunuşun, her öpücüğün, her damla gözyaşının bir bedeli mi olmalı?

Hiçbir şey karşılıksız olamaz mı?

Nerde toplumsal ahlakımız, aile yapımız, bizi biz yapan değerler?..

Oysa  karşılıksız dinleyen kıymetlidir, karşılıksız anlatan özel.

Gün geçtikçe bu kadar sadelikten, değerlerimizden ve nezaketsizlikten uzaklaşıyor olmamızın asıl sebebi nedir acaba?

Ne zaman unuttuk azın aslında daha çok olduğunu ve hayatta her güzel şeyin paylaşarak arttığını, edepli olmanın erdem olduğunu.

Var mısın; sade yaşayalım hayatı, sanki günün birinde ceketimizi alıp gidebilecek, geride bıraktığımız, özleyecek hiçbir şey olmayacak kadar sade…

Erdemli olmayı ve doğru davranmayı ve pozitif olmayı elden bırakmadan adam gibi. Bağlanmayalım hiç bir şeye körü körüne. Bağlılıklarımızın ve sahip olduklarımızın esiri olmayalım. Bağlandığımız boş, biten, geçici, sağlıksız ve sıradan olmasın.

Olmasın.

Daha anlatacaklarım var.  Beni karşılıksız dinler misin?