“Black Lives Matter” Hareketi Nedir?

Black Lives Matter

Amerika Birleşik Devletleri’nde yer yerinden oynuyor. Protestolar Afro-Amerikalı George Floyd’un son anlarını gösteren viral bir video ile başladı. Minneapolis kentinde çekilen videoda beyaz bir polis ensesine bastırarak Floyd’a müdahale ediyor, ancak polisin 7 dakika boyunca sürdürdüğü bu pozisyon Floyd’un ölümüne sebep oluyor. Son kelimeleri “Nefes alamıyorum!”. 

Ne yazık ki Amerika’da siyahilere karşı olan polis şiddetinin ilk örneği bu değil. Daha önce Trayvon Martin, Eric Garner ve nice polis şiddeti kurbanları için yürüyüşler yapılmıştı. Mapping Police Violence adlı bir veritabanına göre, Afro-Amerikalılar diğer ırklara kıyasla 3 kat daha fazla polis şiddetine maruz kalıyorlar. Ayrıca bu verilere göre polislerin yüzde doksan dokuzu polis olduklarından uyguladıkları şiddet için hiçbir ceza almıyor.

İnsanlar bunun değişmesi için sokaklarda. Amerika’da başlayan protestolar Avrupa’da da sürmekte. Sosyal medyada oyuncular, yazarlar, sporcular, dergiler herkes tepki gösteriyor. Viral olan sosyal hareketin adı Black Lives Matter, Türkçesi Siyahi Hayatlar Önemlidir. Hareketin amacı polis şiddetine dur demek ve siyahilerin haksızlığa uğramadığı yeni bir sistem kurmak, bir diğer adıyla ırkçılığa karşı gelmek. Yapılan protestolar ve verilen tepkiler sadece bir ölüme bağlı değil, bu 400 yıldır süren sistematik şiddete karşı bir başkaldırı. Kendinizi Amerika’ya köle olarak getirilen ve tarih boyunca her alanda ayrımcılığa uğrayan Afro-Amerikalıların yerine koyunca bu öfkeyi daha iyi anlıyorsunuz.

Bir açıdan bu olaylar hepimizi sahip olduğumuz ayrıcalıkları düşünmeye itiyor. Eğer ten renginiz hayatınızı zorlaştıran bir etken değilse dünyadaki birçok kişiden daha şanslısınız demek. Türkiye’de ten rengi ayırıcı etkenlerin başında gelmiyor olabilir ancak ayrımcılığın tek çeşidi ırkçılık değil. Kişiler eşcinsel oldukları, farklı bir dine mensup oldukları veya farklı bir millete ait oldukları için negatif muamele görebiliyor. Ne yazık ki dünyanın her yerinde ayrımcılığı farklı formlarda görebiliyoruz.

Nefret doğuştan gelen bir şey değil. Güney Afrika’nın devrimci lideri Nelson Mandela bu konuda şu sözleri söylemiş; “Kimse başka bir insandan ten rengi, geçmişi veya dini sebebiyle nefret ederek doğmaz. İnsanlar nefret etmek için nefreti öğrenmelidir ve eğer nefreti öğrenebiliyorlarsa onlara sevgiyi ve barışı öğretebiliriz. Öyle ki, sevgi ve barış insan kalbine nefretten daha yakındır.” Ne zaman ki bu felsefeyi hayatımızda uygulamaya başladığımızda; çevremizde, işyerimizde, okulumuzda sevgiyi yaydığımızda, ayrımcılıkla baş edebiliriz.

Koronavirüs Sebebiyle Ortaya Çıkan Ekonomik Kriz Kadınları Daha Fazla Etkileyecek