Evde Sanayi Devrimi!

İşte nihayet elinizde bir kitapla koltuğunuza gömülüp rahatlamak için zaman buldunuz. Kızınız yan odada bilgisayarıyla meşgul, bebek de halının üstünde rengarenk plastik oyuncaklarıyla oynamakta. Şu an kesinlikle her şey yolunda görünüyor. Huzur, güven ve rahatlığın bundan daha kusursuz bir resmi olabilir mi?

Şimdi daha yakından bakalım. Birincisi; o oturduğunuz rahat koltuk. Kumaşının mutajenler (mutasyona neden olan maddeler), ağır metaller, tehlikeli kimyasallar ve boyalar içerdiğini biliyor muydunuz? Ve bunların yalnızca müşteriye sunulma ve satılma aşamasının dışında ‘riskli’ veya ‘tehlikeli’ etiketi taşıdığını? Siz koltuğunuzda hareket ettikçe sürtünmeyle kopan kumaş parçacıkları ağzınız, burnunuz ve ciğerleriniz tarafından emiliyor. Siz bu koltuğu sipariş verdiğinizde bunlar da menüde miydi?

Çocuğunuzun kullandığı bilgisayar… İçinde toksik gazlar, kadmiyum, kurşun ve cıva gibi zehirli metaller, asitler, plastikler, klorla ve bromla birleştirilmiş maddeler ve diğer katkılardan oluşan binden fazla değişik materyal içerdiğini biliyor muydunuz? Bazı yazıcı kartuşlarından çıkan tozda nikel, kobalt ve cıva gibi insana zararlı maddeler bulunduğunu ve siz kitabınızı okurken çocuğunuzun bunu soluyor olabileceğini? Belli ki bilgisayarın çalışması için bu binden fazla materyalin çoğu zorunlu. Peki birkaç sene içinde ailenizin bu bilgisayarla işi bittiğinde ne olacak? Elden çıkarmaktan başka çareniz yok. Değerli ve riskli tüm parçalarıyla birlikte atılacak. Bir bilgisayar kullanmak istediniz ama kasıtsız da olsa acımasız bir atık ve imha sürecinin parçası oldunuz.

Bebeğinizin oynadığı o plastik çıngırak… Ağzına sokmalı mı sizce? Eğer PVC plastikten yapılmışsa toksik boyalar, kayganlaştırıcılar, antioksidanlar, ultraviyole ışık dengeleyicilerin yanında hayvanlarda karaciğer kanserine neden olan (ve endokrin bozulması oluşturduğundan şüphelenilen) ftalatı da büyük olasılıkla içeriyordur… Huzur, güven ve rahatlık buraya kadar…

‘BEŞİKTEN MEZARA’ YERİNE ‘BEŞİKTEN BEŞİĞE’ YAKLAŞIMI

Sanayi ve çevrecilik kavramlarını her zaman birbirine ters düşen konular olarak düşünmeye alışığız. Çevreciler tüm sanayi dallarına kaçınılmaz bir yok edici olarak bakarken sanayiciler de çevre duyarlılığını üretim ve büyümenin karşısında bir engel olarak görürler. Neden endüstriyel hayatın doğaya zarar vermesi gerektiği inancını yıkmaya yönelik yöntemler geliştirilemesin?

Alman kimyager Prof. Dr. Michael Braungart ve Amerikalı mimar William McDonough’ın kafa kafaya verip 1991 yılında ortaya koydukları “yeni bir atık bakış açısı” ile bunun mümkün olduğuna şahit olduk. Bizdeki ‘beşikten mezara kadar’ deyimini değiştirerek Beşikten Beşiğe, çok bilinen İngilizce söylenişiyle cradle to cradle (C2C) en kısa ifadesiyle “yeni bir tasarım konsepti” geliştirdiler. Çevrecilerin savunageldiği zararı en aza indirmek için ‘Azalt, Yeniden Kullan, Geri Dönüştür’ mottolarına karşılık ‘beşikten mezara’ yerine ‘beşikten beşiğe’ yaklaşımını ürettiler.

BUNUN ADI 2. SANAYİ DEVRİMİ

Alman kimyager ve Amerikalı mimarın ortaya koyduğu yeni yaşam tasarımı o kadar önemli ki 2. Sanayi Devrimi’ni başlattığı söyleniyor. Prof. Dr. Braungart ve McDonough, atığın olmadığı bir tasarım fikrini savunuyor. Bu müthiş tasarıma göre ürünler hiçbir sentetik materyal ve toksin tortusu bırakmadan yeniden suya veya toprağa dönerek ‘biyolojik besin’ olarak tasarlanacaklar  ya da ‘teknik besin’ kategorisinde saf ve değerli materyaller olarak sürekli kapalı devre endüstriyel dolanımda olacaklar.

TİŞÖRTÜNÜZ ESKİYİNCE GÜBRE NİYETİNE BAHÇEYE ATIN!

Örneğin Alman Trigema firması kompost olabilen tişört üretti. Tişörtünüz ömrünü doldurduktan sonra bahçede biyolojjk olarak parçalanabiliyor. Çevreye zarar vermeden toprak için besin oluyor.

Büyükannenizin kullandığı çamaşır makinesi ömrünü doldurduktan sonra çöp olmuyor. Teknik besin kategorisinde endüstriyel dolanıma girerek başka bir ürüne, mesela torununuzun bineceği bisiklete dönüşüyor. Bisiklet ömrünü tamamladığında yine çöp olmuyor ve üretildiği malzemenin niteliğinden dolayı başka bir eşyaya dönüşüyor.

Dünyadaki birçok dev şirket ve Türkiye’deki bazı holdingler şu anda ”cradle to cradle” tasarım konseptine göre ürünler üretmeye başladı bile.