Saygı Üzerine…

 

Birçok erdemin kendimizde var olduğunu düşünür, aksini kabul etmekte zorlanırız her daim. Saygı, sevgi gibi kendiliğinden tohumu ekilen bir davranış durumu değil ne yazık ki… Sevgi tohumlarını da sulamak, büyütmek gerek elbette ancak saygının çerçevesini, kalıplarını, nüanslarını öğrenmek uzun zaman alıyor hayatta. Öğrenmesi de, öğretmesi de zorlu bir süreç.

Çiçeğe saygı duyduğumuzda, hiç papatya toplamıyor muyuz?

Çevreye saygılıyız diyerek kağıt atmıyor muyuz sokağa?

Büyüğe saygımız var da off deyip ses yükseltmedik mi hiç?

Yaşadıklarımıza saygılıyız havasında olup, muhataplarımızı rencide etmelere, bu sayılmaz mı diyeceğiz?

İlk çocukluk zamanlarımızda başlayacak bu eğitim… Önce algı yeteneğini, kavrama yeteneğini geliştireceksin çocuğun… Doğru-yanlış, iyi-kötü, yararlı-zararlı zıtlıklarını en ince detayıyla anlattığında ya da gösterdiğinde anladı mı bakacaksın… Olmadı, baştan.. . Olmadı, başka örnekle…  Aksi durumun bedelleri olduğu garnitürünü eksik etmeden.

Önce kendine saygıyı öğrenecek insan denen varlık. Kendi ruhuna, bedenine. Hor kullanmayacak… Buradan yansımayla ikinci kişiye, diğer kişilere dönecek o saygı.

Nezaket, yalnızca “siz” hitabı ile tanımlanmıyor, samimiyetle birleşmedikçe tamamlanmıyor.

Eksiği görebilmek, öğrenmeye istekli olmak gerek.

Kendini ve haddini bilenlere saygıyla…