Tüketim Çılgınlığına Karşı Minimalist Olmak

Tüketim kültürünün hâkim olmaya başladığı 1950 yılından bu yana; bir şeyler satın almak bizler için kaçınılmaz bir hayat tarzına dönüşmeye başladı. Bununla beraber ilerleyen iletişim ağları ve reklam faaliyetleri “satın alım algısı” oluşturarak aslında ihtiyacımız olmayan şeylere para ve zaman harcamamıza sebep oldu. Günümüzde katlanarak devam eden tüketim çılgınlığının aslında bizlerden neler götürdüğünün gerçekten farkında mıyız?

Fazla tüketmek ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmek, hayatı karmakarışık hale getiren bir unsurdur. Yalnızca “fazla satın alım” olarak düşünmeyelim. Örneğin: Okunmayan binlerce e-posta, kullanılmayan ve sürekli bildirim aldığınız telefon uygulamaları, kullanılmayan ev eşyaları, giyilmeyen kıyafetler… Sizler de bunları okurken strese girdiniz değil mi? İşte tam bu noktada artık minimalist olmanın zamanı geldi.

Minimalizm başlangıçta, 1960 yılında sanat akımı olarak baş göstermiş ve sonralarında bir hayat felsefesi olarak da popülerleşmiştir. Türkçeleştirilmiş hali “sadeleşmiş” anlamına gelen ve “fazlalık olan her şeyden kurtul!” mottosu ile hareket eden bu akım, tüketim çağının doyumsuzluğundan kurtulup kendini iyi ve yeterli hissetmek isteyen herkesin denemesi gereken bir felsefedir. Tüketim çağının doyumsuzluğu ve insanlara sürekli bir şeyleri tüketme isteği yaratması; özellikle sosyal medyada maruz kalınan pazarlama çalışmalarıyla da desteklenmektedir. Günümüzün yoğun kullanıldığı sosyal ağlar, kamuoyu oluşturmak gibi güzel bir amacın yanında birçok olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Özellikle “hayatın gerçekliği” ile “sosyal medyanın gerçekliği” arasında kalan bireyler maddi ve manevi olarak zedelenmektedir. Bu sebeple Minimalizm felsefesi ile sadeleşmeye hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var diye düşünmekteyim.

Fazlasını Tüketmek Zorunda Değilsin!

Evet, gerçekten fazlasına ihtiyacın yok! O aldığın ve giymediğin ayakkabılara, son zamanlarda giymediğin kıyafetlere, asla okumadığın veya okuduğun halde kalması gerekmeyen kitaplara, silmekten yorulduğun biblolara, kullanmadığın makyaj malzemelerine ve diğer gereksiz olan tüm eşyalara gerçekten ihtiyacın yok! Bir şeyleri stoklamak zorunda değilsin! Sana bu algıyı dayatan sistemden uzaklaşabilirsin. Hem de yine de moda olandan uzaklaşmayarak.

Minimalizm, gerçekten de son dönemlerde moda bir akım haline geldi. İlk başta bir ev dekorasyonu stili olarak önümüze çıkarken sonralarında dijital medyada çığ gibi büyüyen “challenge” içerikleriyle gardırop sadeleştirmek, sınırlı sayıda eşya ile yaşamak, altı ay boyunca üç kombini kullanmak şeklinde çeşitlenerek hayatımıza giren bir kavram oldu. Sadeleşmeyi deneyen insanlar, deneyimlerini dijital ortamlarda paylaştıkça, “minimalist olmak” ünlü bir şey oldu.

Neden satın alıyorum/aldım?

Tüketime daldığımız zaman pek sık kendimize sormadığımız ancak oldukça önemli bir soru bu aslında. İnsanlar olarak tüketmeye o kadar alışmışız ki, satın alımlarımızdan önce çoğu zaman düşünmüyoruz. Minimalizm ile tanışana dek bende düşünmüyordum itiraf edeyim. Ancak bir gün eşyalarımın gerçekten çok olduğunu fark ettiğimde, bir şeyleri yanlış yaptığımı anladım. Aldığım ve asla giyemediğim/giymediğim onlarca kıyafetim olduğunu fark ettim. O andan sonra, dolabımdan başlayarak yavaş yavaş tüm eşyalarımı sadeleştirdim. Sadeleşmemin bitmesi her ne kadar zor olsa da, oldukça ferahladığımı hissetmiştim. Daha sonrasında bu sadeleşmeyi bütün hayatıma entegre etmeye karar verdim.

Aslında biraz durup düşünmemiz gerekiyor. Yalnızca bir şeyler satın alırken değil, hayatımızı etkileyen her bir konuda birkaç saniyemizi “Neden?” sorusunu cevaplamaya ayırmamız bizi gözle görülür düzeyde iyi bir noktaya taşıyacaktır. Ayrıca istemeden minimalist olmaya başlayacaksınız. Tecrübeyle sabit 🙂

Bireylerin satın alma davranışları birtakım teknikler ile kolaylıkla yönlendirilebilir bir yapıya sahiptir. Sıklıkla uygulanan başarılı reklam faaliyetleri sonucu, kaç kez ihtiyacınız olmayan bir ürünü satın aldığınızı bir düşünün. Ne kadar fazla değil mi? Satış ve pazarlama uzmanları özellikle bir ürüne veya markaya “duygusal” bir anlam yükleyerek “psikolojik yollarla satın alım” sağlarlar. Dikkatle baktığınızda pek çok reklamın, sloganın veya ürün vaadinin bu yola bağlı olduğunu görürsünüz. İşte tam da bu noktada farkındalığınızı kuvvetli tutarak bu yola girmeden önce “Neden satın alıyorum?” sorusunu kendinize sorabilirsiniz. Bu soru sayesinde son dönemde alacağım birçok şeye aslında ihtiyacım olmadığını fark edip satın almaktan vazgeçtiğimi söyleyebilirim. Oldukça etkili bir yöntem açıkçası.

Nasıl Minimalist Olurum?

Minimalizm kavramı aklınızda biraz yer edindiyse; şimdi gelelim asıl konuya. Minimalist olmak, özünde yalnızca eşyalardan değil bütün maddi ve manevi gereksizliklerden kurtulmak demektir. Minimalist olan birisi, azlıktan gelen çokluğu iyi bilir.

Eğer minimalist olacaksanız şu adımları izleyebilirsiniz:

  • Önceliğinizi her minimalistin başlangıçta yaptığı gibi, giysi dolabınızı tamamen boşaltıp düzenlemeye verin. Kıyafetlerinizde ve diğer tüm aksesuarlarınıza yapacağınız sadeleştirmede birkaç püf nokta var.

Püf nokta 1: Aldığınız parçayı son bir yılda kaç kez giydiğinizi değerlendirin.

Püf nokta 2: Ana renkler ve modası asla geçmeyen modellerden dolabınızda bulundurun. Ancak o parçaların sayısını sınırlandırın.

Püf nokta 3: Belirli sayıda üst ve alt parça bulundurun ve yeni bir ürün aldığınızda bulundurduğunuz parçalardan birini çıkarın.

Püf nokta 4: Dolabınızdaki parçaları belirli bir kombin yapacak şekilde düzenleyin. Bu sayede hep yaşadığınız “Şimdi, ne giyeceğim?” sorusundan kurtulursunuz.

  • Dolap düzenlemeyi bitirdik ve şimdiden kendimizi ferah hissetmeye başladık değil mi? Şimdi ise evimizi düzenleyelim. Yapmamız gereken tek şey son 1 yılda kaç kez kullandığımızı düşünmek. Bir gün biri kalmaya gelir diye beklettiğiniz onlarca nevresim takımının sayılarını düşürün artık! Misafirleriniz için bulundurduğunuz ama aslında gereksiz olan yemek takımlarından, fazla bardaklardan kurtulun! Asla kullanmadığınız veya evinizin sadeliğini bozan bütün dekor ürünlerini atın!

 

  • Şimdi, yapmanız gereken içsel enerjinizi güzelleştirmek ve kısacası kendinizi sadeleştirmek! Minimalist olan insanlar yalnızca eşya fazlalığından değil, manevi atıklarından da kurtulur. Enerjinizi düşüren insanlardan, moralinizi bozan ve asla umurunuzda olmayan insanların sosyal medya hesaplarını takip etmekten ve de tüm kötü alışkanlıklarınızdan kurtulun! Bu adım, gerçekleştirmesi uzun süreli olan ancak yapılması imkânsız olmayan bir adımdır. Şahsen ben bu adımın daha yarısındayım. Ancak kendime edindiğim yeni hobilerim, sosyal medyada daha az vakit geçirmeye karar vermem ve hayatımdaki insanların sayısını sınırlandırmak beni oldukça iyi hissettirmeye başladı bile! Enerjimin tazelendiğini hissediyorum, gerçekten 🙂

 

Bütün bu adımları tamamladınız ve tebrikler, artık siz de minimalist oldunuz! Ancak minik bir şey daha eklemek istiyorum: Minimalist olacağım diye kendinizi zorlamayın. İyi hissetmek için yaptığınız şey bu. Çok sevdiğiniz kitaplarınızı atmak zorunda değilsiniz, giymeyi sevdiğiniz ve atmak istemediğiniz şeyleri sırf parça sınırlamanıza karşı duruyor diye atmanıza gerek yok! Modunuzu yükseltmesi gereken bir olguyu, zorunluluk haline getirip enerjinizi düşürmeyin. Minimalizmin kuralları esneyebilir, dönüşebilir.

Pandeminin Minimalizm Etkisi

            Tüm dünyada etkisini hissettiren ve hayatlarımızı felç eden COVID-19 salgını; birçok sektörü ve hayatı ciddi oranlarda etkiledi. Dünyanın her yerindeki insanlar uzun süreler boyunca evlerinde kaldılar. Pandemi; iş hayatını, ekonomiyi, sosyal hayatı ve toplumun psikolojik yapısını yaraladı. Bu dönemde, evlerinde kalan insanlar zaman geçirmek için kendilerine yeni uğraşlar buldu. Çalışan insanların büyük çoğunluğu evden çalışma sistemine geçtiği için “işe gitme zamanı” yerini evde daha da fazla zaman geçirmeye bıraktı. Bu durum, birçok insanın hayatına Minimalizm kavramını ve uygulamalarını yerleştirdi. Sosyal medyada “Ev Düzenleme Challengerları” başlığı altında fazlalıklarından kurtulan insanlar, deneyimlerini paylaştılar ve birçok insana kanaat önderi oldular.

Pandemi süreci, bizlerin hayatı sorgulamasına ve önem verdiğimiz olguların değişmesine sebep oldu. Örneğin evden çıkmadığımız için dışarıda kullanacağımız birçok eşyayı almaktan vazgeçtik. Canımız sıkıldığı için ve kendi psikolojimizi korumaya ihtiyacımız olduğu için ister istemez sadeleşmeye başladık. Birçoğumuz yoga ve meditasyona bu dönemde başladık. Karar verip yapamadığımız bilişsel aktivitelerimize, hobilerimize zaman ayırma şansı bulduk. Aslına bakıldığında da uzun süre dışarıya çıkamamamıza rağmen birçoğumuz kendini iyiye evrilmiş halde buldu.

Aslına bakıldığınızda birçok insanın minimalizm ile bu dönemde tanıştığını söyleyebilirim. Yaptığım görüşmelerde ve yakın çevremde birçok insanın maddi ve manevi olarak sadeleştiğini gözlemledim. Açıkçası özellikle buna karar vermemişlerdi, COVID-19 insanları sadeleşmeye ve önem verdikleri değerleri dönüştürmeye yani kısacası değişime sürüklemişti…

Son olarak; “Minimalizm: Önemli Şeyler Üzerine Bir Belgesel” isimli bu belgeseli, sadeleşmeyi daha iyi keşfetmek isteyenlere şiddetle öneririm. Benim cümlelerim bu kadar. Minimalist ve sağlıklı kalmanız dileğiyle.